(1632 S. K. m. 87)
Daire ile Yerel Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun, dava konusu olayda noksan soruşturma bulunup bulunmadığına, mevcut delillerin mahkûmiyete yeterli olup olmadığına ilişkindir.
Daire, dava konusu olayın yeterince aydınlanmadığı ve sanığın savunmasının gerçeği yansıtıp yansıtmadığının araştırılması gerektiğini, dolayısıyla noksan soruşturma ile hüküm kurulmuş olduğunu kabul ederken; Yerel Mahkemece, yüklenen suçun sübutu konusunda noksan soruşturma bulunmadığı ve dosyadaki delillerin mahkûmiyet için yeterli olduğu sonucuna varılmaktadır.
Dosya incelendiğinde; sanığa Bölük Komutanı tarafından tebliğ edilmekle beraber, tebliğ tarihi olmayan 212 maddeden ibaret "Emniyet ve Kaza Önleme Talimatı'nın 199 uncu maddesinde, kışla dahilinde cep telefonu ve çağrı cihazı sokmanın, bulundurmanın ve kullanmanın yasaklandığı,
Olay tutanağına göre, 9.11.2000 tarihinde sanığın üzerinde yapılan aramada Panasonic GD-90 marka cep telefonu bulunduğu anlaşılmaktadır.
Sanık sorgu ve savunmalarında, emniyet ve kaza önleme talimatının topluca tebliğ edildiğini hatırlamadığını, ancak kitap şeklindeki bir emrin son sayfasını imzaladığını hatırladığını, kitabın 50 sayfalık olduğunu, imzaladıktan sonra toplandığını, tebliğin olaydan önce mi sonra mı olduğunu hatırlayamadığını, emri okumaya imkân vermediklerini, kışlada kantincilerde, Bl.ve Tb.K.şoförlerinde, yazıcılarda cep telefonu olduğunu, başka şekilde amirlerinin cep telefonunun yasak olduğu şekilde bir şey söylemediklerini, yakalandıktan sonra yasak olduğunu öğrendiğini beyan etmektedir.
Sanığın savunması doğrultusunda Askeri Mahkemenin isteği üzerine Birlik Komutanlığınca verilen cevapta, sanığa tebliğ edilen emniyet ve kaza önleme talimatının broşür hâline getirilmiş ve erlerin üzerinde taşıması için dağıtılmış 19 sayfalık bir talimat olduğu, bu talimatın her er ve erbaşın sol üst cebinde taşınması konusunda emir verildiği, erin bilmesi gereken talimatların er bölüğe katılır katılmaz tebliğ edilmekte olduğu, sanığın bölüğe katılış tarihinin 20.1.2000 olduğu bildirilmiştir.
Öncelikle, davada noksan soruşturma bulunup bulunmadığı konusu tartışılmıştır.
Dairece, sanığın savunmaları karşısında suç tarihindeki Bölük Komutanı, Bölük Astsubayı ve bir kısım bölük personelinin (kantinde görevli) ifadelerine başvurularak, "Emniyet ve Kaza Önleme Talimatının erlerin birliğe ilk katılış günlerinde toplu hâlde imzalatılıp imzalatılmadığının, ayrıca 212 maddeden oluşan bu özel talimatın 199 uncu maddesinde yer alan "Kışla dahilinde cep telefonu ve çağrı cihazı sokmak, bulundurmak ve kullanmak yasaktır" şeklindeki yasaklayıcı düzenlemenin malûm ve muayyen bir emir hâline getirilerek sanığın da dahil olduğu bölük personeline sözlü ve yazılı bir biçimde duyurulup duyurulmadığının (tebliğ edilip edilmediğinin) tespiti bakımından Yerel Mahkeme hükmünün noksan soruşturma yönünden bozulmasına karar verilmiş ise de;
Suç tarihinden bu yana uzunca bir süre geçmiş olması, Dairece dinlenilmesi öngörülen tanıkların çoğunun terhis ya da tayin olmaları nedeniyle dinlenilmelerinin uzunca bir zaman alacağı konusu bir yana, sağlıklı bir sonuca ulaşmanın imkânsızlığı karşısında, öte yandan Birlik K.lığının istenilen hususlarla ilgili cevabi yazısı da nazara alındığında davada noksan soruşturma bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
İkinci aşamada sanığa yüklenen suçun sabit olup olmadığı konusu üzerinde durulmuştur.
"Emniyet ve Kaza Önleme Talimatı"nın 199 uncu maddesinde sözü edilen "Kışla dahilinde cep telefonu ve çağrı cihazı sokmak, bulundurmak ve kullanmak yasaktır" şeklindeki emrin, hizmete ilişkin bir emir olduğunda ve bu emirden haberdar olan kişinin emri yerine getirmemesi hâlinde emre itaatsizlikte ısrar suçunu işleyeceğinde, söz konusu emrin Bölük Komutanı tarafından sanığa tarihi belli olmaksızın tebliğ edilmiş olduğu konusunda hiçbir tereddüt bulunmamaktadır.
Ceza Hukukunda maddi delillerin hiçbir şüpheye meydan vermeyecek biçimde bütün açıklığıyla ortaya konulması gerekir. Sanığın emirden suç tarihinden önce haberdar olmadığına ilişkin savunmasının aksi kanıtlanmamıştır. Birlik Komutanlığının cevabi yazısında sanığın emirden haberdar olduğu belirtilmiş ise de, sanığa tebliğ edilen talimatta tebliğ tarihi bulunmadığına göre tarih konusu şüpheli kalmıştır. 353 sayılı Kanunun 52 nci maddesi, asker kişilere yapılacak tebliğlerin üst makam aracılığı ile ve ilgiliden alınacak bir belge karşılığı yapılacağını, bu belgede tebliğ ve tebellüğ edenin imzaları ile tebliğin yer ve zamanının gösterileceğini amirdir. Usul Kanununda dahi bu şekil de bir hüküm getirilmiş olması karşısında, emrin tebliği sonucu bir suça vücut verecekse, tebliğ tarihi konusunda daha titiz davranmak gereklidir. Sanığa kitapçık verildiği ve bunu sol üst cebinde taşıması gerektiği, dolayısıyla emirden haberdar olduğu yolunda bir kabul, ceza hukuku yönünden geçerli değildir. Sanığa verildiği iddia edilen kitapçığın verilip verilmediği ve verilmişse hangi tarihte verildiği belli değildir. Kitapçığın suç tarihinden sonra verildiği veya emrin suç tarihinden sonra tebliğ edilmiş olması az da olsa ihtimal dahilindedir. Mahkûmiyet kararı verilebilmesi için, şüphenin ortadan kaldırılması, sanığın suç işleme kastıyla hareket ettiğinin hiçbir tartışmaya yol açmayacak biçimde açık ve kesin olarak ortaya konulması gerekir. Yasak getiren ve uyulmaması hâlinde sonucu suç teşkil edecek emrin sanığa hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak açık ve net bir biçimde tebliğ tarihinin kesin olarak bilinmesi, suç kastıyla hareket edip etmediğinin tespiti bakımından önem arz etmektedir. Dosya kapsamı itibariyle cep telefonu bulunmasının yasak olduğuna dair emrin suç tarihinden önce sanığa tebliğ edildiği konusu kesin ve tereddütsüz biçimde anlaşılamadığından, sanık lehine olarak suçun unsurları itibariyle oluşmadığı kabul edilmiştir. Dolayısıyla sanık hakkında beraat kararı yerine mahkûmiyet hükmü kurulması kanuna aykırı olduğundan hükmün sübut yönünden bozulması gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy