(1632 S. K. m. 79)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık suçun vasfına ilişkindir.
Daire sabit sayılan eylemin kendisini askerliğe elverişsiz hâle getirmeye tam teşebbüs suçunu oluşturduğunu kabul ederek bu doğrultudaki askeri mahkeme hükmünü onamış, Başsavcılık ise sanığın kendisini askerliğe elverişsiz hâle getirme özel kastıyla hareket ettiğinin şüpheli kaldığını, bu nedenlerle de atılı eylemin ASCK'nın 136ncı maddesinde yer alan mazarratı mucip nöbet talimatına aykırı hareket etmek suçunu oluşturduğunu ileri sürerek Daire kararına karşı itirazda bulunmuştur.
Sanığın Çorlu 5inci Kolordu Loj.Ds.Ord.IV.Kad.K.lığında askerlik hizmetini yerine getirmekteyken 2.6.2000 tarihinde 21.00-23.00 saatleri arasında 4 nolu kule nöbet görevinin olduğu, nöbet sırasında daha önceden sorunları nedeniyle konuşmak istediği diğer nöbetçi Ord.E.r S.A.'ya ambulans şoförü olduğu için hastaneye kaç dakikada gideceğini sorduğu, S.A.nın "5 dakikada giderim ama ışıklara takılırsak birkaç dakika uzar.cevabını verdiği, bu arada sanığın yanında sigara ve çakmak bulundurması nedeniyle nöbet defterine buna ilişkin vukuatın yazıldığı, vukuat nedeniyle nöbetçi subayının sanığı ikaz ettiği, nöbetçi subayının gitmesinden sonra sanığın kulenin balkonuna çıkarak Er S.A.'ya "kendimi vuracağım" demesi üzerine, S.A.'nın "Aklını başına topla silâhı bırak, hiç bir şey için kendini vurmaya değmez"
sözlerini sarf ettiği, kısa bir süre sonra sanığın nöbet silâhı olan 89047959 seri numaralı kaleşnikof piyade tüfeğini tam dolduruş pozisyonuna getirerek emniyetini açtığı, sağ ayağının üzerine dayadığı silâhını seri konumdayken ateşlediği, silâhtan çıkan iki mermiden birisinin sanığın sağ ayağına isabet ettiği, diğer merminin ise ayağına 5-6 cm. mesafeden nöbet kulübesini delip geçtiği, kuleden sekerek çıkan sanığı gören Er S.A.'nın "Ne yaptın lan. kendini vurdun mu?" sorusu üzerine, sanığın "Evet vurdum" cevabını verdiği, nöbetçi heyetinin sanığa ilk müdahaleyi yaparak hastaneye sevk ettiği, 2.6.2000 ile 13.6.2000 tarihleri arasında Çorlu Asker Hastanesinde tedavi edilen sanığa, SMK ile 1.5 ay süreyle hava değişimi verildiği, hava değişimi süresi bitiminde yapılan kontrol muayenesi sonunda sanığın yaralanma nedeniyle askerliğe elverişsiz hâle gelmediğinin kesin doktor raporuyla tespit edildiği, sanığın kalan askerlik hizmetini tamamlayarak 21.11.2000 tarihinde terhis edildiği, eylemde kullanılan silâhın herhangi bir teknik ve mekanik arızasının bulunmadığı, maddi vakıa olarak sübuta ermiş olup, esasen olayın cereyan tarzı hakkında herhangi bir tereddüt de bulunmamaktadır.
Sanık aşamalardaki sorgu, savunma ve temyizlerinde; olay sırasında moralinin bozuk olduğunu, anne ve babasının küçük yaştan beri ayrı yaşadıklarını, çok uğraşmasına rağmen onları birleştiremediğini, eylemini onlara mesaj, gözdağı, ders vermek, birleşmelerini sağlamak maksadıyla gerçekleştirdiğini ileri sürmüştür.
Ceza hukuku doktrininde saik, failin harekete geçmesine yol açan psikolojik süreç olarak nitelendirilirken; amaç ise, kanuni tarifte yer alan neticenin ötesinde failin elde etmek istediği yarar olarak tanımlanmıştır (Dönmezer-Erman Ceza Hukuku Genel Hükümler Cilt II.Sh.242).
Yargılama konusu olayımızda; sanığın hayati tehlike oluşturmamakla birlikte bedeninde ortopedik özür yaratarak kendisini askerlikten kısmen ya da tamamen kurtarma özelliğine sahip vücut nahiyesine tesir gücü yüksek piyade tüfeğini kullanmak suretiyle ateş etmesinden ibaret eylemin, ASCK'nın 79/1 inci maddesinde tarif edilen kanuni neticeyi oluşturabilecek yeterliliğe sahip olduğu esasen sanık tarafından da bilinmektedir.
Sanığın eylemini gerçekleştirmedeki nihai amacının anne ve babasını bir araya getirecek hadiseye sebebiyet vermek olduğu kabul edilse bile, bu iddianın dahi eylemin askerlikten kurtulmak özel kastıyla işlendiği gerçeğine herhangi bir tesir icra edemeyeceği açıktır.
Kendisini askerliğe elverişsiz hâle getirme suçunun vücut nahiyesi üzerinde yaralamak ve sakatlamak şeklinde tarif edilen icra hareketleri ile işlenebildiği, bunun ise bedensel özre sebebiyet verdiği dikkate alındığında; bu yöndeki her hareketin faillerin aileleri üzerinde derin üzüntü yaratacağı muhakkaktır. Belirtilen nitelikteki dolaylı sonuçların faillere suç işleme kararını verdirten ve olayımızda olduğu şekliyle kendisini askerliğe elverişsiz hâle getirme özel kastı olarak tanımlanan psikolojik sürece herhangi bir etkisi bulunmamaktadır.
Bu itibarla, sanığın askerliğe elverişsiz hâle getirme özel kastıyla hareket ederek kendisini yaraladığı, ancak arzulanan kanuni neticenin icrai hareketlerinin ikmaline rağmen gerçekleştirilemediği sonucuna varan Askeri Yargıtay 1 inci Dairesinin, tesis edilen mahkûmiyet kararını onamasında kanuna aykırı bir yön ve isabetsizlik bulunmadığından; eylemin ASCK'nın 136 ncı maddesinde yer alan mazarratı mucip nöbet talimatına aykırı hareket suçunu oluşturduğuna ilişkin Başsavcılık itirazı yerinde görülmeyerek reddedilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy