(1632 S. K. m. 106)
Askeri Yargıtay Başsavcılığı ile Daire arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken sorun; sanığın eyleminin amiri silâhlı tehdit suçunu mu yoksa amire mukavemet suçunu mu oluşturduğuna ilişkindir.
Yargıtay Başsavcılığı sanığın eyleminin ASCK'nın 106 ncı maddesi delaletiyle iki ayrı amire mukavemet suçunu oluşturduğu görüşünü ileri sürerken, Daire sanığın eylemlerinin iki ayrı amiri tehdit suçunu teşkil ettiği sonucuna varmıştır.
Dosya içeriğine göre; sanığın 10.1.2002 günü 18.00-20.00 saatleri arasında Devriye-2 nöbetçisi olduğu, nöbetinde silâhını tam dolduruşa getirip havaya 12 el ateş ettiği, tüfeğinin şarjördeki diğer mermileri atmaması nedeniyle tüfeğinin tutukluk yaptığını ve bu ateş etme olayından dolayı kendisine bir kötülük yapılabileceğini düşünerek sağlam bir silâh elde etmek amacıyla Kaplan-2 nöbetçisi olan Er A.T.'nin yanına gittiği- elindeki silâhı ile Er A.T.'ye "yaklaşma silâhını bırak yoksa vururum" diyerek onu tehdit edip, silâhını yere bıraktırdığı, bu silahı yerden alacağı sırada Er A.T.'nin sanığa "kendini yaktın bari beni yakma" diye yalvarması üzerine bu silâhı almaktan vazgeçerek oradan ayrıldığı, Kaplan-3 nöbetçisi olan Er H.U.'nun yanına gittiği, ona silâhını tevcih ederek "silâhını bırak yoksa canından olursun" diye tehdit ettiği, Er H.U.'nun silâhını yere bırakması üzerine bu silâhı alan sanığın biri kendisine diğeri Er H.U.'ya ait iki tüfekle birlikte önce Tabur binasına doğru, bilâhare nizamiyeye giderek Emniyet Nöbetçi Subayına teslim olduğu anlaşılmaktadır. Somut olayın yukarıda açıklandığı şeklinde cereyan ettiği hususunda, nöbetçi olan sanığın nöbet talimatına aykırı davranışları nedeniyle ASCK'nın 106 ncı maddesi kapsamında bir nöbetçi olarak değerlendirilmemesinde, nöbetlerini kanun ve talimatlara uygun olarak tutan silâhlı nöbetçi erler A.T. ile H.U.'nun ASCK'nın 15 ve 106 nci maddeleri uyarınca sanığın amiri konumunda bulundukları hususunda Daire ile Askeri Yargıtay Başsavcılığı arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Askeri Mahkemece sanığın üstü tehdit suçlarını işlediği kabul edilerek iki ayrı mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu hükümler Dairece onanmış ise de;
ASCK'nın 106 ncı maddesinde "Askeri karakola, nöbetçiye ve devriyeye hakaret eden veya bunları dinlemeyen veya bunlara mukavemette bulunan yahut fiilen taarruz eden, bu suçları amire karşı yapmış sayılır ve öylece cezalandırılır" hükmü yer almaktadır. Burada ifa edilen hizmetin önemi dikkate alınarak karakol, devriye ve nöbet görevini ifa edenler korunup bunlara karşı madde metninde yazılı suçları işleyenlerin suçu amire karşı işlenmiş sayılarak ASCK'nın 85, 87, 90 ve 91 inci maddelerine göre cezalandırılacakları hükme bağlanmış bulunmaktadır.
ASCK'nın 106 ncı maddesinde üstü (amiri) tehdit suçu (ASCK'nın 82/2 nci maddesi) yer almadığından, Askeri Mahkemenin sanığın eylemlerinin amiri tehdit suçunu oluşturduğuna ilişkin kabulünde ve aynı doğrultudaki Daire kararında isabet görülmemiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında: somut olay değerlendirildiğinde; kanuni anlamda nöbetçi olarak kabul edilmeyen sanığın nöbet yerinde 12 el havaya ateş ettikten sonra tutukluk yapmayan bir silâh temin etmek amacıyla nöbet yerini terk ederek kanun ve talimatlara uygun olarak nöbet tutan ve dolayısıyla ASCK'nın 106 ncı maddesi uyarınca amir konumunda olan iki nöbetçiden birinin tehditle silâhını bıraktırmak, diğerinin ise silâhını tehditle almak suretiyle nöbet hizmetlerini yapmalarına engel olduğu, bu nedenle sanığın eylemlerinin ASCK'nın 90 ıncı maddesinde "Bir amiri veya mafevkini zorla ve tehdit ile hizmet emrini ifadan menetmeye kalkışan mukavemet cürmünü yapmış olur." şeklinde tanımlanan iki ayrı mukavemet suçunu oluşturup oluşturmayacağı ve eylemlerin sübutu hâlinde sanığın kastının silâh temin etmek olduğu dikkate alındığında, birden fazla nöbetçiyi tehdit ederek yalnız birinin silâhını alması karşısında, aynı suç işleme kararıyla hareket edip etmediği, dolayısıyla TCK'nın 80 inci maddesinin de uygulanıp uygulanmayacağı hususunun da tartışılıp değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmış, Askeri Yargıtay Başsavcılığının itirazının kabulü ile Dairenin onama kararlarının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy