(765 S. K. m. 29)
Daire ile Askeri Yargıtay Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, tedbirsizlik, dikkatsizlik, emir ve talimatlara riayetsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek suçundan sanık hakkında TCK'nın 455/1 inci maddesi uyarınca tayin olunan temel cezanın alt sınırın üzerinde, arttırılarak belirlenmesinde gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığına ilişkindir.
Askeri Yargıtay Başsavcılığı; Askeri Mahkemece asgarî hâddin üzerinde temel cezanın tayini için gösterilen gerekçenin soyut ve yeterli olmadığı, mahkumiyet hükmünün bu nedenle bozulması gerektiği görüşünü ileri sürerken Daire gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olduğu sonucuna varmıştır.
Dosya içeriğine göre; sanık ve müteveffa Er A.Ann Kurtalan İlçesi Jandarma Asayiş Bl.K.lığı 3 üncü Timinde görevli oldukları, 24.7.2001 günü 3 üncü Time Beykent TV verici istasyonunu koruma görevi verildiği için timdeki görevlilere Tim Komutanı tarafından boş olan silâhlarının ve dolu şarjörlerinin teslim edilerek doldur-boşalt istasyonuna gitmelerinin emredildiği, bu sırada sanığa üzerine zimmetli bulunan Cannas marka silâh ile beş adet dolu şarjörünün de teslim edildiği, sanığın doldur-boşalt istasyonunun yakınına birkaç arkadaşı ile beraber geldiği, timde görevli diğer arkadaşlarının gelmesini oradaki ağaçların altında oturarak bekledikleri sırada, sanığın hücum yeleğinden dolu şarjörleri çıkartarak yanında oturmakta olan arkadaşlarına şarjörün tamamen dolu olup olmadığının nasıl anlaşıldığını anlatmaya başladığı. Er C. G.'nin şarjörle oynamamasını, bu yüzden ceza alabileceklerini Söyleyerek ikaz etmesine rağmen, sanığın şarjörle oynamaya devam ettiği, şarjörü silâhına taktığı, bu arada olay yerine gelen Er A.A.'nın oturmakta olan sanığın birkaç metre karşısında ayakta durduğu, sanığın dolu şarjör tüfeğine takılı iken silâhın kurma kolunu çekerek tüfeği tam dolduruşa getirdiği, Onb. İ.Hnın bulunanlara "Komutanlarınız gelecek, dağınık durmayın toplu hâlde durun" dediği, bu arada sanığın ayağa kalkmaya çalışırken tüfeğin tetiğine dokunduğu, emniyeti açık olduğu için ateş alan tüfekten çıkan merminin Er A.A.'nın kasık bölgesine isabet ettiği, bu yaralanma sonucu iç kanamadan vefat ettiği, olayda silâha ve başkasına atfedilecek bir kusur bulunmadığı, sanığın tam kusurlu olduğu anlaşılmakta olup, Daire ile Askerî Yargıtay Başsavcılığı arasında oluş ve suçun sübutunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
TCK'nın 29/son maddesinde hâkimin iki sınır arasında ceza tayin ederken (alt sınırdan belirlense dahi) mutlaka gerekçe göstermesi gerektiği düzenlenmiş ve sınırlı olmayacak bir biçimde hangi hususların gerekçe olarak gösterilebileceği örnekseme metodu ile belirlenmiştir.
Kanun koyucu, cezanın kişiselleştirilmesini sağlaması bakımından, hâkimin her olayın özelliğine ve failin kişiliğine göre gerekçesini göstererek, iki sınır arasında temel cezayı belirlemesine olanak sağlamıştır. Anılan maddede öngörüldüğü üzere bu gerekçe, sanığın kişiliği, olayın işleniş yer ve biçimi, nedeni ve işlenmesindeki özellikler ile zarar ya da tehlikenin ağırlığı, kastın veya taksirin yoğunluğu ile ilgili dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır.
Yerel Askerî Mahkemece sanık hakkındaki ceza alt sınırdan ayrılmak suretiyle belirlenirken "sanığın taksirinin yoğunluğu" gerekçesine dayanılmıştır. Kanunumuz taksiri tarif etmemiş, ancak taksirle işlenebilen cürümlerde taksir teşkil edebilen hareketleri saymıştır. TCK'nın 455 inci maddesinde "tedbirsizlik, dikkatsizlik, meslek ve sanatta acemilik ve nizamat, evamir ve talimata riayetsizlik" taksir kabul edilebilen hareketler olarak belirtilmiştir.
Bununla beraber, taksirden söz edilebilmesi için, sonucun fail bakımından "öngörülebilir ve önlenebilir" olması da gerekmektedir.
Öngörülebilirlik ve önlenebilirlik, her şeyden önce, failin içinde bulunduğu bütün şartlar göz önüne alınarak somut bir biçimde belirlenmelidir. Bu belirlemeye, yani sonucun öngörülebilirliği ve önlenebilirliği her olayda, belli bir mesleğe mensup ve belli şartlarda bulunan aklı başında bir insanın davranışları dikkate alınarak yapılmalıdır. Ancak, taksir teşkil eden eylem, nizamlara, emirlere ve talimatlara uymamak şeklinde gerçekleşmiş ise, öngörülebilirlik ve önlenebilirlik aranmamakla, önleyici kurala uymamanın (uymama iradi olmak kaydıyla) belirlenmesi taksirin varlığı için yeterli kabul edilmektedir (N.TOROSLU; Ceza Hukuku, Ankara 2001 s. 108).
Diğer taraftan, failin taksir teşkil eden tek bir hareketi, sonucu meydana gelirmiş olabileceği gibi, her biri taksir teşkil eden birden fazla hareketlerinin birleşmesiyle de sonuç meydana gelmiş olabilir. Bir başka ifadeyle, failin hem tedbirsizlik ve dikkatsizliği veya meslek ve sanatta acemiliği hem de emir ve talimatlara riayetsizliği suç teşkil eden neticeye yol açmış olabilir. Her iki durumda da failin taksiri söz konusu olmakla birlikte, son durumda kusurlu davranışları daha ağır olduğundan, kusurunun daha yoğun olduğunu kabul etmek gerekir. Örnek vermek gerekirse atış sırasında dikkatsizliği sonucu iyi nişan alamayan ve bir başkasının ölümüne neden olan asker kişinin kusuru, hiç gereği yokken silâhına dolduruş yapan ve silâhı ile oynarken bir başkasının ölümüne neden olan asker kişinin kusurundan daha hafiftir.
Somut olayda; olay tarihinden önce temel askerlik eğitimini yapmış ve yaklaşık beş aylık asker olan sanığın kendisine "emniyet ve kazaların önlenmesine dair emir ve talimatların" 25.5.2001, 15.6.2001 ve 12.7.2001 tarihlerinde imza karşılığı tebliğ edilmesine rağmen emir ve talimatlara aykırı olarak, tüfeğin boş olması gereken zamanlarda hiç gerek yokken tüfeğine dolu şarjör takması, arkadaşı tarafından ikaz edilmesine rağmen şarjörleri ile oynaması, emir verilmeden tam dolduruş yapması, tam dolduruşta iken tüfeğinin emniyetini açık bırakması, ikaz üzerine oturduğu yerden ayağa kalkarken tetiğe basarak silâhının ateş almasına sebebiyet vermesi şeklinde, kısa süre içinde birbirini takip eden taksirli davranışları söz konusudur. Bir başka ifadeyle sanık, hem komutanları tarafından silâhla oynanmayacağına dair verilen emirlere aykırı hareket etmiş ve bu eylemini arkadaşının uyarısına rağmen sürdürmüş hem de dikkatsiz ve tedbirsiz davranarak, silâhın tetiğini çekmiştir. Bu nedenle sanığın, hamili bulunduğu silâhın ateş alması hâlinde doğurabileceği ağır tehlikeleri ön görecek durumda olmasına rağmen, kusurlu hareketlerini sürdürmesi karşısında taksirin yoğun olduğunu kabul eden Mahkemenin kabulünde isabetsizlik görülmemiş ve Askerî Yargıtay Başsavcılığının itirazının reddine karar vermek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy