(4616 S. K. m. 1) (7201 S. K. m. 16, 20)
İtiraza konu olan ve çözümlenmesi gereken sorun, terhisli Er C.Ç.'nin gıyabında verilen mahkûmiyet hükmünün usulüne uygun olarak tebliğ edilip edilmediği ve adı geçen hakkında Dairece itiraz konusu olan mesele ile ilgili olarak 4616 sayılı Kanun uygulanmak suretiyle aynı Kanunun 1/4 üncü maddesi uyarınca davanın ertelenmesine karar verilip verilemeyeceğine ilişkindir.
Askeri Yargıtay Başsavcılığınca sanığın gıyabında verilen mahkûmiyet hükmünün usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği, bu nedenle hükmün kesinleşmediği, hüküm kesinleşmediğine göre, sanığın durumunun 4616 sayılı ve 23 Nisan 1999 tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanunun 1/4 üncü maddesine uyduğu, Askeri Savcı tarafından sanığın 4616 sayılı Kanundan yararlanması gerektiği belirtilerek, Askeri Mahkemeden karar istenmesi ve Askeri Mahkemece "Hükümlünün 4616 sayılı Kanundan faydalanması gerektiği gibi soyut bir karar verilmesine yer olmadığına" şeklindeki kararın istemin reddi mahiyetinde olduğu, bu nedenle Dairece itiraz konusu olan mesele hakkında 4616 sayılı Kanunun 1/4 üncü maddesi uyarınca sanık hakkındaki kamu davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilmesi gerektiği görüşü ileri sürülürken,
Dairece; sanığın gıyabında verilen mahkûmiyet hükmünün 7201 sayılı Kanunun 16 ve 20 nci maddelerine uygun olarak tebliğ işleminin yapıldığı, hükmün kesinleştirilmesinde bir hata bulunmadığı, Askeri Savcılıkça Er C.Ç.'nin 4616 sayılı Kanundan yararlanmasına dair bir karar verilmesinin Askeri Mahkemeden talep edildiği, Askeri Mahkemece talep hakkında kabul veya ret şeklinde bir karar verilmesi gerekirken "hükümlünün 4616 sayılı Kanundan faydalanması gibi soyut bir karar verilmesine yer olmadığına" dair verilen kararın yasal ve itirazen incelenebilir bir karar olmadığı, yok hükmünde olduğu, bu karara karşı yapılan itirazın da incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Başsavcılığın tebliğnamesinde hükmün usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği kabul edilip itiraz nedenleri buna dayalı olarak ileri sürüldüğünden, öncelikle tebligatın geçerli olup olmadığı incelenmelidir.
Dosya içeriğine göre; Askeri Mahkemece; Terhisli Er C.Ç.'nin 17.4.1989-26.10.1989 tarihleri arasında firar suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK'nın 66/1-a, TCK'nın 59/2 nci maddeleri uyarınca on ay hapis cezası ile mahkûmiyetine sanığın gıyabında 30.12.1994 tarihinde karar verildiği, Askeri Savcılıkça Patnos Emniyet Amirliğine hüküm gönderilerek, Patnos'taki bilinen adresi belirtilmek suretiyle hükmün tebliğ edilmesinin istendiği, dosyada mevcut belgede emniyet görevlilerince hükmün belirtilen adreste sanık ile aynı çatı altında ikamet eden kardeşi S.Ç.'ye 9.3.1995 tarihinde tebliğ edildiğinin belirtildiği, ancak tebellüğ belgesi ekindeki belgenin ifade tutanağından ibaret olduğu ve sanığın kardeşi S.Ç.'nin tebligatı yapan görevlilerce alınan ifadesini içerdiği, bu ifadesinde S.Ç.'nin C.Ç.'nin üvey kardeşi olduğunu, kardeşinin bir buçuk ay önce çalışmak amacıyla İstanbul'a gittiğini, bu süre içerisinde kendilerine adresini bildirmediğini, şu an adresini bilmediğini, adresini öğrendiğinde emniyet görevlilerine bildireceğini beyan ettiği görülmüştür.
353 sayılı ve ASMKYUK'nun 174/son maddesinde "Sanığın yokluğunda verilen hükümlerin usulen sanığa tebliğ edileceği", aynı Kanunun 52/4 üncü maddesinde "Tebligat Kanunu hükümlerinin askeri mahkemelerde de uygulanacağı" hükmü yer almaktadır.
7201 sayılı Tebligat Kanunun 16 ve Tebligat Tüzüğünün 22 nci maddelerine göre, kendisine tebligat yapılacak kimse adresinde bulunmadığı takdirde kendisiyle birlikte oturan ve mümeyyiz bulunan aile fertlerinden birine tebligat yapılması mümkün ise de; bu tebligatın geçerli olabilmesi için tebliğ gününde birlikte oturma koşulunun gerçekleşmesi gereklidir.
Dosyada mevcut sanığın kardeşinin ifadesine göre, tebliğ işleminin yapıldığı 9.3.1995 tarihinde sanığın kardeşi ile birlikte aynı çatı altında oturmadığı, bir buçuk ay kadar önce İstanbul'a çalışmaya gittiği, İstanbul'daki adresinin bilinmediği gibi Patnos'daki evine ne zaman döneceğinin de bilinemediği, böylece Tebligat Kanunun 16 ncı maddesinde bahsedilen birlikte oturma koşulu gerçekleşmediğinden, sanığın kardeşine yapılan tebligatın geçerli olmadığı, geçerli olmayan bir tebligata dayanılarak sanık hakkındaki hükmün kesinleştirilmesinin de yasal olmadığı, hükmün henüz tebliğ aşamasında bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmü kesinleşmediğine göre, Yerel Askeri Mahkemece dava dosyasının 4616 sayılı Kanun hükümlerine göre ele alınıp anılan Kanunun 1/4 üncü maddesi uyarınca kamu davasının ertelenip ertelenmeyeceğine ilişkin bir karar verilmesi gerekmektedir.
Belirtilen nedenlerle; Dairece hükmün Tebligat Kanununa uygun olarak tebliğ edildiğine ve Askeri Savcılığın verilen cezanın yerine getirilmesi gerektiğine ilişkin bir karar verilmesi hususundaki talebi hakkında, Yerel Askeri Mahkemece talebin kabulü veya reddi şeklinde bir karar verilmesi gerekirken bunların dışında bir karar verilmesinin 353 sayılı Kanunun 253-254 üncü maddelerine aykırı olup, Askeri Mahkemece verilen duruşmasız işlere ait karara yönelik itirazın "incelenmesine yer olmadığına" karar verilmesinde isabet görülmediğinden, Askeri Yargıtay Başsavcılığının itirazının kabulü ile Daire kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy