(353 S. K. m. 146)
Sanığın anne ve babasına ait isimlerin dosyada yer alan resmi nüfus kaydı ile farklılık oluşturacak biçimde gerekçeli karara yazılmasının, hükmün bozulmasını gerektirip gerektirmeyeceği hususu Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlığın esasını teşkil etmektedir.
Daire, sanığın anne ve babasına ait isimlerin gerekçeli karara yanlış yazılmasının daktilo hatasından kaynaklandığını, bu yanlışlığın infaz safhasında alınacak müteferrik bir kararla resmi nüfus kaydına uygun biçimde düzeltilebilmesinin mümkün olduğunu, sanığın kimlik bilgileri konusunda herhangi bir tereddüt yaratmayan bu aykırılığın hükmün bozulmasını da gerektirmeyeceğini belirterek, mahkûmiyet hükmünün tebliğnameye aykırı biçimde onanmasına karar vermiş;
Başsavcılık ise, sanığın kimliğinin en önemli unsurlarından olan anne ve baba adının gerekçeli karara resmi nüfus kaydına aykırı biçimde yazılmasının 353 sayılı Kanunun 146 ve 177 nci maddelerinin ihlâline sebebiyet verdiğini, hükmün tavzihine imkân sağlayan 353 sayılı Kanunun 253 üncü maddesinin ancak cezanın çektirilmesinde tereddüt bulunduğu takdirde uygulanabileceğini, bu yanlışlığın infaz aşamasında giderilebilmesinin kanunen mümkün olmadığını ileri sürerek, mahkûmiyet hükmünü onayan Daire kararına karşı itirazda bulunmuştur.
Dosyada yer alan resmi nüfus kaydına göre baba adı Bahattin, anne adı Nebat olan sanığın kimliğine ait bu bilgilerin gerekçeli karara Bahti ve Nebahat olarak yazıldığı görülmektedir.
353 sayılı Yasanın, "duruşmanın başlaması"na ilişkin 146 ncı maddesinde "duruşmaya başlarken sanığın kimliğinin tespit edileceğine ve kimliğini söylemeyen sanığın dosyada kayıtlı kimliğinin duruşma tutanağına girileceğine" ilişkin amir nitelikteki hükmü ile, "duruşma tutanağı ve kapsayacağı hususlar" başlığını taşıyan 177 nci maddesinde yer alan, "duruşma tutanağının, sanıkların ad ve soyadlarını kapsayacağına" ilişkin hükümlerinde, suç işlediği iddia olunan kişi ile yargılanarak hakkında hüküm kurulan şahsın aynı kişi olmasının hedeflendiği, kanun koyucunun amacının da bu olduğu kuşkusuzdur. Keza, gerekçeli hükümdeki sanık kimliği ile hakkında temyiz incelemesi yapılan kişinin aynı kişi olması gerektiği de tartışmasızdır.
Yargılanan sanıkların, dosya muhteviyatındaki kimliklerinin, resmi kayıtlara esas kimlik bilgileri ile uyum arz etmesi gerekmektedir.
Yargılamayı yürüten hâkim, sanık statüsünde bulunan kişilerin doğru kimlik bilgileri ile yargılanıp yargılanmadığını, dosyadaki resmi kayıtları inceleyip, huzurda bulunan kişilere şahsi halleriyle ilgili sorular yönelterek sıhhatli bir şekilde tespitle yükümlüdür.
Hüviyeti sanığın kimlik bilgilerine yakın ifadeler ihtiva eden ancak gerçekte yargılama konusu olayla ilgisi bulunmayan masum kişilerin, haksız şekilde cezai kovuşturma ve infaz tehdidi altında bırakılmamasının temini için, bu titizliğin her safhada gösterilmesi gerekmektedir.
İnceleme konusu somut olayımızda; kimliğin tanıtıcı ve ayırt edici unsurlarından olan anne ve baba adının gerekçeli karara doğru biçimde yazılmamasının basit bir harf ya da yazım yanlışlığından ileri gelmemesi nedeniyle bu aykırılığın daktilo hatası olarak kabulü mümkün değildir.
Hükümlerin açıklanması başlığını taşıyan 353 sayılı Kanunun 2 inci maddesi "...hükmün özünün tayininde veya tayin edilen cezanın hesabında kararsızlık olursa veya cezanın kısmen ya da tamamen yerine getirilmesinin gerekmeyeceği iddia olunursa bu konuda cezayı veren askeri mahkemeden bir karar istenir" hükmünü içermektedir.
Bunun kapsamı; hükümde belirtilenin çok açık olmaması dolayısıyla tereddüt doğurması, ya da hükümlünün yargılandığı suçtan nezarette, tutuklulukta kaldığını ancak bunun mahsup edilmediğini ileri sürmesi hâlidir.
Hükmün içeriği ve sonuç cezanın tespitinde ortaya çıkan hukuki meselelerin çözüme kavuşturulması maksadıyla ihdas edilen ve yasanın öngördüğü sınırlı hâllerde tatbik imkânı bulabilen infaza ait bu müesseseden istifade edilerek kimlik bilgilerinin resmi nüfus kaydına göre, düzeltilebilmesi hukuken mümkün değildir.
Aksi yönde düşüncenin kabulü halinde ise; sanığın hükme esas alınan kimlik bilgilerinin resmi kayıtlarda yer alan kimlik bilgileri ile uyum arz edip arz etmediğine, bunun sonucu olarak da yargılamanın 353 sayılı Kanunun 146 ve 177 D maddelerine uygun biçimde yürütülüp yürütülmediğine ilişkin denetleme yetkisinin Askeri Yargıtay yerine hüküm mahkemesi tarafından kullanılması gibi temyiz sistemimizin kabul edemeyeceği sonuçların doğmasına sebebiyet verileceği açıktır.
Tüm bu nedenlerle; sanığın anne ve baba adının gerekçeli karara yanlış yazılmasının yargılanan şahsın kimliğinin tespitinde tereddüt yaratabilecek nitelikte bir aykırılık olduğu sonucuna varılarak, Başsavcılığın itirazının kabulü ile onamaya ilişkin Daire kararının kaldırılmasına, 353 sayılı Kanunun 146 ve 177/D maddelerini ihlâl eden hükmün usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy