(765 S. K. m. 30) (647 S. K. m. 5) (353 S. K. m. 253)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık; TCK'nın 30/2 nci maddesinde 4806 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında, para cezalarında bin liranın küsurunun cezanın tayininde hangi aşamada hesaba katılmayacağı ve 647 sayılı Kanunun 5 inci maddesi uyarınca para cezalarının taksitle tahsiline hükmedilirken taksit sürelerinin gösterilmemiş olmasının hükmün bozulmasını gerektirip gerektirmediği noktasındadır.
Daire, para cezalarında bin liranın küsurunun sonuç cezada hesaba katılmayacağı ve taksit sürelerinin gösterilmemesinin hükmün bozulmasını gerektirdiği görüşünde iken; Başsavcılık, ceza tertibinin her aşamasında ve hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi sırasında bin liranın küsurunun nazara alınmayacağı, keza taksit sürelerinin gösterilmemiş olmasının hükmün bozulmasını gerektirecek nitelikte bir yasaya aykırılık olmadığı düşüncesindedir.
Bu çerçevede yapılan incelemede;
A- TCK nın 30/2 nci maddesine ilişkin sorun:
10.2.2003 tarih ve 25020 mükerrer sayılı Resmi Gazete de yayımlanıp aynı gün yürürlüğe giren 4806 sayılı Kanun ile TCK nın 30 uncu maddesinin 2 nci fıkrasında yer alan "bir lira" ibaresi "bin lira" olarak değiştirilmiştir. Bu değişikliğin sonuçlarını belirlemek bakımından para cezalarının tayini, hesaplanması, alt-üst hadleri ve uygulanmasına ilişkin 4421 sayılı Kanuna temas etmek gereklidir. 1.8.1999 tarihindeki Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren bu Kanunla, TCK'nın 19 ve 24 üncü maddeleri ile 647 sayılı Kanunun 4 ve 5 inci maddeleri değiştirilmiş, TCK'nın Ek-1, 2, 4 ve 5 inci maddelerde değişiklik yapılarak Kanuna Ek-6 ncı madde eklenmiştir. B-madde, para cezalarının belirlenmesinde uygulanan katsayı sistemi yerine "yeniden değerleme oranı" sistemini getirmiştir.
TCK'nın 29 uncu maddesinin 2 nci fıkrası "Kanunun muayyen bir nispet dairesinde cezayı arttırıp eksiltmeyi emrettiği yerlerde mevcut olan teşdit veya tahfif edici sebepler nazara alınmaksızın, o fiil hakkında ne ceza tayin edilecekse, tezyit ve tenkis keyfiyeti o ceza üzerinden icra olunur" hükmünü: maddenin 3 üncü fıkrası: "Eğer birçok esbap içtima etmiş olursa artırılıp eksiltme hususu, ondan evvelki artırma ve eksiltme neticesi olan ceza miktarı üzerinden cereyan eder" düzenlemesini içermektedir.
Gerek yeniden değerleme oranında bazı yıllarda ondalık kesirlerin yer alması ve gerek artırma ve eksiltmelerin küsurata yol açacak oranlarda yapılması nedeniyle, temel ceza, artırma ve eksiltmelerde belirlenen her bir ceza ile sonuç cezanın küsuratlı olması neticesi doğmaktadır.
Kanun koyucu tarafından doğrudan miktar olarak öngörülmeyen, ancak yine Kanunlar gereği belirli oranların uygulanması neticesinde elde edilen her bir aşamadaki para cezasının, TCK'nın 30/2 nci maddesinin getirdiği kuralın dışında tutulmasını gerektiren herhangi bir hukuki düzenleme mevcut olmadığı gibi, bu maddede yapılan değişikliğe kadar cari olan yerleşik uygulamada da "bir liranın" küsurunun sadece sonuç cezada hesaba katılmadığı görül değildir. Fıkrada geçen "hesaba katılmaz" ibaresi, gerek hesaplama sonucu bulunan ve gerekse üzerinden hesaplama yapılacak olan her bir miktarı kapsamaktadır. Yasa koyucunun iradesinin bu yönde anlaşılması, TCK'nın 29 uncu maddesinin lâfzına ve bu maddede belirtilen ceza tertip usulüne uyumlu bir uygulamaya imkân vermektedir.
İnceleme konusu hükümde; hürriyeti bağlayıcı ceza günlüğü 4.745.520.TL. Hesabıyla ağır para cezasına çevrilmiş, bin liranın küsuru hesaba dâhil edilmiştir. 647 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde yazılı ağır para cezasının alt sınırı olan 2.000.000.TL. nın, 2000 yılı için % 52,1 oran artırılması sonucu 3.042.000.TL. nin bulunacağı, bu miktarın 2001 yılı için ° oranında artırılması neticesi ise 4.745.520.TL.nın elde edileceği açık olmakla birlikte, 2001 yılında belirlenen bu miktarın, lehe kanun niteliğindeki 4806 sayılı Kanunun getirdiği değişiklik sonrasındaki haliyle TCK'nın 30/2 nci maddesi uyarınca bin lira küsurunun atılması durumunda 4.745.000.TL. nın Kanunun öngördüğü ağır para cezası olarak kabul edilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 4.3.2003/7-1, 17 ve 15.4.2003/9-16,104 tarih ve sayılı kararları bu yönde olduğu gibi, Askeri Yargıtay Dairelerinin pek çok kararı da bu doğrultudadır.
Bu itibarla, Daire kararında geçen "yeniden belirleme oranı ile ortaya çıkan miktarın bir ölçüt niteliğinde olması, TCK'nın 30/2 nci maddesinde bahse konu sonuç ceza niteliğinde olmaması" değerlendirmesinde isabet görülmemiş ve itiraz tebliğnamesindeki gerekçe ve istem haklı bulunduğundan, TCK'nın 30/2 nci maddesine aykırılık nedeniyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
B- 647 sayılı Kanunun 5 inci maddesine ilişkin sorun:
Askeri mahkeme sonuç cezayı ağır para cezası olarak belirledikten sonra, "verilen iş bu ağır para cezasının sekiz eşit taksitle tahsiline" hükmetmiş, ancak taksit sürelerini hükümde göstermemiştir.
647 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin 3 üncü fıkrası:"Mahkeme gerekli gördüğü takdirde, hükmettiği para cezasının tayin edeceği sürelerde ve belirli taksitlerle ödenmesine de karar verebilir." hükmünü içermekte olup, bu açık düzenlemeye rağmen Askeri Mahkemece taksit sürelerinin hükümde gösterilmemesinin Kanuna aykırılık teşkil ettiği izahtan varestedir.
Bu Kanuna aykırılığın hükmün bozulmasını gerektirip gerektirmediği irdelenmelidir.
Hükmün bozulmasını gerektiren sebepler mutlak ve nispi olarak iki grupta değerlendirilmekte olup, mutlak (kesin) bozma sebepleri 353 sayılı Kanunun 207/3 üncü maddesinde sayılmıştır. Nispi (izafi) bozma sebepleri yasada tahdidi olarak belirtilmemiştir. Aynı Kanunun 207/2 nci maddesindeki "Hukuki bir kuralın uygulanmaması yahut yanlış uygulanması kanuna aykırılıktır." ve 222 nci maddesindeki "Askeri Yargıtay temyiz dilekçe, beyan ve lâyihasında ve tebliğnamede ileri sürülen hususları ve bunlar dışında hükmün esasına dokunacak derecede kanuna aykırı hâllerin bulunup bulunmadığını inceler." şeklindeki hükümler, bu sebeplerin tespitinde dikkate alınacak niteliktedir.
Doktrinde, bozma sebebi sayılmayan temyiz sebepleri;
1- Son karara tesirsiz aykırılıklar,
2- Cezanın arttırılamayacağı hâllerde sadece cezayı arttırmaya yol açacak aykırılıklar,
3- Sadece sanık lehine konulmuş olan normlara, sanık aleyhine bozma sonucu doğurabilecek aykırılıklar,
4- Ayrı bir tali dava açılması ile giderilecek aykırılıklar,
Şeklinde sıralanmıştır. (KUNTER-YENİSEY Ceza Muhakemesi Hukuku, 11.Bası, Sh. 1119-1122)
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 7.3.2002 tarih ve 2002/20-21 sayılı ilâmı, bu kriterleri dikkate alarak 15.1.1969 tarih ve 1969/1-2 sayılı Askeri Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararma açıklık getirmeye çalışmıştır.
Bu İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararı, "hükme müessir olan hukuki bir kuralın uygulanmaması yahut yanlış uygulanması halleriyle kanuna mutlak aykırılık teşkil eden hâllerde, aleyhe temyiz olmasa bile kazanılmış hak saklı tutulmak kayıt ve şartıyla her hâlde hükmün bozulması gerektiğini" kabul etmiştir.
Taksit sürelerinin hükümde gösterilmemesinin son karara tesirinin bulunmadığı, cezanın artırılmasının söz konusu olmadığı, sanık lehine konulmuş normlara aykırılıktan bahsedilemeyeceği aşikâr olup, hükümdeki bu hatanın "ayrı bir tali dava açılması suretiyle giderilip giderilmeyeceği" kor değerlendirilmeye muhtaçtır.
353 sayılı Kanunun 253 üncü maddesi: "Bir hükmün özünün tayininde veya tayin edilen cezanın hesabında kararsızlık olursa veya cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilmesinin gerekmeyeceği iddia olunursa, bu konuda cezayı veren askeri mahkemeden bir karar istenir." hükmünü içermektedir.
Hükmün bünyesine dâhil olan hususlarda bu maddeye dayanılarak karar istenmesinin mümkün olmadığı, ancak kanun hükmünün dar yorumlanmaya "genişletici yorumun" tercih edilmesi gerektiği doktrin ve uygulamada kabul görmüştür. Davanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması öngören Anayasanın 141 inci maddesi de göz önünde bulundurulmalıdır.
Bu nedenle; taksit sürelerinin hükümde gösterilmemiş olması sebebiyle infazda tereddüt duyan infaz makamının, hükmün özünü oluşturmayıp infaz şekline taallûk eden bir eksikliğin söz konusu olması dolayısıyla bu madde uyarınca askeri mahkemeden karar isteyip eksikliği duruşmasız işlere ait bir kararla giderme cihetine gidebileceği kabul olunmalı, bu şekilde gereksiz bozmaya yol açılmadığı gibi, hâkimin iradesinin sonradan da olsa hükme yansıması sağlanmalıdır.
Nitekim Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 29.11.1968 /96-65 1. Dairenin 2.10.2002/842-838, 25.6.2003/629-628, 3.Dairenin 15.1.2002 /52-47 19.2.2002/167-156 ve Yargıtay 9 uncu C.D.nin 2.10.1981/4163-4252 ta sayılı kararları bu yöndedir.
Bu itibarla; Daire kararındaki gerekçeye iştirak olunmamış ve itiraz tebliğnamesindeki görüş isabetli bulunduğundan, bu husus bozma yapılmamıştır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy