(1632 S. K. m. 66)
Daire ile Yerel Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca inlenmesi gereken sorun, sanığa yüklenen izin tecavüzü suçunun mazeret unsuru itibariyle oluşup oluşmadığına ilişkindir.
Yerel Mahkeme, sanığın birliğine dönüş amacıyla yol parası temin etmek için gerekli çabayı gösterdiğini, en azından sanığın beyanlarının doğru olup olmadığının şüpheli kaldığını, şüpheden sanığın yararlanacağını kabul ederken; Daire, kıt'asına dönüş iradesini açıkça ortaya koymayan sanığın kabul edilebilir bir mazeretinin bulunmadığı ve suç işleme kastıyla hareket ettiği sonucuna varmıştır.
Sanık sorgu ve savunmalarında; maddi durumunun iyi olmadığını, dönüş için yol parası temin edemediğini, Bornova ve Konak Sosyal Yardımlaşma Kurumlarına gittiğini, hakkında resmi bir işlem yapmadıklarını, başvurusunu sözlü olarak reddettiklerini, bir hafta süreyle terminaldeki şoförlere kendisini İstanbul'a götürmeleri için yalvardığını, terminalde inzibatların yanına gittiğinde kendi imkânları ile birliğine dönmesini söylediklerini, akraba ve komşularından para talebinde bulunmasına rağmen, onların da maddi durumları iyi olmadığından yardımda bulunamadıklarını ileri sürmüş; Mahkemece de sanığın beyanlarına itibar edilerek, yüklenen suçları beraat kararı verilmiş ise de;
ASCK'nın 66/1-b maddesinde, kudasından veya görevini yapmakta olduğu yerden izin, istirahat veya hava değişimi alarak ayrılanlardan, dönmeye mecbur bulundukları günden itibaren altı gün içerisinde özürsüz gelmeyenlerin cezalandırılacaklarından söz edilmektedir. Bu suçun en önemli unsuru özürsüz olarak gelmemektir. Maddede nelerin özür sayılacağı açıklanmamakla beraber; uygulamada, TSK iç Hizmet Yönetmeliğinin 57/b maddesinde belirtilen, aile fertlerinden birinin ağır hastalığı veya ölümü, kaza, doğum, yangın gibi beklenmeyen hâller mazeret olarak kabul edilmekledir. Ancak, burada mazeret hâlleri tahdidi olarak sayılmış değildir. Yerleşik Askeri Yargıtay içtihatlarında askerlik hizmetine tercih edilebilecek derecede önemli, ağır ve kaçınılması mümkün olmayan hâller izin tecavüzü suçunda mazeret olarak telakki edilmektedir. (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 4.10.2001 gün ve 2001/80-84, 27.3.2003 gün ve 2003/27-29, 1 inci Dairenin 7.5.1997 gün ve 1997 319, 3 üncü Dairenin 9.4.2002 gün ve 2002/319-316 sayılı kararları da bu doğrultudadır.)
Sanığın maddi durumunun iyi olmaması, birliğine dönmek için yol parası bulamaması, yalnız başına iznini tecavüz etmesi için yeterli değildir. Sanığın bulunduğu yerdeki en yakın askeri kuruma veya askeri birliğe müracaatla şevkini sağlatması, en azından mazeretini yazılı olarak belgelemesi gerekirken sosyal yardımlaşma kurumlarına müracaat ettiği, ancak bir netice alamadığı şeklindeki ifadesine itibar edilemez.
Askeri Mahkemece, sanığın maddi ve içtimai durumu konusunda sanık tarafından gösterilen iki ayrı adreste araştırma yapılmış, ancak sanık ve ailesinin belirtilen adreste oturmadığı, tanıyan ve bilen kimse olmadığı tespit edilmiştir. Bu durum, mahkemenin kabulünün aksine, sanığın ve ailesinin barakalarda yaşadığına dair beyanlarının kuvvetle muhtemel olduğunu göstermez.
İç Hizmet Kanununun 3 üncü maddesine göre, erbaş ve erlerin ihtiyaçları Devlet tarafından temin edilmekte ise de izne giden erbaş ve erlerin izne gidiş dönüş masraflarının Devlet tarafından karşılanacağına dair bir kanun hükmü olmadığından, mahkemenin bu yöndeki kabulü de yerinde değildir.
Sanığın ifadesinde ileri sürdüğü hususlar dışında dosyada bir delil olmadığından, ifadesinde belirttiği hususların doğru olduğu, en azından bunların şüpheli kaldığı şeklindeki bir kabul, hukuk mantığıyla bağdaşmaz.
Sanığın, izni sonunda tertip edildiği birliğe katılmak için makul ve ciddi bir şekilde çaba göstermediği, dönüş iradesini ortaya koyan davranışlar sergilemediği, dolayısıyla yüklenen suç tüm unsurları itibariyle oluştuğu halde. Mahkemece dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçelerle direnilerek verilen beraat kararında isabet görülmediğinden, hükmün sübut yönünden bozulması gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy