(353 S. K. m. 163)
Daire ile Yerel Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun, dava konusu olayda noksan soruşturma bulunup bulunmadığı, yeniden ifade vermek istediklerine dair dilekçe veren iki tanığın dinlenmeleri gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Daire, tekrar İfade vermek istediklerine dair dilekçe veren iki tanığın, yalan tanıklığın neticeleri de hatırlatılmak suretiyle yeniden ve ayrıntılı ifadelerinin tespit edilerek oluşabilecek çelişkilerin de giderilmesi sureliyle, toplanacak delillerin yeniden değerlendirilmesi gerekliğini kabul ederken; Yerel Mahkemece, tekrar dinlenmek islediklerine dair dilekçe veren iki tanık ile diğer tanıkların ifadelerinin uyum gösterdiği, aralarında çelişki bulunmadığı, yüklenen suçun dosyada ki deliller itibariyle oluştuğu gerekçesiyle iki tanığın yeniden dinlenmesi gerekmediği sonucuna varmaktadır.
Ceza yargılamasında esas olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bu nedenle hüküm kurulurken dosyada ki delillerle ilgili her türlü şüphenin giderilmesi gerekir.
Olay tanıklarından Er E.K. ve Er M.S.'nin karar sonrası mahkemeye gönderdikleri dilekçelerde, İlk ifadelerinde asker oldukları için çekindiklerini, ifadelerini değiştirdikleri takdirde ceza almaktan korkmaları nedeniyle gerçeği söyleyemediklerini, önceki ifadelerinden rahatsız olduklarını, terhis olmaları sebebiyle yeniden ifadelerine başvurulmasını istemişlerdir.
Tanıkların yeniden dinlenip dinlenilmemden konusu usul meselesi olup, bu konuda dosyada ki delillerin değerlendirilmesi yapılmadan bir karar verilmelidir. Zira duruşmada dinlenen bir tanığın, gerçeği söylemediğini beyan ederek yeniden dinlenmesini talep etmesi, delil ikamesiyle ilgili bir konudur. Hâlbuki tanığın eski ve yeni ifadelerini, aralarında çelişki varsa bunu ve başka tanık varsa bunların beyanlarıyla ve dosya da mevcut diğer delillerle karşılaştırarak değerlendirmek, bunlardan birini doğru kabul ederek hükme dayanak yapmak sübut delillerinin değerlendirilmesiyle ilgilidir. Yeminli ifadesinin gerçeğe aykırı olduğuna dair dilekçe veren tanığın bu beyanının doğruluğu kuşkulu hale gelmiştir. Kendisini bu konuda dinlemeden, ne ilk beyanının doğruluğu kabul edilebilir, ne de dilekçede ileri sürdüğü iddialara inanılabilir. Bir başka ifadeyle, hem beyanlarının hem de dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaların değerlendirilmesi için tanığın, bu konuda bilgisine başvurulması Zorunlu olup, vermiş olduğu dilekçede ileri sürdüğü iddialar konusunda diyecekleri saptanmadan bir değerlendirme yapılamaz. Çünkü askeri mahkemece ancak duruşmada irat edilen delillerin değerlendirmesi yapılabilir; İkame edilmemiş bir delile dayanılarak hüküm kurulamaz. Aksinin kabulü, bu hususu savunma olarak ileri süren sanığın savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur.
Somut olayda; tanıklar mahkemeye gönderdikleri dilekçelerinde, önceki ifadelerinde gerçeği söyleyemediklerini ileri sürmekle beraber, neden bu şekilde ifade verdiklerini, bu şekilde ifade verirken ne gibi baskı gördüklerini belirtmemektedir. Ancak, hüküm kesinleştikten sonra bile, yargılamanın yenilenmesine sebep olabilecek bu şekildeki bir beyanın doğruluğunun, henüz yargılamanın sürdüğü bu aşamada her halde araştırılması, ortaya çıkan kuşkunun giderilmesi ve maddi gerçeğin bulunması bakımından sözü geçen tanıkların ifadelerine yeniden başvurulması, ne şekilde baskı alımda kaldıkları, önceki İfadelerini neden o şekilde verdikleri hususu sorularak ve yalancı tanıklığın neticeleri de hatırlatılmak suretiyle beyanlarının tespit edilmesi zorunludur. Bu husus araştırılmadan, dilekçelerin içeriğinin doğru olmadığı sonucuna varılamaz. Durum böyle olmasına rağmen, daha önceki ifadelerinin doğru olmadığını ileri süren tanıkların, bu konuda yeniden ifadelerine başvurulmadan, doğruluğunu kabul etmedikleri beyanları esas alınarak mahkûmiyet hükmü kurulması usul yönünden kanuna aykırı bulunmuş ve hükmün bu yönden bozulması yoluna gidilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy