(1632 S. K. m. 87)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken sorun sanığa yüklenen emre itaatsizlikte ısrar suçunun sübuta erip ermediğine ilişkindir.
Askeri Mahkemece, sanığın, cep telefonunu kışlaya getirdiğine ve yatağının altında gizlediğine ilişkin hazırlık ve duruşma beyanları esas alınarak "kışla içerisinde cep telefonu bulundurma ve taşımanın yasaklandığına" ilişkin emre aykırı davranmak suretiyle emre itaatsizlikte ısrar suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.
Daire, cep telefonu fiilen ele geçirilememiş olsa da sanığın tüm aşamalarda kendisine tebliğ edilen emre rağmen cep telefonunu gizlice kışlaya soktuğunu ve sakladığı yerden çalındığım samimi olarak ikrar etmesi, cep telefonunu görmemiş olmakla beraber mağdur tanığın bu durumu doğrulaması ve sanığın üste fiilen taarruz suçunu cep telefonunu mağdurun çaldığı kanısı ile işlediğinin anlaşılması hususlarının birlikte değerlendirilmesi sonucu yüklenen suçun oluştuğunu kabul eden Askeri Mahkeme kararını yerinde bulurken, Başsavcılık mevcut delillerin mahkûmiyet için yeterli olmadığı görüşündedir.
Dosyadaki kanıtlar incelendiğinde; olayın sübutuna ilişkin somut delil bulunmadığı, sübut delillerinin "beyan" delilinden ibaret olduğu görülmektedir. Bunlar, sanığın ikrarı ile üste fiilen taarruz suçunun mağduru Onb. Muharrem KOÇYİĞİT in beyanlarından ibarettir.
Sanık Birlik Komutanlığınca alınan ifadesinde; 10.6.2001 Pazar günü çarşı iznine çıktığında cep telefonu alıp yatağının altına sakladığını, cep telefonunun kaybolması sebebiyle, telefonu sakladığı yeri bilen Onb. Muharrem KOÇYİĞİT' le kavga ettiğini beyan etmiş, duruşma sırasında da bu savunmasını tekrarlamıştır.
Onb. Muharrem de sanığın kendisini cep telefonunu çalmakla suçlaması üzerine kavga ettiklerini, ancak sanığın cep telefonu olup olmadığını bilmediğini ve görmediğini söylemiştir.
Sanığın satın aldığını söylediği cep telefonu elde edilemediği gibi bu cep telefonu ile sanığı gören, konuştuğunu duyan görgü tanığı da bulunmamaktadır.
Daireler Kurulunda öncelikle; sanığa ait cep telefonu elde edilemediğinden sanığın cep telefonuna sahip olup olmadığının araştırılması gerekip gerekmediği, dolayısıyla eksik soruşturma bulunup bulunmadığı hususu tartışılmış, yapılan müzakere sonunda bu konuda yapılacak araştırma ile kesin, tatmin edici bir sonuca ulaşılmasının mümkün olmadığı kabul edilerek eksik soruşturma bulunmadığına oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Bu aşamadan sonra esasın incelenmesine geçilmiştir.
Günümüzde, ceza yargılamasının gayesi, "Toplumun suç işlenmekle ihlâl edilmiş olan menfaatleri ile suç işlediği zannedilen sanığın haklarını dengede tutarak, maddi gerçeği ortaya çıkarmaktır."
Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ise, suç teşkil ettiği iddia edilen ve sanık tarafından gerçekleştirildiği sanılan maddi olayın hiçbir kuşkuya yer verilmeyecek şekilde açık ve kesin olarak ispat edilmesiyle mümkündür.
İspatın konusu verilecek olan hükmün konusunu teşkil ettiğinden, maddi olayın ispatında olayı temsil eden delillere dayanılacaktır.
Kanunumuzun da kabul ettiği "vicdani delil" sisteminin temel özelliği, mahkemenin delilleri serbestçe değerlendirmesidir. Her şey delil olabilir, fakat bu kabulün hukukun temel ilkelerine ve mantığa ters düşmemesi ve objektif bir açıdan bakıldığında, "haklı görülmesi" gerekir.
Olayı temsil eden somut delillerin bulunması halinde, mahkeme, maddi olayın ispatında bu delillere dayanacağı cihetle "doğrudan doğruya ispat" söz konusudur. Bir başka ifadeyle bu tür deliller olayı tek başına ispata yeterlidirler.
Somut delil elde edilememesi nedeniyle maddi olayın, yardımcı olaylarla ispatı söz konusu ise "dolayısıyla delil" den bahsedilir ve bu tür deliller, olayı tek başına ispata yetmezler, ancak birbiriyle tamamlanınca olayı ispat edebilirler.
Sanığın olayı en iyi bilen kişi olması kuvvetli bir ihtimal olduğundan, "ikrar" in delil olduğunda kuşku yoksa da, ikrarın delil olma özelliği, ceza yargılamasının gayesi ve insan haklan ile sınırlıdır. Bu nedenle mahkûmiyet için bu itirafın maddi delillerle doğrulanması gerekir (Kunter-Yenisey; Ceza Muhakemesi Hukuku 11 inci Bası S.583-585).
Dava konusu olayda; sanığın kışlaya cep telefonu getirdiği konusunda, ikrarından başka delil elde edilememiştir. Sanık duruşma sırasında çarşı iznine çıktığında satın aldığı cep telefonunu birliğe getirdiğini söylemiş ise de, bu beyan tek başına sanığın cep telefonu olduğunu ve bunu kışlaya getirdiğini ispata yeterli değildir. Sanık bu sözleri üste fiilen taarruz suçunu işlemesinin nedeni olarak yani savunma amacıyla söylemiştir. Cep telefonu ele geçmediğine ve başkaca gören de olmadığına göre, sanığın Onb. Muharrem'le kavga etmesinin asıl nedeni her ikisinin de açıklamak istemedikleri bir başka olay olabilir. Dolayısıyla sanığın kavga etmelerinin asıl nedenini gizlemek için böyle bir beyanda bulunmuş olması da mümkündür. Esasen sanığın yargılanmakta olduğu bir suçla ilgili olarak savunma amacıyla söylediği sözleri, tek başına bir başka suçun delili olarak kabul etmek de hukuka ve hakkaniyete uygun düşmeyecektir. Bu itibarla sanığın kışlaya cep telefonu getirdiği hususu kesin olarak ortaya konulamamakta ve kuşkulu kalmaktadır.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy