(353 S. K. m. 174)
Temyiz şekli, süresi ve mercii konusunda açıklayıcı mahiyette herhangi bir bilgi içermeyen askeri mahkeme kararlarının bu eksikliklerin giderilebilmesi için hangi usul ve yöntemlerle tebliğ edilmesi gerektiği Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlığın konusunu teşkil etmektedir.
Daire; temyiz şekli, süresi ve mercii konusunda herhangi bir kayıt içermeyen hükmün sanıkla mukim baba M.T.'ye 18.2.2003 tarihinde tebliğ edilmesini geçerli sayarak, hükmü 28.2.2003 günü temyiz eden sanığın bu işlemini bir haftalık kanuni süreyi geçirdiğinden bahisle reddetmiş,
Başsavcılık ise, kanun yoluna başvuru şekli, süresi ile hangi mercie başvurularak bu hakkın kullanılabileceğine ilişkin zorunlu bilgilerin hüküm fıkrası veya tebligat belgesinde yer almaması sebebiyle usulüne uygun bir tebligattan bahsedilemeyeceğini, buna bağlı olarak da sanığın temyiz işleminin süresinde yapıldığının kabulü gerekliğini ileri sürerek, Daire kararına karşı itirazda bulunmuştur.
Hukuk sözlüğünde tebligat; "hukuki bir işlemin ilgili bir kimsenin bilgisine sunulması için yetkili makamın yasa ve yöntemine uygun bir biçimde yazı ile veya ilânla yaptığı bildirim" olarak tanımlanmıştır.
Tebligatın amacı, yalnızca hukuki bir işlemden muhatabının bilgi edinmesini sağlamak değildir; bildirme işleminin yasanın öngördüğü koşullar çerçevesinde tam ve eksiksiz biçimde gerçekleştirildiğini belgelemek de bu işlemin temel maksatlarındandır.
Geçerli bir tebligat; özel hukuk ve idare hukukunda çoğu kez bir hakkın doğmasına ya da sona ermesine sebebiyet veren hâllerden bir tanesidir. Tebligatın ceza yargılama hukuku açısından sahip olduğu en önemli işlevlerden biri de, belirli işlemlerin yapılması için kanunda öngörülen süreleri başlatmasıdır.
Yargı kararlarının ilgiliye tebliği ve bu kararlara karşı başvurulabilecek kanun yolları, usulleri ve süreleriyle ilgili mevzuatımızda yer alan yasal düzenlemelere baktığımızda;
T.C. Anayasasının, 3.10.2001 tarih ve 4709 sayılı Kanunun 16 ncı maddesi ile değişik 40/2 nci maddesinde "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini göstermek zorundadır." şeklinde bireyler lehine yeni bir düzenleme yapıldığı görülmektedir.
4709 sayılı Kanun teklifinin 16 ncı maddesine ilişkin gerekçesinde de "Bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması amaçlanmaktadır. Son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesi hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk hâline gelmiştir." denilmiştir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun:
33 üncü maddesinin; "Alâkadar tarafın yüzüne karşı ittihaz edilen kararlar kendisine tefhim olunur ve isterse kararın bir sureti de verilir.
Diğer kararlar tebliğ olunur.
Alâkadar olan taraf mevkuf ise tebliğ edilen varaka talebi hâlinde kendisine okunup anlatılır.",
261 inci maddesinin (4.6.1985 tarih ve 3206 S.K. ile değişik); "Hükmün tefhimi duruşmanın sonunda, en az 268 inci maddede belirtilen hüküm fıkrasının duruşma tutanağına geçirilerek okunması ve gerekçenin başlıca noktalarının sözlü olarak bildirilmesi suretiyle olur.
Hüküm fıkrası ayakta dinlenir.
Hükmün tefhimi sırasında sanık hazır bulunduğu takdirde, varsa kanun yolları kendisine bildirilir.",
268/4. maddesinin ise (21.5.1985 tarih ve 3206 sayılı Kanun ile değişik); "Hüküm fıkrasında;.......verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurmanın mümkün olup olmadığının tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir."
şeklinde yasal düzenlemeleri içerdiği görülmektedir.
Avrupa Birliğine uyum yasaları kapsamında hâlen TBMM'de bulunan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Tasarısı'nın;
36 ncı maddesi; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararları, karşı oy dahil gerekçeli olarak yazılır.
Kararlarda, tarafların başvurabilecekleri kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir.",
240/6 ncı maddesi de (mevcut yasadaki 268/4 maddenin karşılığı); "Hüküm fıkrasında, ....verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvuru ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvurma olanağı varsa süresi, mercii ve şekli duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir." şeklinde değişiklikleri öngörmektedir.
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun konu ile ilgili hükümlerine bakıldığında;
48 inci maddede; "İlgili tarafın yüzüne karşı verilen kararlar kendilerine tefhim olunur. Bilhassa er ve erbaşlara anlayacakları surette tefhim şarttır. İstem halinde kararın benzeri de verilir. Diğer kararlar tebliğ olunur.",
51 inci maddede; "Tebliğ, tebliği gereken evrakın onaylanmış bir benzerinin ilgiliye verilmesinden ibarettir.
İlgili tutuk ise tebliğ edilen evrak istemi hâlinde kendisine okunup anlatılır."
174/son maddesinde "Hükmün tefhiminden sonra duruşmayı yöneten askeri hâkim hazır bulunan sanığa, varsa kanun yollarını ve usullerini anlatır. Sanık hazır bulunmaksızın tefhim olunan hükümler usulen sanığa tebliğ olunur".
180/3 üncü maddesinde (9.10.1996 tarih ve 4191 S.K.nun ile değişik); "Hüküm fıkrasında; ......verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin ve verilen cezanın nev'i ile süresi ve miktarının, kanun yollarına başvurmanın mümkün olup olmadığının ....tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir" şeklinde düzenlemelerin yer aldığı görülmektedir.
353 sayılı Kanunun 180/3 üncü maddesi ile ilgili değişiklik gerekçesinde de, CMUK'un 268 inci maddesine paralel olarak hüküm fıkrasında yer alacak hususlara açıklık getirildiği belirtilmiştir.
7201 sayılı Tebligat Kanununda, tebligatın nasıl yapılacağı düzenlenmiş olup, tebliğ olunan evraka karşı yapılacak kanun yolu, süresi ve şekli ile ilgili hükümlere yer verilmemiştir.
Üst norm olan ve en yeni düzenlemeyi içeren T.C. Anayasasının "Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması" başlığını taşıyan; 40/2 nci maddesinde, Devletin resmi işlemlerinde, ilgiliye bu işlemlere karşı hangi kanun yollarına ve mercilere başvuracağını ve sürelerini bildirmek zorunluluğu getirildiği, CMUK Tasarısının 36/2 ve 240/6 ncı maddelerinin de Anayasada belirtilen hakları uygulamaya yansıtmayı hedefleyen yeni düzenlemeler içerdiği görülmektedir.
353 sayılı Kanunun 174/son maddesinde; hazır bulunan sanığa kanun yollarının ve usullerinin (bu arada süresinin) anlatılacağının, aynı kanunun 48 inci maddesinde de bilhassa er ve erbaşların yüzüne karşı verilen kararların anlayacakları surette tefhim olunacağının öngörülmesi karşısında yüze karşı verilen kararlarda ilgiliye kanun yolu, şekli ve süresinin anlatılacağı konusunda tereddüt bulunmamaktadır.
Ancak, mevcut yasal düzenlemelerde, sanığın yokluğunda verilen kararlara karşı, kanun yollarına başvurmanın mümkün olup olmadığının bildirilmesi dışında, bunun şekli, mercii ve süresinin bildirileceğine dair bir açıklık bulunmamaktadır. CMUK Tasarısında tarafların başvurabilecekleri kanun yolu, süresi, mercii ve şeklinin kararlarda yazılması gerektiği öngörülmüştür.
T.C. Anayasasının 11 inci maddesinde; Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu, kanunların anayasaya aykırı olamayacağı öngörülmüştür. Anayasanın 40/2 nci maddesindeki bu düzenlemenin yargı organlarını da bağlayacağı ve CMUK Tasarısındaki değişiklik önerileri de dikkate alınıp, bu anayasa kuralının, henüz CMUK ve 353 sayılı Kanunda bir yasal düzenlemeye gidilmeden (anılan yasalarda anayasa hükmüne aykırı bir kural bulunmaması nedeniyle) doğrudan yargı mercilerince (sanığın yüzüne karşı yapılan tefhimlerde olduğu gibi) uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. Kanun yolu, şekli ve süresinin kararda yer almaması hâlinde, kararın bildirimi için çıkarılan tebliğ mazbatasında belirtilen hususlara yer verilerek bu eksikliğin giderilmesi mümkündür.
Mahkemece verilen hükmün, henüz kesinleşmemiş olması nedeniyle kanun yoluna başvuru imkânının sanığın adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gereken temel haklarından bir tanesi olduğu, böyle bir hakkın muhatabına bildirilmemesinin ise, ayrıntıları As. Yrg. Drl. Krl. nun 22.11.2001 tarih ve 2001/104-107 sayılı kararında da açıklandığı üzere; sanığın "haklarını öğrenme hakkının ihlâline" neden olacağı açıktır.
Sanığın yokluğunda verilen ve 18.2.2003 tarihinde aynı çatı altında ikamet eden babası M.T.'ye imza karşılığı tebliğ edilen gerekçeli kararın hüküm fıkrasında; hangi kanun yoluna, hangi mercilerde, kaç günlük süre içerisinde ve ne şekilde başvuruda bulunulabileceğine ilişkin herhangi bir bilgi ya da açıklama yer almamaktadır.
Belirtilen hakların kesin ve anlaşılabilir cümleler haline dönüştürülerek, tebligat belgesine yazılmamış olması sebebiyle bu konudaki eksiklik tebligat safhasında da giderilmemiş, sanık bildirime ilişkin anayasal hakkından mahrum bırakılmıştır.
Bu durum karşısında, ortada geçerli bir yargısal tebligatın bulunduğundan ve sanığın kanun yoluna ilişkin haklarını bildiği halde bundan feragat ettiğinden ve dolayısıyla süresi içinde temyiz isteminde bulunmadığından söz. Edilemeyeceği için, sanığın temyiz isteminin süresinde yapıldığı sonucuna varılarak, konuya ilişkin Başsavcılık itirazının kabulü ile sanık M.T.'nin temyiz istemini süre yönünden reddeden Daire kararının kaldırılmasına, dosyanın temyiz incelemesinin yapılabilmesi için Daireye iadesine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy