(1632 S. K. m. 87)
Çiğli 2 nci Ana Jet Üs Uçs.Eğt.Mrk.Oto Bkm.K.lığında saat ücretli işçi olarak görevli sanığın, Oto Ulş.Tb.Komutanı tarafından verilen, 9.11.2001 günü sabah tabur içtimasında Atatürk'ün ölümünün 63 üncü yıldönümü anma töreni ile ilgili olarak 10.11.2001 Cumartesi günü yapılacak törene tüm personelin katılacağına ilişkin emre rağmen, bu törene katılmadığı tüm dosya kapsamı ve açık ikrarından anlaşılmakla, bu konuda Yerel Mahkeme, Daire ve Başsavcılık arasında hiçbir ihtilâf bulunmamaktadır.
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun, bu eylemin emre itaatsizlikte ısrar suçunu oluşturup oluşturmadığıdır.
Daire, sanığa verilen emrin askeri bir vazifenin ifasına yönelik olmadığını, bu nedenle suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığını kabul ederken; Başsavcılıkça, verilen emrin hizmete ilişkin olduğu, suçun unsurları itibariyle oluştuğu ileri sürülmekledir.
ASCK'nın 4551 sayılı Kanunla değişik 87/1 inci maddesinde, hizmete ilişkin emri hiç yapmayan, emrin yerine getirilmesini söz veya fiili ile açıkça reddeden veya emir tekrar edildiği hâlde emri yerine getirmeyen asker kişilerden söz edilmektedir. Bu maddeye göre emre itaatsizlikte ısrar suçunun oluşabilmesi için; hizmete ilişkin bir emrin varlığı, bu emrin hiç yapılmaması veya emrin yerine getirilmesinin söz veya fiil ile açıkça reddedilmesi, ya da emir tekrar edildiği hâlde emrin yerine getirilmemesi gereklidir. Suçun en önemli unsuru "hizmete ilişkin emrin varlığıdır". Başka bir deyimle, emrin "askeri hizmete ilişkin" olması şarttır.
TSK İç Hizmet Kanununun 8 inci maddesinde emir; "hizmete ait bir talep veya yasağın sözle, yazı ile ve sair surette ifadesi" olarak, hizmet; ASCK'nın 12 nci maddesinde, "Bu kanunun tatbikatında gerek malımı ve muayyen olan ve gerek bir amir tarafından emredilen bir askeri vazifenin madun tarafından yapılması hâlidir." şeklinde, TSK İç Hizmet Kanunun 6 ncı maddesinde de, "Kanunlarda, nizamlarda yapılması veyahut yapılmaması yazılmış olan hususlarla, amir tarafından yazı veya sözle emredilen veya yasak edilen işlerdir." şeklinde, yine TSK İç Hizmet Kanununun 7 nci maddesinde, vazife, "hizmetin icap ettirdiği şeyi yapmak ve menettiği şeyi yapmamak" olarak tanımlanmaktadır.
Bu tanımlar karşısında, askeri işyerinde işçi olarak görevli olan sanığa verilen emrin askeri hizmete ilişkin olup olmadığının tespiti için, öncelikle, TSK'da görevli işçilerin statülerinin, bunların TSK İç Hizmet Kanunu ve İç Hizmet Yönetmeliği hükümlerine göre yükümlülüklerinin ve Atatürk'ü anma gününe ilişkin mevzuat hükümlerinin irdelenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
1- TSK'da Görevli İşçilerin Statüleri ve Askeri Mevzuata Göre Yükümlülükleri:
TSK İç Hizmet Kanununun 115/b maddesinde, "Silâhlı Kuvvetlerde çalışan sivil memur, müstahdem, müteferrik müstahdem ve gündelikçi sivil personel bu kanunun askerlere tahmil ettiği sorumluluk ve hizmetlerin ifası bakımından; bütün sivil personel emrinde çalıştıkları askeri amirlere karşı ast durumunda olup bu kanunun 14 üncü maddesinin asta tahmil ettiği vazifeleri aynen yapmaya mecburdurlar. Hilâfına hareket edenler askerlerin tâbi olduğu cezai müeyyidelere tâbi olurlar." hükmüne yer verilmiş ve bu husus TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 717/b maddesinde aynen tekrarlanmıştır.
Madde metinlerinden açıkça anlaşılacağı üzere, Türk Silâhlı Kuvvetlerinde görevli tüm sivil personelin emrinde çalıştıkları askeri amirlere karşı ast durumunda oldukları, İç Hizmet Kanununun 14 üncü maddesinde asta yüklenen görevleri aynen yapmaya mecbur oldukları, aksine hareket edenlerin askerlerin tâbi olduğu cezai müeyyidelere tâbi olacakları belirtilmiştir. Buna göre ve yerleşmiş Askeri Yargıtay içtihatları da nazara alındığında Türk Silâhlı Kuvvetlerinde görevli tüm sivil personel, Askeri Ceza Kanununda yazılı, "amire hakaret", "amire mukavemet", "amire fiilen taarruz", "emre itaatsizlikte ısrar" gibi askeri cürümleri; 477 sayılı Disiplin Suç ve Cezaları Hakkındaki Kanunda yazılı, "amire saygısızlık" ve "emre itaatsizlik" gibi disiplin suçlarını işleyebileceklerdir. Sanık da Türk Silâhlı Kuvvetlerinde görevli saat ücretli sivil işçi olduğundan belirtilen suçları ve özellikle emre itaatsizlikte ısrar suçunu işleyebilecektir. Nitekim Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 30.4.1965 gün ve 1965/46-46, 30.11.1995 gün ve 1995/121-119, 15.2.2001 gün ve 2001/24-29, 1 inci Dairenin 28.12.1977 gün ve 1977/390-392, 23.10.1996 gün ve 1996/725-725, 3 üncü Dairenin 7.11.1967 gün ve 1967/519-504, 28.5.1970 gün ve 1970/315-313, 4 üncü Dairenin 18.3.1994 gün ve 1994/148-147, 17.10.1995 gün ve 1995/706-709, 5 inci Dairenin 24.2.1993 gün ve 1993/105-100, 28.5.1997 gün ve 1997/385-382 tarih ve sayılı içtihatlarında TSK'da görevli sivil personelin emre itaatsizlikte ısrar suçunu işleyebilecekleri vurgulanmıştır.
Askeri Ceza Kanununun bazı maddelerini değiştiren 4551 sayılı Kanunun TBMM'de görüşülmesi sırasında ASCK'nın TSK'da görevli işçilere uygulanmadığı belirtilerek anılan Kanunun 3 üncü maddesine eklenen fıkra ile, Türk Silâhlı Kuvvetlerinde görevli devlet memurlarının asker kişi sıfatları TSK İç Hizmet Kanunun 115 inci maddesi ile sınırlandırılmış ise de, bu yasa Askeri Ceza Kanununun uygulanması acısından işçiler yönünden de bir değişiklik getirmemiştir. Dolayısıyla Türk Silâhlı Kuvvetlerinde görevli işçilerin amirlerinin verdiği askeri hizmete ilişkin emirlerini yapmak zorunda oldukları ve buna uymayanların eylemlerinin de emre itaatsizlikte ısrar suçunu oluşturacağı kuşkusuzdur.
TSK İç Hizmet Kanununun 115/b maddesinin atıf yaptığı aynı Kanunun 14 üncü maddesinde astın vazifelerine yer verilmiştir. Bu maddede, astın, amir ve üstüne umumi adap ve askeri usullere uygun tam bir hürmet göstermeye, amirlerine mutlak surette itaate ve kanun ve nizamlarda gösterilen hâllerde de üstlerine mutlak itaate mecbur oldukları, astın muayyen olan vazifeleri, aldığı emri vaktinde yapacağı ve değiştiremeyeceği, haddini aşamayacağı, icradan doğacak mesuliyetin emri verene ait olacağı belirtilmektedir. Yani, ast; amirine hürmet edecek, mutlak surette itaat edecek, muayyen vazifeleri ve aldığı emirleri vaktinde yapacak, değiştirmeyecektir.
2- On Kasım Atatürk'ü Anma Gününün Niteliği:
Anayasanın Başlangıç kısmında Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeler belirtilmiş, ayrıca bu ilkelerin en üstün kamusal değerler olarak korunması gerektiği ve bunları zedeleyen faaliyetlerin asla hoş görülemeyeceği vurgulanmıştır. Başlangıçta sayılan ilkeler arasında "Atatürk inkılâp ve ilkelerine bağlılık", "Atatürk milliyetçiliği", "Türk varlığının Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği" de yer almaktadır.
Anayasanın 176 ncı maddesinde; "Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmı, Anayasa metnine dahildir." hükmüne yer verilmiş, 2 nci maddesinde de Türkiye Cumhuriyetinin "Başlangıçta belirtilen temel ilkelere" dayanan bir Devlet olduğu belirtilmiştir.
Ülke bütünlüğünü ve cumhuriyetin diğer ilkelerini koruma görevi ise TSK İç Hizmet Kanunu ile Türk Silâhlı Kuvvetlerine verilmiştir. Bu husus Kanunda "Ülke bütünlüğünün teminatı olan TSKnın kanunla belirlenmiş vazifesi; Türk Yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır." şeklinde ifade edilmiştir (Mad.35). Kendisine tevdi edilen bu kutsal vazifeyi her türlü şartlarda kanı ve canı pahasına yerine getirmek ve başarmak durumunda olan Türk Silâhlı Kuvvetleri, gerek yurt içinden, gerek yurt dışından gelecek tehditleri önleyecek şekilde, verilecek her türlü göreve her an hazır olmak durumundadır. Nitekim TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 86 ncı maddesinde; "Cumhuriyet, yurt, millet, askerin kutsal değeridir. Bunlara içerden ve dışardan oluşabilecek her türlü tecavüzü karşılamak, yok etmek ve gereğinde bu uğurda hayatını fedadan çekinmemek her askerin borcudur." hükmüne yer verilmiştir.
Şu hâlde Cumhuriyete, Yurda ve Ulusa karşı sevgi ve bağlılık, her askerin sahip olması gereken mesleki değerlerden en başta gelenidir. Bağlılık, kişisel menfaatlerini arka plânda tutarak ülke, ordu ve birlik menfaatlerine öncelik vermektir; yasa, yönetmelik, emir ve talimatlara uyma sorumluluğudur.
Asker kişiler kendilerine verilen görevleri yerine getirirlerken yasa, yönetmelik ve emirler dışında geleneksel ordu değerlerini de dikkate almak zorundadırlar. Ordu mensupları arasında adeta kökleşmiş alışkanlıkların oluşmasına ve Ordu ahlâk kurallarının gelişmesine zemin hazırlamış olan bu değerler ve köklü gelenekler; "Atatürk ilke ve inkılâplarına sahip çıkmak, ülke ideallerini gerçekleştirmeye özen göstermek ve Silâhlı Kuvvetlere tam bir bağlılık" şeklinde ifade edilebilir.
Öte yandan, askerliğin temeli mutlak itaattir. İtaat; her astın üstünden aldığı emri hiçbir kayıt ve şart düşünmeden ve en ufak bir tereddüt göstermeden canla, başla yapması, kanunlar ve nizamların dediğinden dışarı çıkmaması ve yasak edilen şeyleri yapmaması demektir.
Disiplin ise, İç Hz.K.nun 13 üncü maddesinde; "Kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir." şeklinde tanımlanmıştır. Bu maddede askerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulandıktan sonra, "Disiplinin korunması ve devam ettirilmesi için özel kanunlarla "cezai" ve özel kanun ve nizamlarla "idari" tedbirler alınır." denilmek suretiyle bu konuda gerekli düzenlemelerin yapılması Devlet organlarına bir görev olarak verilmiştir.
Mutlak itaat, disiplinin bir parçası olup kayıtsız şartsız bir teslimiyeti, yani tam bağlılığı ifade eder. Kanunlara, nizamlara ve amirlere duyulan bu bağlılığın temelinde "hizmet" unsuru yer alır. Bu bakımdan, disiplinin temini amacıyla amir tarafından verilen ve kanuna aykırı olmayan emirlerin "hizmet emri" olduğunu kabul etmek gerekir.
Cumhuriyetin ve milletin korunması uğrunda bir vücut gibi çalışmak Silâhlı Kuvvetlerin en değerli özelliğidir ve başlı başına bir kuvvettir. Bu birlik, milletin menfaatini şahsi menfaatten daha üstün tutmaktan doğar. Kıt'anın onurlu hatıraları ve şanlı vak'aları sebebiyle nam almış olan fedakâr personelin isimleri öğrenilip münasip zamanlarda (milli ve dini bayramlarda) onları saygı ile hatırlamak Silâhlı Kuvvetlerde birliği ve kardeşliği kökleştirir (İç Hz.Ynt. Mad.86).
Cumhuriyetin kurucusu büyük Atatürk'ün aramızdan ayrıldığı 10 Kasım Anma Günü törenlerini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Bu nedenle 10 Kasım'da düzenlenen törenler, Atatürk'e bağlılığın, onun yolunda yürümenin, onun ilkelerinin ve devrimlerinin güçlendirerek korunduğunun ve yaşatıldığının vurgulandığı törenlerdir. Böylece, ona olan bağlılığımız anma günlerinde tekrarlanmakta ve vurgulanmaktadır.
Gerçekten de Atatürk'e ve ilkelerine bağlılığı geliştirmek ve ulusal birliği pekiştirmek amacıyla 17.7.1981 tarih ve 2429 sayılı Kanuna dayanılarak 14.8.1981 tarih ve 8/3456 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan "Ulusal ve Resmi Bayramlarda Yapılacak Törenler Yönetmeliği", 4.9.1973 tarih ve 7/7058 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan "Resmi Bayramlar ve Anma Günlerinde Anıtlara Konulacak Çelenklerin Hazırlanma, Taşınması ve Sunulması Hakkında Yönetmelik", 19.5.1930 tarih ve 1624 sayılı Kanuna dayanılarak çıkarılan 3.3.1982 gün ve 8/4400 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı gereğince yürürlüğe konulan "Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Törenler Yönetmeliğinde 10 Kasım Atatürk'ü Anma Günü törenleriyle ilgili özel düzenlemeler yapılmış ve ilgili bakanlıklara, kamu kurum ve kuruluşlarına, Silâhlı Kuvvetlere görevler verilmiştir. Ayrıca Anıtkabir'de yapılacak törenlerin sorumluluğu, "Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun'la Türk Silâhlı Kuvvetlerine verilmiştir. Bu mevzuat gereğince 10 Kasım Atatürk'ü Anma Günüyle ilgili olarak Genelkurmay Başkanlığınca yönergeler çıkarılmış ve anma günü törenlerine ilişkin ayrıntılı düzenlemeler yapılmıştır. Bu bağlamda, 30.5.1956 tarih ve 4/7346 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul edilen "Askeri Merasim ve Protokol Talimatnamesi'' ve buna dayanılarak çıkarılan "MY 56-6/A Türk Silâhlı Kuvvetleri Tören Yönergesi"nde, "Türk Silâhlı Kuvvetleri Protokol Yönergesi" ile "MSY 26-1 Milli Savunma Bakanlığı Protokol Yönergesinde Atatürk'ü Anma Günü törenlerine ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
Bu nedenle Büyük Önder Atatürk'ün ölüm yıldönümü nedeniyle, askeri birlik ve kurumlarda yapılacak anma törenleri için özel emir çıkarılması mümkün bulunmaktadır. Bugün için, mevcut düzenlemeler ve verilen emirler doğrultusunda Silâhlı Kuvvetlerin tüm birlik ve kurumlarında her yıl 10 Kasım'da tören düzenlenmekte ve buna, mazereti ve özel görevi olmayan birlik personelinin tamamı katılmaktadır. Dolayısıyla, birlik personelinin, 10 Kasım Atatürk'ü Anma Günü törenine komutanın bu konudaki emrine rağmen kasten katılmaması "bağlılık" duygusunu zedeleyecek ve buna bağlı olarak da disiplini sarsacaktır.
Bu nedenle, sanığa amiri tarafından verilen, "Atatürk'ün 63 üncü ölüm yıldönümü nedeniyle 10.11.2001 Cumartesi günü yapılacak anma törenine katılması" yönündeki emrin askerlik hizmetinin özelliklerine ve gereklerine uygun bulunduğu, emrin hizmete ilişkin olduğu sonucuna varılmaktadır. Ayrıca, verilen emrin kanuna aykırı olduğu da ileri sürülemez. Diğer yandan konusu suç teşkil etmeyen emrin yerine getirileceği, hizmete müteallik hususlarda verilen emir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri verenin sorumlu olacağı ASCK'nın 41 inci maddesinde düzenlenmiştir. Verilen emir kanuna aykırı olmadığına göre yerine getirilmesi de zorunludur.
Bu nedenle sanığa, amiri olan Oto Ulaştırma Tabur Komutanı olan "Atatürk'ü anma törenine katılmak üzere 10.11.2001 Cumartesi günü birliğine gelmesi" hususunda verilen emrin hizmete ilişkin emir olduğunda tereddüt bulunmadığı gibi, benzer olaylarla ilgili Askeri Yargıtay 4 üncü Dairesinin 19.2.1980/81-70 (Cumhuriyet Bayramı Törenine katılmamak), 2 nci Dairenin 1.2.1989/83-63 (Ramazan Bayramında bayramlaşmaya katılmamak), 4 üncü Dairenin 13.12.1994/607-606 (Kara Şehitlerini anmak için yapılan törene katılmamak), 3 üncü Dairenin 25.3.1997/176-174 (Kurban Bayramında bayramlaşmaya katılmamak) tarih ve sayılı kararlarında bu konudaki emirlerin hizmete müteallik emirler olduğu ve emre riayet etmeyenlerin emre itaatsizlikte ısrar suçunu işleyecekleri kabul edilmiştir.
Daire, kararında Büyük Önder Atatürk'ün hatırasının, 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun ile korunduğu, bu kanuna göre. Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimseler ile Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk'ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimselerin eylemlerinin suç sayılıp yaptırıma bağlandığı, Atatürk'ün ölüm yıldönümü olan 10 Kasım tarihinde anılmasının ise, aziz hatırasına saygının ve Türk ulusunun şükran duygularının bir ifadesi olduğu gerekçesiyle, emrin bir askeri vazife olarak kabul edilemeyeceğine değinilmiş ise de, yukarıda yapılan açıklamalar karşısında bu görüşe iştirak edilmemiştir. 5816 sayılı Kanunun da dava konusu olayla bir ilgisi bulunmamaktadır. Bu Kanunda Atatürk'ü anma törenleriyle ilgili düzenlemeye yer verilmemesi işin doğası gereğidir. Zira resmi sıfatı haiz olmayan sivil kişilerin anma törenine katılıp katılmamaları kendi isteklerine bağlıdır.
Askeri Mahkemece, "Türk Harp İş Sendikası ile imzalanan 1.3.2001-28.2.2003 tarihlerini kapsayan 18 inci dönem Toplu İş Sözleşmesinin 15 inci faslının Sözleşmeyle ilgili cezaları gerektiren fiiller ve cezaları başlıklı 95 inci maddesinde, "Cezayı gerektiren fiiller ve cezalar kısmında, işçiler ekli ceza cetvelinde belirtilen hususlara uygun hareket etmek zorundadırlar. Ceza cetvelinde belirtilen fiiller için karşılarında gösterilen cezalardan başka bir disiplin cezası verilemez." hükmünün bulunduğu ve ekli ceza cetvelinin 4/b madde ve bendinde de "...ayrıca işyerinin âdet ve teamülünden bulunan birimlerle emir, talimat ve nizamlara riayet etmemek" fiilinin cezasının da yazılı ihtardan başlayıp, sırasıyla 2-4 saat, 6-10 saat ve nihayet 16 saat ücret kesme cezası ile belirlenmiş olması nedeniyle sanığın eyleminin iddia olunduğu gibi emre itaatsizlikte ısrar suçunu değil, üst inceleme ve istişare kurulunca cezalandırılması gereken bir disiplin suçunu oluşturduğu" kabul edilmiş ise de; Toplu İş Sözleşmesinde bu tür eylemlerin disiplin cezasıyla cezalandırılması konusu, sadece sanığın işyerinde yapacağı işlerle ilgilidir. Atatürk'ü anma töreninin Toplu İş Sözleşmesi ile ilgisi bulunmamaktadır. Öte yandan, Toplu İş Sözleşmesinde bazı eylemler için disiplin cezası öngörülmüş olması, TCK'ya veya Askeri Ceza Kanununa göre cürüm teşkil eden eylemin niteliğini değiştirmez ve bu eylem nedeniyle ceza tayin edilmesine engel teşkil etmez. Örnek vermek gerekirse Toplu İş Sözleşmesinde iş yerinde hırsızlık suçunu işleyenlerin disiplin cezası ile cezalandırılacağına ilişkin hüküm bulunması, bu suçu işleyen hakkında ayrıca adli kovuşturma yapılmasına ve yargılaması sonunda mahkemece mahkûmiyet karan verilmesine engel değildir.
Bu itibarla, sanığın emirden haberdar olmasına rağmen 10.11.2001 tarihinde düzenlenen Atatürk'ün ölümünün 63 üncü yıldönümü anma törenine katılmaması, verilen emrin askeri hizmete ilişkin olması nedeniyle, suçun diğer unsurlarının da gerçekleşmesi hâlinde emre itaatsizlikte ısrar suçunu oluşturabileceğinden. Başsavcılık itirazının kabulü ile Daire kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkemece verilen görevsizlik kararının suç vasfından bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy