(353 S. K. m. 120)
Daire ile Askeri Yargıtay Başsavcılığı arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun, sanığın kimliğinde bir tereddüt bulunup bulunmadığı, ayrıca istinabe suretiyle sorgu ve savunması tespit edilen sanığın savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığına ilişkindir.
Askeri Yargıtay Başsavcılığı sanığın kimliğinde çelişki ve belirsizlik bulunduğu, bu durumun hükmün bozulmasını gerektirecek derecede usule aykırılık oluşturduğu, ayrıca istinabe duruşma tutanağında sanığın duruşmadan vareste tutulmayı istediğine ilişkin açık bir ibarenin yer almadığı, bu durumda sanık hakkında Askeri Mahkemece duruşmadan vareste tutulmasına karar verilerek sanığın gıyabında yargılama yapılmasının usul yasasının vicahilik kuralına aykırılık teşkil eden bozma nedeni olduğu görüşünde iken, Daire, dosyadaki kayıtlara göre sanığın kimliğinde bir tereddüt bulunmadığı, sanığın istinabe mahkemesinde talimat evrakının sanığın yüzüne karşı okunduğu, sanığın duruşmadan vareste tutulma konusundaki yasal hakkını öğrendiği, buna rağmen savunmasını yapacağını belirtmekle zımnen duruşmadan vareste kılınmayı istediği, bu itibarla savunma hakkının kısıtlanmadığı sonucuna varmıştır.
Dosyadaki belgelere göre; dosyada nüfus idaresinden getirtilmesi gereken nüfus kaydı bulunmayan sanığın Bölük Komutanı tarafından düzenlenen nüfus hüviyet cüzdanı suretinde, iddianamede ve adli sicil kaydında ana adının "Ayhan", istinabe duruşma tutanağında "Güldane", gerekçeli hükmün sanık kimliği bölümünde ise "Ayhan" olarak yazılı olduğu anlaşılmakta olup, bu belgelere göre sanığın anne adının "Ayhan" mı yoksa "Güldane" mi? olduğu hususunda tereddüt bulunduğu, bu belirsizliğin ancak nüfus idaresinden getirtilecek nüfus kaydı ile giderilmesinin mümkün olabileceği sonucuna varıldığından sanığın kimliğindeki belirsizlik nedeniyle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sanığın savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığı hususunun incelenmesinde;
Dosyadaki belgelere göre; sanık hakkında emre itaatsizlikte ısrar suçundan kamu davası açılması üzerine, Askeri Mahkemece, terhisli sanığın sorgusunun tespiti için Zonguldak Ereğli Asliye Ceza Mahkemesine yazılan istinabe talimatında, sanığa iddianamenin tebliğ edilerek, sanığın duruşmadan vareste tutulmayı talep ettiği takdirde iddianame uyarınca sorgu ve savunmasının tespitiyle, tutulacak duruşma istinabe tutanağının gönderilmesi istenmiş, bu talimata iddianame ve sanığın hazırlık ifadesi eklenmiştir.
İstinabe edilen Zonguldak Ereğli Asliye Ceza Mahkemesince celp edilen sanık hakkında 1.7.2002 tarihinde yapılan duruşmada; sanığın kimliği tespit edildikten sonra aynen, "Sanığa CMUK'un 135 inci maddesi uyarınca yasal hakları hatırlatıldı. Sanık haklarımı anladım, savunmamı kendim yapacağım demekle iddianame ve talimat evrakları okundu, savunma ve delilleri soruldu." şeklindeki belirlemeden sonra sanığın sorgu ve savunması tespit edilmiş, bu istinabe tutanağı Askeri Mahkemeye duruşmanın bırakıldığı 17.9.2002 tarihinden önce gelmiş, o gün yapılan duruşmada yukarıda tespit olunan sorguya itibarla sanık hakkında hüküm kurulduğu görülmüştür.
Sanık bu hükmü, ifadesi talimatla alındığı için savunma hakkını kullanamadığı, delilleri inceleyip savunmasını tam olarak yapamadığını ileri sürerek temyiz etmiştir.
Zonguldak/Ereğli Asliye Ceza Mahkemesince düzenlenen istinabe duruşma tutanağında; sanığın duruşmadan vareste tutulmak istediğine dair açık bir beyanı olmadığı, Askeri Mahkemece duruşmadan vareste tutulmakla, savunma hakkının kısıtlandığı Askeri Yargıtay Başsavcılığınca tebliğnamede ileri sürülmüş ise de; Askeri Mahkemece istinabe olunan mahkemeye yazılan talimatta, açıkça sanığa duruşmadan vareste tutulmayı talep etmesi halinde sorgu ve savunmasının tespitinin istenmesi, bu talimatın duruşmada sanığa okunması, sanığın duruşmadan vareste tutulma talebinden haberdar olması, savunmasını kendisinin yapacağını belirterek sorgu ve savunmasını yapması karşısında, zımnen duruşmadan vareste tutulmayı istediği anlaşılmış olmakla, bu konuda bir usule aykırılığın olmadığı sonucuna varıldığından, Askeri Yargıtay Başsavcılığının itirazı yerinde görülmemiştir (As. Yrg. Drl. Krl.nun 28.11.2002 tarih ve 2002/99-94, 4.7.2002 tarih ve 2002/64-64, 23.5.2002 tarih ve 2002/45-44 sayılı kararları da aynı doğrultudadır.).
Ancak; Askeri Mahkemece istinabe mahkemesine yazılan talimatla sanığın duruşmasının yapılacağı tarihin belirtilmediği görülmekle; sanığın, istinabe mahkemesinde ifade vermiş olsa dahi duruşma günü asıl mahkemesine giderek savunma yapması, avukat vasıtasıyla davasını takip ettirmesi veya delillerini ileri sürebilmesi imkânına sahip olması usul yasaları gereğidir. Sanığa duruşmasının hangi tarihte yapılacağı bildirilmeden ve istinabe suretiyle alınan ifadesinin Askeri Mahkemeye gelmesi üzerine yapılan ilk duruşmada sanığın duruşmadan vareste tutularak mahkûmiyetine karar verilmesi, savunma hakkının kısıtlanması mahiyetinde usul yasalarına aykırılık oluşturmaktadır.
Ayrıca dava konusu olayda iddianamenin duruşmadan önce sanığa tebliğ edildiğine dair bir belge mevcut olmadığı gibi duruşma tutanağında da bu konuda bir açıklama yer almamıştır. İstinabe duruşma tutanağından iddianamenin okunarak tebliğ edildiği anlaşılmakta olup, sanığa sorgu ve savunmasının tespitinden önce bir haftalık savunma hazırlık süresinin de hatırlatılmadığı, yine istinabe duruşma zaptından sanığın bu süreden feragat ettiğine ya da vazgeçtiğine ilişkin bir beyanın da olmadığı anlaşılmaktadır. Sanığın temyizinde ifadesi talimatla alındığı için savunma hakkını kullanamadığı, savunmasını tam olarak yapamadığını belirttiği ve bu hususu özel temyiz nedeni yaptığı görülmektedir.
353 sayılı Kanunun 118 inci maddesinde; "İddianame sanığa davetiye ile birlikte verilir. İddianamenin asker kişilere usulen tebliği sırasında kendilerini savunma amacıyla bir istemleri varsa bildirmeleri gereği de hatırlatılır."
353 sayılı Kanunun 120 nci maddesinde; "İddianamenin tebliği ile duruşma günü arasında en aşağı bir hafta geçmelidir. Sanık uygun görürse bu süre azaltılabilir. Bu süreye uyulmamış ise iddianamenin okunmasından önce sanık duruşmanın tehir veya talikini isteyebilir."
Aynı Kanunun 130/3 üncü maddesinde; "120 nci maddede yazılı süreye uyulmamış ise Askeri Mahkeme Kıdemli Askeri Hâkimi duruşmanın tehir veya talikini istemeye hakkı olduğunu sanığa bildirir." denilmektedir.
Bozmayı gerekli kılan kanuna mutlak aykırılık hallerini düzenleyen 353 sayılı Kanunun 207 nci maddesinin 3/H fıkrası ve bendinde "hüküm için önemli olan noktalarda mahkeme kararı ile savunma hakkının kısıtlanmış olması", mutlak bozma sebebi olarak gösterilmiştir.
353 sayılı Kanunun 120 nci, CMUK'un 210 uncu maddelerinde düzenlenmiş olan süre; doktrinde "koruyucu süre" diye adlandırılan sürelerdendir. Kanun burada bir işlemin yapılabileceği sürenin aşağı haddini belirtmiş olup işlemin daha önce yapılması hukuka aykırıdır. Kanun koyucu bu hükmü düzenlerken, savunma haklarının özüne ilişkin bir hüküm sevk etmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde de "dürüst yargılama hakkının" temel gereklerinden biri olarak "kendisine yöneltilen isnadı detaylı olarak ve anlayabileceği bir şekilde öğrenme hakkı" ile beraber, konumuz açısından önem taşıyan "savunmayı hazırlamak için yeterli zaman ve imkâna sahip olma hakkı" da temel bir hak olarak düzenlenmiştir.
353 sayılı Kanunun 120 nci ve CMUK'un 210 uncu maddelerinde Sözleşmede düzenlenen bu hak somut bir hâle getirilmiştir. Bu süreye riayet edilmemesi hâli, sanığın savunma hakkını esaslı suretle kısıtlayacağı için hem 353 sayılı Kanunun 207/H, hem CMUK'un 308 inci maddelerinde gösterilen mutlak bozma sebebi oluşur.
Yine sanığa iddianame okunarak bildirildikten sonra duruşmaya verilmesini istemeye hakkı olduğu hususu Mahkemece kendisine bildirilmediği için sanığın "haklarını öğrenme hakkının ihlâl edildiği ve böylece savunma hakkının özünün kısıtlandığı, bu durumun da 353 sayılı Kanunun 207/H maddesinde düzenlenen mutlak bozma sebebini oluşturduğu belirlenmiştir.
Sanığın savunma hakkının kısıtlandığı şeklindeki özel temyizi dikkate alındığında, sanığın savunma hakkının kısıtlandığı sonucuna varıldığından, Askeri Yargıtay Başsavcılığınca yapılan itiraz yerinde görülerek Daire kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy