(353 S. K. m. 204)
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlığın konusu firar hâlinde olan hükümlü U.E.'nin 4616 sayılı Kanunun 1/2 nci maddesinden faydalanarak şartla tahliyeye hak kazanıp kazanamayacağına ilişkindir.
Daire, 4758 S.Kanunla değiştirilen 4616 S. Kanunun 1/9 uncu bendi nice 3 aylık süre içerisinde resmî mercilere başvurmayan hükümlünün şartla tahliye edilemeyeceği gerekçesiyle verdiği 25.6.2002 gün ve 2002/584-578 sayılı şartla tahliye kararının kaldırılmasına ilişkin kararın kesin nitelikte olduğunu belirtilerek; aynı konu hakkında verilen 31.7.2002 tarihli şartla tahliye kararının kaldırılarak yok hükmünde sayılmasına karar vermiş iken,
Başsavcılık ise, önceki Daire kararının hukukî uyuşmazlığı tümüyle çözüme kavuşturmamış olması nedeniyle kesin nitelik taşımadığını, infaz hukukunda değişen hukukî durumlar çerçevesinde kalınarak her zaman yeni bîr karar tesis etmenin mümkün olabileceğini belirterek, bir kısım hükümleri iptal edilen 4616 sayılı Kanunun kapsam ve uygulama koşulları ile ilgili olarak ortaya çıkan ve hükümlü lehine değerlendirilmesi icap eden hukukî boşluk bulunduğu gerekçesiyle Daire kararına karşı itirazda bulunmuş, şartla salıverme kararına yapılan itirazın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Haklarında yakalama, tutuklama veya mahkûmiyet kararı bulunup da firar hâlinde olan hükümlülerden 3 ay içerisinde resmî mercilere başvurarak teslim olmayanların faydalanamayacaklarını öngören 4616 sayılı Kanunun 4758 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen 9 uncu bendinin Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan eşitlik ilkesine aykırı düştüğü gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinin 27.5.2003 tarihli kararıyla iptaline hükmolunmuş, söz konusu karar 22.7.2003 gün ve 25176 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
İtiraza konu olan mesele hakkında Dairece verilen kararların kesin nitelik taşıdığı 353 sayılı Kanunun 204/3-4-5 inci maddelerinde ifade edilmiştir.
Ancak, kesinleşmiş hürriyeti bağlayıcı cezanın infaz biçimini düzenleyen bir kuralın hükümlü lehine sonuç yaratacak biçimde iptal edilerek yürürlükten kaldırılmasının Anayasanın 153/son maddesinin amir hükmü gereğince yargı organlarını bağlayıcı güç ve değere sahip olacağı, normlar hiyerarşisinin bir gereği olarak da uyuşmazlık konusu hukukî meselelere derhal ve gecikmeksizin uygulanacağı açıktır.
İtiraza konu olan Daire kararından sonra yürürlüğe giren bu iptal işleminin, 4616 sayılı Kanun kapsamına girmekle birlikte resmi mercilere başvuruda bulunmayan hükümlülerin herhangi bir süreye tâbi olmaksızın şartla tahliye edilmelerine imkân sağladığı ortadadır.
Bu durum çerçevesinde;
7.6.1997-17.6.1997 ve 2.7.1997-7.7.1997 tarihleri arasında işlenen firar ve yakalanmakla son bulan firar suçlarının nitelik ve işleniş tarihleri itibariyle 4616 sayılı Kanun kapsamında değerlendirerek hükümlünün aynı kanunun 12 nci maddesi gereğince 22.12.2000 tarihinden geçerli olmak üzere şartla tahliyesine karar verilmesinde kanuna aykırı bir yön ve isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılarak, şartla tahliye kararının kaldırılarak yok hükmünde sayılmasına ilişkin Daire kararının kaldırılmasına, Komutan adına Adlî Müşavir tarafından yapılan itirazın reddine karar verilmiştir.
Başsavcılık itirazının kabulüne oybirliğiyle karar verildikten sonra, itirazın kabulüne ilişkin gerekçe muhteviyatının ne olması gerektiği hususu tartışılmış, sonuçta Anayasa Mahkemesinin 22.07.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4616 sayılı Kanunun 1/9 uncu bendinin iptaline ilişkin kararı esas alınarak şartla salıvermeye ilişkin kararı kaldıran Daire ilâmının kaldırılmasına oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Azınlıkta kalan üyeler; Anayasa Mahkemesinin 4616 sayılı Kanunun 1/9 uncu bendini iptal eden 18.7.2001 tarihli kararının yürürlüğe girdiği 27.4.2002 tarihi ile 4616 sayılı Kanun 1/9 uncu bendinde değişiklik yapan 4758 sayılı Kanunun yayımlanarak yürürlüğe girdiği 23.5.2002 tarihleri arasındaki hukukî boşluğun yerleşik Askerî Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere TCK'nın 2/2 nci maddesi gereğince hükümlü açısından kazanılmış hak oluşturduğunu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe girmesinden sonra firar hâlinde olan hükümlüler hakkında 4616 sayılı Kanun hükümlerinden faydalanabilmek için başvuru koşulu aranmasına gerek bulunmadığından aynı kanunun 1/2 nci bendinin resen uygulanarak şartla tahliye kararı verilmesi gerektiğini, Başsavcılık itirazının gerek bu yönden gerekse Anayasa Mahkemesinin 27.5.2003 tarihli iptal kararı ışığında haklı ve yerinde olduğunu ileri sürerek, itirazın kabulüne ilişkin gerekçeye muhalif kalmışlardır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy