(1632 S. K. m. 85)
Diyarbakır Destek Üs Oto Ulş. Grup Terminal Komutanlığı emrinde görevli sanığın, sabah mesaisi 08.30 da başlamasına rağmen, 20.9.2001 günü gecikerek saat 08.50'de mesaiye geldiği. Terminal Komutanı olan Ütgm.O.Ö.'nün komutasında yapılan günlük faaliyet planlaması toplantısına kanlan sanığa, mesaiye geç gelmeyi alışkanlık hâline getirmesi nedeniyle amiri olan Terminal Komutanı tarafından neden mesaiye geç geldiği sorulduğunda, sanığın sinirlenerek Ütğm'e hitaben, "Burada bir tek mesaiye geç gelen ben miyim, niye benimle uğraşıyorsun lan şerefsiz." diye amiri olan Ütğm'nin üzerine yürüdüğü, sivil işçi A.A. tarafından engellendiği, onun elinden kurtularak bu kez eline aldığı bir sandalyeyi havaya kaldırıp Utğm'ne doğru hamle yaptığı, yine işçi A.A. tarafından engellendiği. Terminal Komutanı Ütğm'nin dışarı çıkarak telefonla güvenlikten personel istediği, sanığın da dışarı çıkıp, kapı önünde duran amiri olan Ütğm'e, "gelsene lan oğlum buraya" diyerek yanına gitmeye çalıştığında sivil memur A.T. tarafından engellendiği, böylece sanığın amiri olan Ütğm.O.Ö.'ye karşı fiilen taarruza teşebbüs ve hakaret suçlarını işlediği tanık ifadeleri, sanığın tevilli ikrarı ve dosyadaki yazılı delillerden anlaşılmakta, bu konuda Yerel Mahkeme, Daire ve Başsavcılık arasında hiçbir ihtilâf bulunmamaktadır.
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun, sivil memur olan sanık hakkında suçun hizmet hâlinde işlenmesi nedeniyle yasal ağırlatıcı sebebin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkindir.
Daire, sanığın eylemlerinin hizmet esnasında amire fiilen taarruza teşebbüs ve hizmet esnasında amire hakaret suçlarını oluşturacağını kabul ederken; Başsavcılık, sivil memurun ast gibi cezalandırılabilmesi için kendisinin veya amirinin hizmet hâlinde veya fiilin hizmet gereklerinden doğması gerektiği, fiilin hizmet hâlinde işlenmesinin ayrıca yasal ağırlatıcı sebep kabul edilemeyeceğini ileri sürmektedir.
Gerek 353 sayılı Kanunun 10/c maddesinde gerek ASCK' nın 4551 sayılı Kanunla değişik 3/1 inci maddesinde, Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan sivil personel, askeri şahıs olarak kabul edilmekle beraber; ASCK' nın 3 üncü maddesine 4551 sayılı Kanunla eklenen 2 nci fıkrada Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silâhlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan devlet memurlarının asker kişi sıfatlarının, 211 sayılı TSK İç Hizmet Kanunun 115 inci maddesinde belirtilen yükümlülükleri ile sınırlı olacağı hükmüne yer verilmiştir.
ASCK' nın 3 üncü maddesinde 4551 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten ve eklenen fıkradan önce de, Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silâhlı Kuvvetlerinde çalışan sivil personel hakkında TSK İç Hizmet Kanununun 115 İnci maddesindeki hükme göre uygulama yapıldığından; ASCK' nın 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrasında devlet memurları yönünden getirilen sınırlama, TSK İç Hizmet Kanununun 115 inci maddesinin ve bu konudaki Askeri Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarının tekrarından ibaret olup, yeni bir durum yaratmamaktadır.
TSK İç Hizmet Kanununun 115 inci maddesinin 1 İnci fıkrasında, "Silâhlı Kuvvetlerde çalışan sivil memur, müstahdem, müteferrik müstahdem ve gündelikçi sivil personel bu Kanunun askerlere tahmil etti&i sorumluluk ve etlerin ifası bakımından" denildikten sonra, "b" bendinde, "Bütün sivil personel emrinde çalıştıkları askeri amirlere karşı ast durumunda olup, bu kanunun 14 üncü maddesinin asta tahmil ettiği vazifeleri aynen yapmaya mecburdurlar. Hilâfına hareket edenler askerlerin tâbi olduğu cezai idelere tâbi olurlar." denilmiştir. TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 717/b maddesinde de bu husus aynen tekrarlanmıştır.
TSK İç Hizmet Kanununun 115/b maddesinin atıf yaptığı aynı Kanunun 14 üncü maddesinde astın vazifelerine yer verilmiştir. Bu maddede, aslın, amir ve üstüne umumi adap ve askeri usullere uygun tam bir hürmet göstermeye, amirlerine mutlak surette itaate ve kanun ve nizamlarda gösterilen hâllerde de üstlerine mutlak itaate mecbur oldukları, astın muayyen olan vazifeleri, aldığı emri vaktinde yapacağı ve değiştiremeyeceği, haddini aşamayacağı, icradan doğacak mesuliyetin emri verene ait olacağı belirtilmektedir. Yani, ast; amirine hürmet edecek, mutlak surette itaat edecek, muayyen vazifeleri ve aldığı emirleri vaktinde yapacak, değiştirmeyecektir. Türk Silâhlı Kuvvetlerinde görevli bütün sivil personel de emrinde çalıştıktan askeri amirlerine karşı aynı yükümlülüğe tâbi tutulmuşlardır.
Bu durum karşısında ve yerleşmiş Askeri Yargıtay içtihatları da nazara alındığında, Milli Savunma Bakanlığı ve Türk Silâhlı Kuvvetlerinde görevli tüm sivil personel, Askeri Ceza Kanununda yazılı, "Amiri Tehdit", "Amire Hakaret", "Amire Mukavemet", "Amire Fiilen Taarruz", "Emre İtaatsizlikte Israr" gibi askeri cürümleri; 477 sayılı Disiplin Suç ve Cezaları Hakkındaki Kanunda yazılı, "Amire Saygısızlık", "Emre İtaatsizlik", "Amire Bilerek Doğru Söylememek" gibi disiplin suçlarını işleyebileceklerdir. Ancak Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silâhlı Kuvvetlerinde görevli sivil personelin cezai sorumlulukları sadece âmirlerine karşı ve TSK İç Hizmet Kanununun 115 inci maddesindeki yükümlülükleri ile sınırlıdır.
Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silâhlı Kuvvetlerinde görevli sivil personel, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin hizmet özelliği dikkate alınarak, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personele göre farklı bir statüye tâbi tutulmakla birlikte, bu statüleri askerlerin tâbi olduğu kurallarla da ayniyet arz etmemektedir. Sözü geçen sivil personel amirlerine karşı her zaman ast olarak kabul edilmemiş, bu sıfat özellikle amirleri ile olan hizmet münasebetleri ile sınırlı tutulmuştur. Nitekim TSK İç Hizmet Kanununun 115 inci maddesinde açıkça. Silâhlı Kuvvetlerde çalışan tüm sivil personelin sadece bu Kanunun askerlere tahmil ettiği sorumluluk ve hizmetlerin kurundan askerlerin tâbi olduğu cezai müeyyidelere tâbi olacakları belirtilmiştir.
ASCK' nın 91 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, amire veya mafevke fiilen taarruz eden veya fiilen taarruza teşebbüs eden astın cezalandırılacağı, 2 nci fıkrasında ise, taarruz veya taarruza teşebbüsün ...bir hizmet esnasında... yapılması hâlinde cezanın ağırlaştırılacağı yazılıdır. Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 12.3.1969 gün ve 4/4 sayılı kararına göre; fiilen taarruzun "hizmet esnasında" yapıldığının kabulü ve bu şekilde uygulama yapılabilmesi için; tarafların her ikisinin de fiil hâl hizmette bulunmaları, aralarında hizmet münasebetinin teessüs etmesi, fiilin hizmet gereklerinden doğmuş olması icap etmektedir.
Sanık amiri olan Ütğm. tarafından yapılan günlük faaliyet planlaması toplantısı sırasında ve Ütğm'in kendisine neden geç geldiğini sorması sonucu, üzerine yürümek, daha sonra eline bir sandalye alıp havaya kaldırarak ona doğru hamle yapmak suretiyle amire fiilen taarruza teşebbüs ettiği, olayın gelişimine nazaran sanık ve amirin her ikisinin de hizmet hâlinde bulundukları, aralarında hizmet münasebetinin teessüs ettiği ve fiilin hizmet gereklerinden doğduğu cihetle, amire fiilen taarruza teşebbüs suçunun hizmet esnasında işlenmiş olduğu anlaşılmaktadır.
ASCK' nın4551 sayılı Kanunla değişik 85 inci maddesinin 1 inci fıkrasının 1 inci cümlesinde, bir amire veya üste hakaret eden astın cezalandırılacağı, aynı fıkranın 2 nci cümlesinde ise hakaret hizmet esnasında yahut hizmete müteallik bir muameleden dolayı vuku bulması hâlinde cezanın ağırlaştırılacağı yazılıdır.
Söz konusu olayda, sanık, amiri olan Ütğm'e karşı, "...lan şerefsiz, ...lan oğlum" diyerek amirine hakaret ettiği, bu hakareti yukarıda belirtildiği gibi hizmet esnasında gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır.
Ancak, TSK İç Hizmet Kanununun 115 inci maddesine göre. Silâhlı Kuvvetlerde çalışan sivil personelin emrinde çalıştıkları amirlere karşı işledikleri suçlarda ast gibi cezalandırılabilmeleri için, kendisinin veya amirinin hizmet hâlinde olması veya fiilinin hizmet gereklerinden doğması gereklidir. Ortada hizmet hâli yoksa veya fiil hizmet gereklerinden doğmuyorsa sivil personelin amirine karşı işlediği suçta ast gibi cezalandırılması mümkün değildir. Bu takdirde genel hükümlere göre uygulama yapılacaktır. Başka bir deyişle Silâhlı Kuvvetlerde görevli sivil personelin amirine karşı işlediği suçlarda amir veya personelin hizmet hâlinde olması veya fiilin hizmet gereklerinden doğması ön şarttır. ASCK' nın 91/2 ve 85/1 (2 nci cümle) maddelerinde de fiilin hizmet esnasında islenmesi cezanın ağırlaştırıcı sebebi olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla hizmet esnasında durumu, Silâhlı Kuvvetlerde çalışan sivil personelin amirlerine karşı işlediği suçlarda suçun hem unsuru, hem de ağırlatıcı sebebi hâline gelmiştir. Aynı husus, hem suçun unsuru hem de ağırlatıcı sebebi olarak kabul edilemez. Bu itibarla da, Silâhlı Kuvvetlerde görevli sivil personelin amirine karşı işlediği amirine fiilen taarruz veya taarruza teşebbüs suçu ile amire hakaret suçunda hizmet hâli suçun bir unsuru olduğundan, bu unsurun aynı zamanda cezanın yasal ağırlatıcı sebebi sayılması mümkün görülmemiştir.
Askeri Yargıtay 2 nci Dairesinin 13.12.1961 gün ve 1961/2166-2148 sayılı, 9.5.1968 gün ve 1968/427-421 sayılı, 3 üncü Dairesinin 3.12.1991 gün ve 1991/508-620 sayılı, Daireler Kurulunun 30.6.1967 gün ve 1967/42-32 sayılı, 26.12.1991 gün ve 1991/169-166 sayılı, 23.6.1994 gün ve 1994/71-71 sayılı, 1 inci Dairesinin 18.6.1997 gün ve 1997/447-446 sayılı, 24.4.2001 gün ve 2001/303-318 sayılı, 17.10.2001 gün ve 2001/876-872 sayılı kararlarında da benzer görüşlere yer verilmiştir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 12.1.1968 gün ve 1968/5-1 sayılı, 18.2.1982 gün ve 1982/32-31 sayılı, 1 inci Dairesinin 26.12.1966 gün ve 1966/1152-1153 sayılı, 18.11.1987 gün ve 1987/693-681 sayılı, 23.11.1988 gün ve 1988/711-702 sayılı, 5 inci Dairesinin 24.9.1986 gün ve 1986/192-173 sayılı kararlarında, Silâhlı Kuvvetlerde görevli sivil personelin amirine karşı hizmete müteallik muameleden dolayı hakareti hâlinde ASCK' nın 85/1 inci maddesinin 2 nci cümlesine göre uygulama yapılması uygun görülmüştür. Hakaret suçunun hizmet esnasında işlenmesi ile hakaretin hizmete müteallik bir muameleden dolayı vuku bulması hâli birbirinden farklıdır ve kabulümüz ile çelişki teşkil etmemektedir.
Açıklanan nedenlerle, sanık hakkında amire fiilen taarruza teşebbüs ve amire hakaret suçlarından dolayı ASCK' nın 91/1 ve 85/1 (1 nci cümle) madde ve fıkralarına göre uygulama yapılması gerekirken. ASCK' nın 91/2 ve 85/1 (2 nci cümle) madde ve fıkralarına göre ceza tayini yasaya aykırı olduğundan, mahkûmiyet hükümlerinin bozulması gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy