(353 S. K. m. 120)
Daire ile Yerel Mahkeme arasında ortaya çıkan sorun, iddianamenin sanığa tebliğ edilip edilmediği, sanığın savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığına ilişkindir.
Daire, iddianamenin sanığa tebliğ edilmemiş olduğunu, dolayısıyla savunma hakkının kısıtlandığını kabul ederken; Yerel Mahkemece iddianamenin sanığa tebliğ edilmiş olduğu, iddianame tebliği ile sanığın sorgusunun yapıldığı duruşma günü arasında bir haftalık yasal sürenin geçtiği ileri sürülmektedir.
Askeri Mahkemece, sanığın Birliği Komutanlığına yazılan 30.1.2002 tarihli müzekkere ile, sanığa iddianamenin tebliği ile tebellüğ belgesinin gönderilmesinin ve sanığın duruşmada hazır bulundurulmasının istendiği; sanığın Birliği Komutanlığınca düzenlenen 6.2.2002 tarihli tebellüğ belgesinin "tebliğin konusu" hanesine, "yakalanmakla sona eren mehil içi firar", "tarih ve numarası" hanesinin karşısına da Askeri Mahkemenin Birlik Komutanlığına iddianamenin tebliği için yazdığı yazının tarih ve sayısının yazıldığı ve bu belgenin, konusu "karar tebliği" olan bir yazı ekinde Askeri Mahkemeye gönderildiği, Askeri Mahkemece, sanığın da hazır bulunduğu 11.3 2002 tarihli duruşmada sanığın kimliğinin tespitinden sonra, iddianamenin sanığa 6.2.2002 tarihinde tebliğ edildiği ve yasal sürenin geçmiş olduğu belirtilerek. Askeri Savcı tarafından iddianame okunup, sanığın sorgusunun tespit edildiği görülmektedir.
Birlik Komutanlığınca düzenlenen tebellüğ belgesi incelendiğinde, bu belgede iddianamenin sanığa tebliğ edilmiş olduğuna dair açık ve net bir ibareye rastlanmamakta, sadece sanığa iddianamenin tebliğ edilmesi ve sanığın duruşmada hazır edilmesine dair Askeri Mahkemece sanığın Birliği Komutanlığına yazılan yazının tebliğ edilmiş olduğu sonucuna varılmaktadır. Yazı ekinde iddianamenin bulunmasından, iddianamenin mutlaka sanığa tebliğ edilmiş olduğu anlamı çıkarılamaz. Mahkemenin yazısı sanığa tebliğ edilmiş olmakla beraber, iddianame tebliğ edilmemiş olabilir. İddianamenin sanığa tebliğ edildiği konusu belli değildir. Ortada bu konuda en azından şüphe bulunduğundan, bu hususun sanık lehine yorumlanması gerekir.
Öte yandan, duruşmada Mahkemece iddianamenin sanığa 6.2.2002 tarihinde tebliğ edildiği ve yasal sürenin geçtiği kabul edilip duruşmaya devam edilirken, tebellüğ belgesindeki kuşkulu durum nedeniyle, huzurda bulunan sanıktan, iddianamenin kendisine tebliğ edilip edilmediği, edilmiş ise, hangi tarihte tebliğ edildiğinin sorulması gerekirken sorulmamıştır. Dolayısıyla iddianamenin tebliği ile savunmasını hazırlaması için tanınması gereken bir haftalık sürenin geçip geçmediği konusu şüpheli kaldığından, sanığa bir haftalık yasal hazırlık süresi hatırlatılmadan, bu süreden vazgeçtiğine dair beyanı alınmadan duruşmaya devamla sorgusunun ve akabinde savunmasının tespit edilerek, aynı celse hüküm kurulmuş olması, 353 sayılı Kanunun 120 ve 130/son maddelerine aykırı, bu durum aynı Kanunun 207/A maddesinde belirtilen şekilde sanığın savunma hakkını kısıtlayıcı nitelikte olduğundan, direnme hükmünün bozulması gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy