(1632 S. K. m. 91)
Silâhla üste fiilen taarruz eyleminin sübutu konusunda noksan soruşturma teşkil edecek herhangi bir eksiklik bulunup bulunmadığı hususu Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlığın esasını teşkil etmektedir.
Daire, silâhla üste fiilen taarruz eyleminin mevcut deliller çerçevesinde sabit sayılarak müeyyidelendirilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığını belirterek, verilen mahkumiyet hükmünü onamış,
Başsavcılık ise, beyanları hükme dayanak yapılan A.A. ve C. A.'nın hazırlık ve son soruşturma safhalarında vermiş oldukları ifadeler arasındaki çelişkinin esasa etkili olduğunu, ortaya çıkan bu tereddüt giderilmeden hükme varılmasının noksan soruşturma teşkil ettiğini ileri sürerek, mahkûmiyet hükmünün onanmasına ilişkin Daire kararına itiraz etmiştir.
Sanık J.Komd.Er A.K. aşamalarda uyum ve süreklilik gösteren savunmalarında; olay sırasında lavaboya dökülen makas, ustura, tarak niteliğindeki tıraş malzemelerini J.Onb. H.Y.'nin kendisine karşı kullanmasını engellemek maksadıyla eline aldığını, mağdurun kül tablasını kullanarak saldırıya geçmeye hazırlandığı bir esnada elini kaldırarak yüzünü koruduğunu, bunun sonucu olarak da H.Y.'nin elinin makas veya usturaya çarparak kesildiğini, hiçbir biçimde fiilen taarruzda bulunmadığını beyan etmiştir.
Olayın görgü tanıklarından J.Komd. Er C.A.; Birlik Komutanı tarafından olayın hemen ardından tespit olunan ilk ifadesinde; "...ben ve A.A. berber hanede kavga eden sanıkları aralamaya çalıştık...ancak aynı anda berber J.Komd. Er A.K.'nın tıraşta kullandığı malzemelere doğru kaydık. A.K. usturayı eline alarak H.Y.'ye salladı, darbeden mağdurun elinin kesildiğini gördüm..." şeklinde açıklamalarda bulunmuş iken,
Aynı tanığın son soruşturma ifadesinde; "...sanıkları ayırmak için içeri girdiğimde A.K.'nın elinde ustura olduğunu ve elinin havada olduğunu, akabinde H.Y.'nin usturayı almak için hamle yaptığında usturanın elini kestiğini gördüm..." dediği sabittir.
Diğer tanık J.Komd.Er A.A., olayın ardından tespit olunan ifadesinde;
"...berber hanede kavga etmekte olan sanıkların aralarına girmeye çalışırken usturanın olduğu yere doğru kaydık...usturayı eline alan J.Komd.Er A.K. J.Komd.Onb. H.Y.'ye doğru hamle yapınca boşta bulunan H.Y' nin elini kesti...." şeklinde açıklamalarda bulunmuş iken, aynı tanığın istinabe suretiyle tespit olunan son soruşturma ifadesinde: "... aralarına girmeye çalışırken usturanın olduğu kısma doğru kayınca A.K. usturayı eline aldı ve daha sonra ne olduğunu anlamadan Onb. H.Y.'nin elinin kesildiğini gördük..." dediği belirlenmiştir.
Mağdur-sanık J.Komd. Onb. H.Y. ise, karşılıklı fiziki mücadelenin ardından A.K.'nın kavanozda duran usturayı eline alarak suratına doğru salladığını, yüzüne değmesini engellemek için elini yukarıya kaldırdığında sol bileğine isabet eden usturanın yaralanmasına sebebiyet verdiğini beyan etmiştir. Askeri Mahkeme, her iki görgü tanığının istinabe suretiyle tespit olunan beyanlarına esaslı delil sıfatıyla itibar ederek, bu anlatımları hükme dayanak yapmış, bu ifadelerin hazırlık safhasındaki beyanlarla oluş ve iddiaya uygun tutarlılık gösterip göstermediğini hiçbir biçimde araştırmamıştır.
Oysaki uyuşmazlığa konu edilen maddi gerçeğin çok yönlü biçimde araştırılarak, sabit addedilen hukuki ihlallerin yürürlükteki kanun hükümleri gereğince müeyyidelendirilmesi ceza yargılama hukukunun temel işlevidir.
Farklı biçimde kabul ve değerlendirmelere sebebiyet verebilme ihtimali taşıması nedeniyle uyuşmazlık konusu eylemin cereyan ediş biçimini kesin ve tereddütsüz bir biçimde ortaya koyma yeterliliği bulunmayan ifadeler arasındaki bu aykırılıkların usulüne uygun biçimde giderilmesinin ardından hükme varılması gerektiği açıktır.
Eylemin, A.K.'nın ileri sürdüğü şekliyle cereyan edip etmediğinin, bunun sonucu olarak da sanıkta var olan eylem iradesinin pasif savunma yönünde mi yoksa aktif saldırı doğrultusunda mı? teşekkül ettiğinin saptanarak, elde edilecek sonuca göre hareket edilmesi gerekmektedir.
Tüm bu nedenlerle; yargılama konusu eylemin görgü tanıkları olması nedeniyle beyanları hükme esas alınan C.A. ile A.A.'nın yeminleri tahtında yeniden ifadelerine başvurularak, hazırlık ve son soruşturma beyanları arasındaki farklılığın giderilmesi, buna bağlı olarak da eylemin cereyan ediş şeklinin her türlü şüpheyi ortadan kaldıracak biçimde ortaya konarak sanığın hukuki durumunun tayin ve tespiti gerektiğinden, Başsavcılığın konuya ilişkin itirazının kabulü ile mahkûmiyet hükmünün onanmasına ilişkin Daire kararının kaldırılmasına, Askeri Mahkemece tesis edilen mahkûmiyet hükmünün noksan soruşturma nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy