(353 S. K. m. 227)
Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlığın konusu; atılı irin tecavüzü suçuyla ilgili olarak ASCK' nın 73'üncü maddesinin uygulanıp uygulanamayacağına ilişkindir.
Daire, izin tecavüzü suçunu işlemeye başladıktan sonra adli bir suçtan dolayı gözaltına alınarak akabinde tutuklanan ve askeri şahıs kimliğini gizleyerek, tahliye tarihinde serbest bırakılmasını sağlayan, tahliye tarihinden itibaren de 10 gün sureyle izin tecavüzü durumunu sürdüren sanık hakkında ASCK' nın 73'üncü maddesinin uygulanamayacağını kabul ederek, mahkûmiyet kararını adli müşavirin yerinde görülen temyiz itirazına atfen ve resen sanık aleyhine bozmuş iken,
Yerel mahkeme, sanığın tutuklulukta geçirdiği sürelerin izin tecavüzü suçuna dahil edilemeyeceğini, bunun sonucu olarak da eylemin 6 haftalık mehil içerisinde son bulduğunun kabulü gerektiğini ileri sürerek, eski hükümde direnmek suretiyle sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Daireler Kurulu önüne getirilen uyuşmazlığın konusu bu çerçevede ifade edilse de, yargılama aşamalarında ceza yargılama hukuku kurallarının ihlâlini sonuçlayan herhangi bir aykırılık bulunup bulunmadığının da öncelikli mesele olarak incelenmesi gerekmektedir.
Askeri mahkeme; hükmün bozulmasını müteakiben yapmış olduğu 23.12.2002 tarihli duruşmada sanığın firarda olduğunun öğrenildiğini belirterek, davanın sanığın gıyabında bitirilmesi yönünde karara varmıştır.
Oysaki CMUK'un 326'ncı maddesinin 2'nci fıkrası ile ASMKYUK' nın 227/3'üncü maddesinin son fıkrası; sanık hakkında verilecek cezanın bozmaya konu olan cezadan daha ağır olması durumunda, sanığın bozma ilâmına karşı beyanının her halükârda tespit edilmesi gerektiğini öngörmüştür.
Sanık U.T. hakkındaki ilk hüküm; askeri savcının aleyhe temyizi ürerine Askeri Yargıtay 2'nci Dairesince "ASCK' nın 73 üncü maddesinin tatbik edilerek sanığa daha az ceza verilmesinin kanuna aykırı düştüğü" belirtilerek, sanığın cezai sorumluluğunu arttıracak biçimde bozulmuştur.
Bu yöndeki bozmanın aleyhe hüküm doğuracak nitelik taşımasından ötürü, sanığın Askeri Yargıtay bozma ilâmına karşı beyanının mutlak surette tespiti gerekmekledir. Bozma ilâmına uyulmayarak direnme kararı verilmesi durumunda dahi sanığın aleyhe hükümler ihtiva eden bozma ilamına karşı diyeceklerinin tespiti zorunludur. Bu husus; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun;
15.5.2001 gün ve 6794-97 E.K.: 3.10.2000 gün ve 5/168-178 E.K.; 11.6.1996 gün ve 1-122/129 E.K.; 26.12.1994 gün ve 2-345/363 E.K.; 30.5.1994 gün ve 6-132/155 E.K.; 25.10.1993 gün ve 7-254/275 F.K.; 29.6.1992 gün ve 5/174-199 E.K.; 19.11.1990 gün ve 259/275 E.K.; 17.4.1989 gün ve 5/194-148 E.K.; 31.10.1988 gün ve 9/404-415 E.K.; 26.1.1987 gün ve 7/306-1 E-K. ve 15.12.1986 gün ve 1/218-586 E.K. sayılı emsal nitelikteki kararlarında tereddütsüz bir biçimde kabul edilerek, hükmün aleyhe bozulması durumunda sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulmasının yasal zorunluluk olduğu vurgulanmıştır.
Aleyhe hukuki sonuç içeren hususlara karşı beyanda bulunma imkânı, gerek vicahi yargılamaya iştirak edilerek lehe olan kanıtların sunulabilmesi gerekse savunma hakkının etkin ve sağlıklı bir biçimde kullanılabilmesi maksadıyla sanıklar açısından yasal bir hak hâline getirilmiştir.
Bu itibarla; sanığın savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğum bu aykırılık nedeniyle Direnmeye bağlı mahkûmiyet hükmünün 353 sayılı Kanunun 207/3-H ve 227/son maddeleri gereğince sair hususlar incelenmeksizin usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy