(353 S. K. m. 160)
Daire ile Yerel Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken hukuki mesele; suçun başlangıç tarihinin belirlenmesi konusunda noksan soruşturma bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Daire; sanığın emsallerinin son sevk tarihinin MSB Asal Daire Başkanlığı ile Yerli Askerlik Şubesinden sorularak elde edilecek delil durumuna göre suçun başlangıç tarihinin belirlenmesi gerektiği sonucuna varmış iken,
Yerel mahkeme, suçun başlangıç tarihinin tespiti konusunda giderilmesi gereken herhangi bir eksiklik bulunmadığını ileri sürerek, tesis edilen bozmaya karşı direnme kararı vermiştir.
Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun bu olmakla birlikte, huzurda bulunan sanığa son söz hakkının tanınıp tanınmadığı, buna bağlı olarak da direnme kararının usulüne uygun biçimde verilip verilmediği konusunun öncelikli mesele olarak tartışılıp irdelenmesinde zaruret görülmüştür.
Askeri Yargıtay 2 nci Dairesinin tesis etliği 9.7.2003 tarih ve 2003/820-811 sayılı bozma ilâmı üzerine, yerel mahkemece duruşma günü tayin edilerek, sanığın belirlenen gün ve saatte hazır edilmesi sağlanmıştır.
Askeri Mahkeme; 29.7.2003 tarihli celsede bozma ilânımı okuduktan sonra, ilk olarak askeri savcıya söz vermiş, askeri savcının bozmaya uyulmasına ilişkin beyanını duruşma zaptına geçirdikten sonra, bu kez huzurda bulunan sanık M.B.ye söz hakkı tanınmış, sanığın bozma ilâmına uyulup uyulmamasını mahkemenin takdirine bıraktığını ifade etmesinin ardından, başkaca bir işlem yapmaksızın yargılamaya son vererek direnme kararı vermiştir.
Bilindiği gibi;
353 sayılı Kanunun 160 inci maddesi, yargılama sürecinde; "...delillerin ikamesi ve tartışması bittikten sonra, sözün davacıya ve davaya katılana, onlardan sonra iddiasını bildirmek üzere askeri savcıya ve daha sonra da sanığa verileceğini, askeri savcının sanığa, tanık ve müdafiinin de, askeri savcıya cevap verme hakkına sahip olduğunu..." belirttikten sonra "son sözün sanığa verilmesi" gerektiğini ayrıca vurgulamıştır. Bu demektir ki, tartışma bölümünü de içeren geniş anlamdaki duruşma, muhakkak sanığın "son sözü" ile bitecek, bu sözün tesir ve kuvvetini etkiyecek herhangi bir talep ya da iddianın ileri sürülmesine imkân verilmeksizin hüküm tesis edilecektir. Son Sözün sanığa verilmesi "savunma" bakımından çok önemli olup, emredici nitelikteki bu usul kuralı, "savunmanın kısıtlanamayacağına" ilişkin ilkenin doğal bir sonucudur.
İlk defa hüküm verilirken "son sözün sanığa verilmesi" kuralının geçerliliği konusunda bir kuşku bulunmamakla birlikte, bozmadan sonra başlayan yeni yargılama sürecinde de, kamu davasının "kesintisizlik" ve "süreklilik" ilkelerinin doğal sonucu olarak; yargılamanın henüz devam ediyor olması, yargılamanın aynı usul kurallarına tâbi bulunması, bu kuralın bozmadan sonra uygulanmayacağı şeklinde bir ayrımın yasal dayanağının bulunmaması nedenleri ile direnme kararının verildiği olurumda da, en son sözün sanığa verilmesine ilişkin kural aynen geçerli olup, bu konuda da herhangi bir kuşku bulunmamaktadır.
Savunma hakkının doğrudan ve etkin biçimde kullanımını hedefleyen bu düzenlemenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6, Anayasamızın 36 ncı maddesinde ifadesini bulan "Adil Yargılanma Hakkı" ile teminat altına alınarak korunduğu açıktır.
Temel haklardan kabul edilen "savunma hakkının kısıtlanması usul kanunlarımızda mutlak temyiz sebeplerinden biri olarak sayılmaktadır. (CMUK. m. 308/8 ve 353 S.K. m. 207/3-H)
Sanığa Askeri Yargıtay bozma ilâmına karşı diyeceklerinin sorulması, 353 sayılı Kanunun 227/3 üncü maddesinin tanıdığı usule ilişkin bir hak okluğundan, bu imkânın duruşmaya son vermeden hemen önce kullandırılmasının aynı kanunun 160/3 üncü maddesinde yer alan son söz hakkını bertaraf edemeyeceği açıktır.
Bu itibarla, direnme kararının verildiği oturumda hazır bulunan sanığa Askeri Yargıtay bozma ilâmına karşı beyanını sunmasından ayrı olarak "son söz" hakkının tanınmaması 353 sayılı Kanunun 160/3 üncü ve 207/3-H maddeleri gereğince savunma hakkının kısıtlanmasına sebebiyet veliliğinden, direnme hükmünün emredici nitelikteki bu kurallar çerçevesinde sair yönler incelenmeksizin usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy