(1632 S. K. Ek m. 6)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler kurulunca çözümlenmesi gereken sorun, sanığın eyleminin hangi suçu oluşturacağı ve bu suçta yargılama yapmaya askeri mahkemenin görevli olup olmadığına ilişkindir.
Daire, ASCK' nın 106 ncı maddesinde tehdit cürmü yer almadığından, sanığın eyleminin amiri tehdit olarak vasıflandırılmayacağını, koşulları bulunduğu takdirde TCK' nın 191/2 nci maddesinde yer alan silâhlı tehdit suçuna vücut verebileceğini, sanığın terhis olması nedeniyle askerlikle ilişiği kesildiğinden, bu suçta yargılama görevinin adliye mahkemesine ait olduğunu kabul ederken, Başsavcılık, sanığın eyleminin TCK' nın 258 inci maddesinde düzenlenmiş bulunan görevli memura mukavemet suçunu oluşturacağı, 353 sayılı Kanunun 11/B ve ASCK' nın Ek-6/1 nci maddeleri uyarınca askeri mahkemenin görevli olduğu görüşündedir.
Dosyadaki delillere göre;
6.6.2000 günü 02.00-04.00 saatleri arasında erat çadırı nöbetçisi olan sanığın, nöbet yerine 4-5 metre mesafede bulunan erat depo çadırı nöbetçisi Er M.A.'nın yanına gelerek erat gazinosundan içeri bakması nedeniyle nöbetçi M.A.'nın sanığa burada ne yaptığını sorması ve sorumluluk bölgesine gitmesini istemesi üzerine sanığın "Seni vururum, öldürürüm" dediği anlaşılmaktadır.
ASCK' nın 106 ncı maddesinde, "Askeri karakola, nöbetçiye ve devriyeye hakaret eden veya bunları dinlemeyen veya bunlara mukavemette bulunan yahut fiilen taarruz eden bu suçları amirine karşı yapmış sayılır ve öylece cezalandırılır." denilmektedir. Maddede, hakaret mukavemet veya fiilen taarruzdan bahsedilmekte, "tehditten söz edilmemektedir. Dolayısıyla, As. C.K.' nın 106 ncı maddesinde amiri tehdit suçu yer almadığından, sanığın diğer nöbetçiyi tehdit etmesi, amiri tehdit olarak değerlendirilemeyecektir. Esasen sanık nöbet yerini terk etmemiş, nöbet yerine 4-5 metre mesafedeki diğer nöbetçinin yanına gitmiştir. Birlik Komutanlığınca, nöbet tutulan yerlerle ilgili nöbet talimatlarının operasyon bölgesi dönüş hazırlıkları ve intikal esnasında kaybolduğu bildirildiğinden, her ikisi de silâhlı olarak nöbet tutmaları nedeniyle, nöbet yerinin özellikleri bilinememekle beraber, sanığın nöbet yerinden 4-5 metre mesafedeki diğer nöbetçinin yanına gitmesini nöbet yerinin terk edilmesi, dolayısıyla nöbetçilik sıfatının kalktığı şeklinde değerlendirmenin oluşa ve dosyadaki delillere uygun düşmeyeceği, bu nedenle de sanıkla mağdur arasında astlık-üstlük ilişkisinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, sanığın aynı statüdeki mağdura karşı, "Seni vururum, öldürürüm" şeklinde söz sarf etmesi, unsurları bulunduğu takdirde TCK' nın 191/2 nci maddesinde düzenlenen silâhlı tehdit suçunu oluşturabilecektir. Sanığın 21.5.2001 tarihinde terhis edilmiş olması nedeniyle, TCK' nın 191/2 nci maddesinde düzenlenen suç askeri bir suç olmadığı gibi, askeri bir suçla irtibatı da bulunmadığından 353 sayılı Kanunun 17 nci maddesi gereğince askeri mahkemenin görevi sona ermiştir. Bu suçla ilgili yargılama yapmaya adliye mahkemeleri görevlidir.
Gerek ASCK' nın Ek-6 ncı, gerek 353 sayılı Kanunun 11/B maddelerinde, birinci askeri yasak bölgeler içinde veya nöbet yerlerinde karakollarda, kışlalarda, karargâhlarda, askeri kurumlarda, yerleşme veya konaklama amacıyla kullanılan bina ve mahaller içinde; askerlere fiilen taarruzda bulunanlar, sövenler veya hakaret edenler veyahut askerlik görevlerine ilişkin işleri yapmaya veya yapmamaya zorlamak için şiddet veya tehdide başvuranların TCK' nın bu fiillerine ilişkin 188, 190, 191, 254, 255, 256, 257, 258, 260, 266, 267, 268, 269, 271, 272 ve 273 üncü maddeleri uyarınca cezalandırılacakları belirtilmekte ise de, buradaki atıf hükmü, asker olmayan kişilerin suçlarına ilişkindir. Her ne kadar, madde metninde bu konuda açıklık yoksa da, madde gerekçesine bakıldığında, bu maddede yazılı suçların failinin asker olmayan kişiler olduğunun açıkça ifade edildiği ve bu kişilerin askeri mahkemede yargılanmalarını sağlamak amacının güdüldüğü görülmektedir. Maddede yazılı suçları, belirtilen yerlerde ve buradaki görevli askerlere karşı işleyen sivil kişiler hakkında ilgili madde hükmü uygulanacaktır. (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 14.12.1995 gün ve 1995/129-129 sayılı, 13.6.1996 gün ve l996/91-92 sayılı, 9.7.1998 gün ve 1998/116-113 sayılı, 7.10.1999 gün ve 1999/139-170 sayılı kararları da bu doğrultudadır.) Sanık ve mağdur her ikisi de suç tarihinde asker kişi olduklarından sanığın diğer nöbetçiye karşı olan eylemini ASCK' nın Ek-6 ncı maddesi kapsamında değerlendirmek olanağı bulunmamaktadır.
Diğer yandan, ASCK' nın Ek-6 ve 353 sayılı Kanunun 11/B maddelerinde, belirtilen yerlerde görevli askerlere fiilen taarruzdan, sövmekten, hakaretten ya da askerlik görevlerine ilişkin işleri yapmaya veya yapmamaya zorlamak için şiddet veya tehdide başvuranlardan bahsedilmektedir. Sanık, nöbetçi Er M.A nın görevine ilişkin işi yapması veya yapmaması için şiddet ve tehdide başvurmuş değildir. Bir başka ifadeyle, sanık mağduru görevinden tehdit etmemiştir. O hâlde, sanığın eylemi ASCK' nın Ek-6 ncı maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceğinden, Başsavcılığın itirazı yerinde görülmemiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy