(1632 S. K. m. 66)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık; sanığın babasının rahatsızlığına ilişkin mazeretinin kabul edilebilir nitelikte olup olmadığı ve sanığın suç kastının bulunup bulunmadığı noktasındadır.
Daire, sanığın haklı ve geçerli bir mazeretinin bulunmadığı, dolayısıyla müsnet suçun sübuta erdiği sonucuna ulaşmış iken; Başsavcılık, babasının izin tecavüzü dönemindeki rahatsızlığının haklı bir mazeret olarak görülmesi ve sanığın suç kastının bulunmadığının kabul edilmesi gerektiği düşüncesindedir.
Bu çerçevede yapılan incelemede;
Kırıkkale Askerlik Şubesi tarafından 22.5.2002 günü eğitim birliğine sevk edilen sanığın, 4.7.2002-9.7.2002 tarihleri arasında yol süresi dahil beş gün ve 3.8.2002-13.8.2002 tarihleri arasında da on gün dağıtım izni kullandıktan sonra Kocaeli'nin Körfez ilçesindeki kıt'asından 22.8.2002 tarihinde yol süresi verilmeksizin memleketi Kırıkkale'ye beş günlük izine gönderildiği, gidiş-dönüş toplam iki gün yol müddeti tanındığında en geç 29.8.2002 günü birliğine dönmesinin gerektiği, ancak izinsiz olarak kıt'a dışındayken 25.9.2002 günü memleketinde polis tarafından yakalanıp 2.10.2002 tarihinde birliğine teslim edildiği; suç tarihlerinde sağ olan (emekli) babasına şeker hastalığı tanısının konulup sol bacağının kesilmesinin 1998 yılı öncesinde gerçekleştiği, böbreklerindeki rahatsızlık nedeniyle takriben altı yıldır haftada üç gün diyaliz tedavisi gördüğü, 2002 yılının Haziran ayından itibaren diğer ayağında kangren gelişmeye başladığı, kangren hattının oluşmasının beklenip ayağının kesilmediği, kendisine yeterli olmadığından ilgiye ihtiyaç duyduğu, suç tarihlerinde yatarak tedavi görmediği gibi cerrahi müdahale de geçirmediği, durumunun ağırlaşması neticesi 31.12.2002 tarihinde santral sinir sistemi iskemi ve enfarktüs nedeniyle Kırıkkale'de vefat ettiği, ev kadını olan annesinin sağ olup evli üç kız kardeşinden ikisinin Kırıkkale'de oturduğu dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Sanık sorgusunda ...Kırıkkale'de oturan ablamlar babam ile kendilerinin ilgilenebileceğini, benim birliğime dönmemi söylüyorlardı, annem ve babam da bana aynı şeyleri söylüyorlardı, ancak ben ailemi bu durumda yalnız bırakmadım
beyanında bulunmuş manevi durumunu açıkça sergilemiştir.
ASCK' nın 66/1-b maddesinde düzenlenmiş olan izin tecavüzü suçunun oluşabilmesi için failin "özürsüz" olması sanığın arandığı, ancak "özür" kavramı yasada tarif olunmadığından, kapsamının, TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 57 nci maddesinde sayılan hâller nazara alınarak değerlendirildiği ve bu uygulamanın Askeri Yargıtay kararlarında istikrar bulduğu izahtan varestedir.
"Özür" unsurunun neyi ifade ettiği ve geçerli kabul edilip edilmeye-hususlarının takdiri, olayına mahsus olmak üzere yargılama makamına ait olmakla beraber, bu unsurun, yasa koyucunun söz konusu askeri cürmü ihdas ederken korumayı hedeflediği hukuki menfaatin de dikkate alınarak değerlendirilmesi zorunludur. ASCK' nın "Firar ve cezası" başlığını taşıyan 66 ncı maddesi, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin bütünlüğünü, disiplinini ve askerlik hizmetine sadakati hukuki konu olarak benimsemiş olup, firar cürmünde unsuruna yer verilmemiş iken, izin tecavüzü suçu bakımından failin izinli kıt'a dışında oluşu gözetilerek ayrıca "özürsüz" olma hâli öngörülmüş, ancak her iki suç aynı miktarda ceza ile müeyyidelendirilmiştir. Bu nedenlerle, izin tecavüzü suçunun oluşup oluşmadığına dair değerlendirmelerde, "özür" unsuru geniş yorumlanmamalı, firar ve izin tecavüzü suçlarının faillerinin hukuki durumları arasında denge, yasa koyucunun amacı aşılarak bozulmamalıdır.
Somut olayda; uzun süredir şeker hastası olup düzenli bir hemodiyaliz tedavisi gören babasının durumunun zaman içerisinde ağırlaştığını gören sanığın, tek erkek evlâdı olarak onunla ilgilenmeyi tercih etmesi ilk bakışta haklı görülebilir ise de; babasının aniden gelişen ve acil müdahale gerektiren bir rahatsızlığının bulunmaması, söz konusu rahatsızlığın doğal seyrine uygun bir tablo dahilinde durumunun kötüleşmesi, babasıyla ilgilenebilecek ve hatta fiilen ilgilenen annesi ile iki kız kardeşinin bulunup, bu kişilerin birliğine dönmesini sanıktan istemiş olmaları, sanığın babasının yanında olmaması hâlinde babasının tedavisinin sekteye uğrayacağına ilişkin herhangi bir emarenin bulunmaması, izin tecavüzünden belirli bir süre sonunda birliğine döneceği yönünde iradesini ortaya koyan herhangi bir beyanının olmayıp yakalanarak ele geçirilmesi ve babasının suçun başlangıç tarihinden takriben dört ay sonra vefat etmesi dikkate alındığında, izine gittiğinde beklenmedik bir sorunla karşılaşmayan, ancak tamamen babasına olan manevi bağı nedeniyle yanından ayrılamayan sanığın, gecikmesine sebep olarak öne sürdüğü bu mazeretinin yasa koyucunun öngördüğü anlamda geçerli bir mazeret teşkil etmediği, müsnet suçun "özürsüzlük" unsurunun oluştuğu, bilerek ve isteyerek zamanında kıt'asına dönmeyen sanığın suç kastıyla hareket ettiği ve izin tecavüzü suçunu işlediği kanısına varılmış, sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünü onayan Daire karan yerinde bulunduğundan, isabetli görülmeyen Başsavcılık itirazının reddine karar vermek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy