(353 S. K. m. 1)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun, hükümlüler hakkındaki idam cezasının 4771 sayılı Kanun gereğince müebbet ağır hapse dönüştürülmesine kanuna aykırı olarak mahkemenin hâkim sınıfından bir üyesi tarafından karar verilmesi nedeniyle, bu karar itiraz üzerine kaldırıldığında, itiraz konusu olan mesele hakkında Askeri Yargıtay tarafından mı yoksa Yerel Mahkeme tarafından mı? karar verileceğine ilişkindir.
Daire, itirazı inceleyen merciin, itiraz konusu karar kanuna uygun bir mahkemece verilmiş olması hâlinde, itirazı kabul ettikten sonra kanuna uygun karar vermekle görevli olacağını, yoksa kanuna aykırı bir kuruluş yerine geçip doğru kararı vermekle görevli sayılamayacağını, kararın kanuna uygun oluşturulacak askeri mahkemece verilmesi gerektiğini kabul ederken;
Başsavcılıkça, 353 sayılı Kanunun 204/son maddesinde, kararı veren mahkemenin kanuna uygun kurulmuş olup olmaması şeklinde bir ayırıma gidilmeden, inceleme sonunda kararın kaldırılması hâlinde bu kararın tay tararından karar verilmesi gerektiğinin belirtilmiş olduğu, dolayısıyla itiraz konusu mesele hakkında Askeri Yargıtay tarafından karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
Askeri mahkemeler kural olarak 353 sayılı Kanunun 2 nci maddesine göre iki askeri hâkim ve bir subay üyeden oluşmaktadır. Aynı Kanunun Ek-1 inci maddesi ile bu kurala getirilen istisna hükmüne göre, askeri mahkemedeki davaların süratle sonuçlandırılmasını temin bakımından, subay ve astsubayların işledikleri suçlara ait davalar hariç olmak üzere basit nitelikli bazı suçları (maddede yazılı hâllere münhasır olmak üzere ASCK'nın 63, 66, 68, 76, 130, 137 maddelerinde yazılı suçlar ile para cezasını veya hafif hapis cezasını veya yukarı haddi üç seneye kadar hapis cezasını gerektiren diğer ceza kanunlarında yazılı suçlar) işleyenlerin davalarına askeri mahkemelerin hâkim sınıfından olan üyelerinden birisi tarafından bakılacağı, bu suçlardan sanık olanların soruşturma sırasında tutuklanıp tutuklanmayacağına ve tutukluluk hâlinin devamına askeri mahkemenin hâkim sınıfından üyelerinden birinin karar vereceği kabul edilmiştir.
Bu düzenlemeye göre, 353 sayılı Kanunun Ek-1 inci maddesinde belirtilenlerin dışında kalan her türlü tali davalara ait kararların askeri mahkemelerde heyet hâlinde verilmesi gerektiği şeklindeki uygulamaya Daireler Kurulunun 7.12.2000 tarih ve 2000/173-173 sayılı kararı ile son verilmiş, bu kararda, asıl davaya bakan askeri mahkemenin hâkim sınıfından olan bir üyesinin (tek hâkimin), bu davanın rüknünü teşkil eden tali davalara da bakabileceği benimsenmiştir. Daireler Kurulunun 14.1.1993 tarih ve 199 sayılı kararında da asıl davaya bakan askeri mahkemenin hâkim sınıfından bir üyesinin, şartla salıverilmenin geri alınmasına karar verebileceği kabul edilmiştir.
Hükümlüler hakkında, yüklenen suçlarla ilgili yargılama, 353 sayılı Kanunun 2/1 inci maddesine uygun olarak askeri mahkemece heyet hâlinde yürütülmüş ve yüklenen suçlar sabit görülerek mahkûmiyetlerine hükmedilmiştir. Asıl davaya askeri mahkemece heyet hâlinde bakılmış olmasına, keza cezaların içtima edilmesi ile ilgili tali nitelikteki duruşmasız işlere dair kararlar da askeri mahkemece heyet hâlinde verilmiş olmasına rağmen, yine tali dava niteliğinde olan ve 4771 sayılı Kanun uyarınca, hükümlüler hakkındaki idam cezalarının müebbet ağır hapse dönüştürülmesi ile ilgili kararın da, askeri mahkemece heyet hâlinde verilmesi gerekirken, askeri mahkemenin hâkim sınıfından bir üyesi tarafından (tek hâkim) verilmesi 353 sayılı Kanunun 2/1, Ek-1 inci maddelerine aykırı, ayrıca 207/A-D madde ve bentlerine göre kanuna mutlak muhalefet oluşturmaktadır.
T.C. Anayasasının 6/2 nci maddesinde, hiç kimse veya organın kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisini kullanamayacağı, 142 nci maddesinde de, mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyiş ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Bir tasarrufun yargı tasarrufu olarak herhangi bir kanun yoluna ve incelemeye konu olabilmesi için öncelikli koşul, ortada yasal olarak kanun yolu öngörülmüş bir yargı kararı olması gerekir. Davanın veya tali davanın kurul hâlinde oluşması gereken bir mahkeme yerine tek hâkimden oluşan mahkemece sonuçlandırılması, tasarrufun bu niteliğine halel getirir. Bu itibarla, heyet hâlinde verilmesi gereken kararın tek hâkim tarafından verilmesi hâlinde hukuken geçerli bir karardan bahsedilemez.
9.8.2002 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4771 sayılı Kanunun l/A maddesinde, savaş ve çok yakın savaş tehdidi hâlinde işlenmiş suçlar için öngörülen idam cezaları hariç olmak üzere, 1.3.1926 tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ..... da yer alan idam cezaları müebbet ağır hapis cezasına dönüştürüldüğü;
Aynı maddenin B fıkrasında, bu kanun hükümlerine göre idam cezaları müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülenler hakkında Türk Ceza Kanununun 70, 73 ve 82 nci maddelerinde öngörülen süreler iki kat, terör suçluları hakkında üç kat olarak uygulanacağı;
Kanunun Geçici 1 inci maddesinde de, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 1 inci maddenin (A) fıkrası kapsamına giren suçlardan dolayı haklarında idam cezası verilen hükümlülerin dosyalarından,
a) Henüz Yargıtaya gönderilmemiş veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar ile daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmiş olanlar hükmü veren mahkemece,
b) Yargıtayda bulunanlar ilgili ceza dairesince,
Acele işlerden sayılmak ve Türk Ceza Kanununun 2 nci maddesi dikkate alınmak suretiyle karara bağlanacağı,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan dosyaların, gelişlerindeki usule uygun olarak Kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir ay içinde hükmü veren mahkemeye geri gönderileceği,
Askeri Mahkemeler. Askeri Yargıtay Başsavcılığı ve Askeri Yargıtayda bulunan dosyalar hakkında da bu madde hükümlerinin kıyas yoluyla uygulanacağı belirtilmiştir.
Hükümlüler Y.A. ve C.E. haklarında TCK'nın 450/9 uncu maddesi uyarınca idam cezası ile hükümlülüklerine neden olan suç, savaş ve çok yakın savaş tehdidi hâlinde işlenmiş suçlardan olmadığından 4771 sayılı Kanunun 1 inci ve Geçici 1 inci maddeleri uyarınca müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmesi gerekmektedir. Zaten kesinleştikten sonra TBMM'ye intikal eden dosya bu amaçla iade edilmiştir.
Hükümlüler hakkında, başka bir suçu gizlemek için adam öldürmek suçundan verilen idam cezası dışında, zorla ırza geçmek suçundan TCK'nın 416/1 ve 417 nci maddeleri uygulanmak suretiyle verilen yirmi birer yıl ağır hapis cezası, ayrıca hırsızlık suçundan TCK'nın 492/1 ve 523/2 nci maddeleri uygulanmak suretiyle verilen üçer yıl ikişer ay on ikişer gün hapis cezası bulunmaktadır.
TCK'nın 73 üncü maddesine göre, cezalardan biri müebbet ağır hapis ve diğeri şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat bir ceza ise, ilave edilecek cezanın nev'i ve miktarına göre on günden az üç seneden fazla olmamak üzere gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek suretiyle müebbet ağır hapis cezası tatbik olunacaktır. Hükümlüler hakkındaki idam cezası müebbet ağır hapis cezasına dönüştürüldüğünde, bunun yanında diğer suçlardan aldıkları ağır hapis ve hapis cezaları nazara alınarak sözü geçen madde hükmüne göre hücre cezası verilmesi icap etmektedir. Tebliğnamede belirtildiği üzere, 353 sayılı Kanunun 204 son maddesi uyarınca, itiraz yerinde görülürse bunu inceleyen merci, aynı zamanda itiraz konusu mesele hakkında da kararını verecek ise de; Askeri Mahkemenin hâkim sınıfından bir üyesi tarafından verilen kararın geçerliliği bir yana, söz konusu kararın itiraza tâbi bir karar olduğu kabul edilse dahi, bu durumda hükümlüler hakkında müebbet ağır hapis cezası yanında 10 günden 3 yıla kadar hücre cezasının verilmesi gündeme gelecektir. 10 günden 3 yıla kadar geniş bir takdir yetkisi tanıyan bu cezanın miktarını belirleme doğrudan doğruya mahkemelere aittir. Yerel mahkeme bu takdir hakkını kullanmadan, Yargıtayın onun yerine geçerek karar vermesi düşünülemez. Üstelik, 4771 sayılı Kanunun 1/B madde ve fıkrasında, TCK'nın 73 üncü maddesinde öngörülen sürelerin iki kat uygulanacağı belirtilmiş olduğundan, mahkemenin takdir yetkisi daha da önem arz etmektedir.
Öte yandan, 4771 sayılı Kanuna göre, idam cezasının müebbet ağır hapse dönüştürülmesi; Ayrıca, şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezaların müebbet ağır hapis ile birleştirilmesi (geceli gündüzlü hücrede tecrit) ile ilgili kararın "duruşmasız işlere dair karar" ile verileceği konusunda sözü geçen Kanunda açık bir hüküm bulunmamaktadır. Sonradan çıkan bir kanuna dayanılarak, duruşmalı inceleme sonunda verilen ve kesinleşen bir hükümde, hükmün zat ve mahiyetinde etkili değişiklik yapılması duruşma yapılarak verilecek yeni bir kararla mümkündür. Gerçekten de, idam cezasının müebbet ağır hapse dönüştürülmesi ve ayrıca hükümlüler hakkında geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilme kararı verilmesi hükmün zat ve mahiyetinde etkili değişiklik getirmektedir (As. Yrg. 1 inci D.nin 5.4.1989 tarih ve 1989/201-192 sayılı, 27.12.1989 tarih ve 1989/566-627 sayılı, 4 üncü D.nin 14.3.1989 tarih ve 1989/146-203 sayılı, 28.3.1989 tarih ve 1989/186-208 sayılı, 25.4.1989 tarih ve 1989/249-235 sayılı, Drl.Krl. 8.2.1990 tarih ve 1990/28-24 sayılı; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.11.1980 tarih ve 7-267/360 sayılı, 28.2.1983 tarih ve 1-409/81 sayılı, 1.6.1987 tarih ve 7-114/326 sayılı, 9 uncu Ceza D.nin 8.1.1986 tarih ve 95/50 sayılı kararları da aynı doğrultudadır).
Bu itibarla, Yerel Askeri Mahkemece heyet hâlinde ve duruşma yapılarak, 4616 ve 4758 sayılı Kanun hükümleri de göz önünde bulundurulmak suretiyle karar verilmesini temin bakımından; hükümlüler hakkında, Askeri Mahkemenin hâkim sınıfından bir üyesi tarafından kanuna aykırı olarak verilen iki ayrı "duruşmasız, işlere dair karar" ların kaldırılması gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy