(353 S. K. m. 163)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, suçun başlangıç tarihinin tespitine yönelik noksan soruşturma bulunup bulunmadığı noktasındadır.
Daire; suçun başlangıç tarihinde herhangi bir tereddüt bulunmadığı ve hükmün isabetli olduğu sonucuna ulaşmış iken; Başsavcılık, sanığın sorgusunu ve refakatçi Ö.Ş.'nin hazırlık ifadesine nazaran, sanığın firar eyleminin ve temadinin başlangıç tarihinin açıklığa kavuşturulması gerektiği düşüncesindedir.
Bu çerçevede yapılan incelemede;
Dava dosyasında, sanığın adli gözlem için askeri hastaneye şevkine dair sevk belgesi veya sevk emrinin bulunmadığı, ancak vak'a kanaat raporu, firar bildirim yazısı, kazan defteri sayfa sureti, firar tutanağı ve sanık ile tanığın hazırlık ifade tutanaklarındaki soru bölümlerinde, sanığın "12.12.2001 tarihinde Malatya Asker Hastanesine sevk edildiğine ve 14.12.2001 günü katılış yapmadığına" ilişkin ibareler yer aldığı, sanığın hazırlık ifadesi ve sorgusunda, hangi tarihte firar ettiğine, Van Asker Hastanesine ve Elazığ KTM'ye katılıp katılmadığına ilişkin beyanda bulunmadığı, ancak refakatçi P.Er Ö.Ş.'nin hazırlık ifadesinde, 13.12.2001 tarihinde Van Asker Hastanesinden Malatya Asker Hastanesine sevk alan sanıkla birlikte 14.12.2001 günü Elazığ KTM 'den ayrılıp otobüsle Malatya'ya yola çıktığını ve ihtiyaç molası sırasında sanığın kaçması üzerine kendisinin birliğine geri döndüğünü ifade ettiği, sanığın Malatya Asker Hastanesine katılmadığına ilişkin cevabi yazıların dosyada bulunduğu, Van Asker Hastanesi ile Van ve Elazığ KTM'ye sanığın katılıp katılmadığına ve giriş-çıkış tarihlerine dair herhangi bir araştırmanın yapılmadığı, refakatçi askeri tanık olarak duruşmaya çağırmayıp hazırlık ifadesini duruşmada okuyan Askeri Mahkemenin, gerekçeli hükmünde bu hazırlık ifadesini Sübut delili olarak göstermemekle birlikte, zımnen bu ifadeye itibar ederek, sanığın "14.12.2001 tarihinde Elazığ KTM'den Malatya'ya gitmek üzere refakatçisi ile birlikte yola çıkıp hastaneye hiç uğramadan firar ettiği" kabulüne ulaştığı görülmüştür.
Refakatçi P.Er Ö.Ş.'nin hazırlık ifadesinde belirttiği sevk, kabul ve toplanma merkezlerine katılış ve firara ilişkin hususların sanık tarafından ifade edilmediği ve dosyadaki belgelerde sanığın firar eylemine ve tarihine dair somut herhangi bir bilginin bulunmadığı dikkate alındığında. Askeri Mahkemenin bu konudaki kabulünün yegâne mesnedinin tanığın hazırlık ifadesi olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak hazırlık ifadesi sübut delili olarak zımnen hükme esas alınmış olan tanığın, Askeri Mahkemece tanık olarak dinlenilmesine karar verilmemiş, tanık duruşmaya çağrılmamış ve hazırlık ifadesinin duruşmada okunulmasıyla yetinilmiştir.
"Duruşma, son soruşturma safhasının bir devresi olduğundan, safhanın 1) sözlülük, 2) açıklık, 3) bağlılık, 4) yüze karşılık özellikleri, bu devrenin de özellikleridir. Fazla olarak bu devreye mahsus 5) vasıtasızlık ve 6) kesintisizlik özellikleri de vardır. Muhakemeyi muhakeme yapan duruşmanın bu özellikleridir." (Ceza Muhakemesi Hukuku, Kunter. S. Bası, Sayfa 835)
"Ayrıca doğrudan doğruyalık ilkesi, yargılama makamının olayı asıl kaynağından öğrenmesini, olay hakkında bilgi sahibi olan kişinin duruşmada bizzat dinlenmesi suretiyle, mümkün olduğunca güvenilir delil elde etmesini öngörmektedir (maddi anlamda doğrudan doğruyalık). Böylece, İfade sahibi doğrudan doğruya dinlenecek, onun Önceki ifade tutanağı veya yazılı beyanı dinleme yerine geçmek üzere kullanılamayacaktır. Ayrıca bu hüküm, sanığın ifade sahibi ile yüzleşme, soru sorabilme ve onun beyanlarını çürütebilme hakkını (İHAS mad. 6/3-d) güvence altına almaktadır." (Ceza Muhakemesinde İspat, Doç.Dr. Cumhur ŞAHİN, Ankara 2001, sayfa 97)
Bu değerlendirmelerden de anlaşılacağı üzere, ceza yargılamasının son soruşturma evresinde; deliller, yüze karşı ve aleni duruşmada, sözlü olarak, aynı yargılama makamı huzurunda, ara verilmeksizin ve doğrudan taraflarca içeriğine nüfuz edilebilecek şekilde ikame olunmalıdır. Bu prensipler kısmen usul yasalarında yer alan, esasen uygulamada ve doktrinde kabul görmüş, bir bakıma savunma hakkıyla doğrudan ilintili kavramlardır.
353 sayılı Kanunun 163 üncü maddesi: "Askeri mahkeme irat ve ikame olunan delilleri, duruşmada edineceği kanıya göre değerlendirir." amir hükmünü içermektedir.
353 sayılı Kanunun 153, 154 ve 155 inci maddelerine nazaran; tanığın evvelce alınmış ifadelerinin okunmasının sözlü tanıklık yerine geçmeyeceği ve ancak belirli şartların varlığı hâlinde hazırlık ifadesinin okunulmasıyla yetinilebileceği izahtan varestedir.
İnceleme konusu dosyada, Askeri Mahkemenin kabulüne mesnet teşkil eden tanık ifadesinin usule aykırı bir şekilde ikame olunduğu açıktır. Firar suçunun mütemadi suç vasfında olup, suç tarihlerinin bizatihi vakıanın özünü teşkil ettiği, asker kişinin bulunması gereken yerden izinsiz ayrılmasıyla kanunun Öngördüğü neticenin doğmaya başladığı, bu neticenin doğrudan ihlâl edilen hukuki konuyu tekabül ettiği ve suçun başlangıç ve bitiş tarihlerinin öz vakıayı belirleyen temel unsurlar olduğu göz önüne alındığında, suçun başlangıç tarihine ve eylemin ika edilişine ilişkin esaslı tanıklığı bulunan refakatçi askerin Askeri Mahkemece usulüne uygun bir şekilde dinlenilmemiş olmasının, hükmün özüne etkili ve savunma hakkının kısıtlanmasına neden olabilecek bir yasaya aykırılığa sebep olduğu ortaya çıkmakladır.
Diğer taraftan, ceza muhakemesinde asıl olan öncelikle maddi vakıanın ortaya konulması, bilahare hukuki niteleme cihetine gidilmesi olduğundan; tanığın askeri mahkemece dinlenilmesiyle yetinilmeyip, ilgili birimlerden katılış ve ayrılış tarihlerinin sorulmak suretiyle sanığın kıtadan ayrılışından sonraki eyleminin bütünlüğünün açıklığa kavuşturulması gerektiği aşikârdır.
Bu itibarla; isabetli görülmeyen Daire kararının kaldırılıp, usul yönünden yasaya aykırı bulunan mahkûmiyet hükmünün, Başsavcılığın itirazına atfen bozulmalına karar vermek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy