(765 S. K. m. 51)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, sanık hakkında hangi tahrik hükmünün uygulanması gerektiği noktasındadır.
Daire; mağdurun hareketi ile sanığın eylemi arasında dengesizlik bulunmadığı ve bu nedenle ağır haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiği sonucuna ulaşmış iken; Başsavcılık, eylemler arasında oransızlık bulunmadığını kabul etmekle birlikte, hafif haksız tahrik uygulamasının yerinde olduğu düşüncesindedir.
Bu çerçevede yapılan incelemede;
İlçe J.K.lığı'na bağlı Küçükköy J.Krk.K.lığı emrinde askerlik hizmetini ifa eden J.Onb. G.K.'nin. 16.6.2003 günü saat 06.00 sıralarında devriye görevinde iken, devriye komutanı Uzm J.Çvş.A S.'nin verdiği kontrol görevine gitmeyip devriye arkadaşlarından ayrılarak karakola döndüğü, karakola gelen uzman çavuşun sanığı yanına çağırıp "neden devriyeyi bırakıp karakola döndün" diyerek sanığın bacağına tekme attığı, sanığın da "siz bana karışamazsınız" karşılığını verip uzman çavuşun suratına bir yumruk vurduğu, tekme darbesiyle sanığın bacağında hiperemi ve hassasiyet oluştuğu ve yumruk neticesinde de mağdurun üç gün iş ve güçten kalacak şekilde yaralandığı dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Anayasa ve 353 sayılı Kanun gereğince, askeri mahkemelerin her türlü kararlan gerekçeli olmalıdır. Sadece sübuta ilişkin gerekçe gösterilmesi yeterli olmayıp, hükmü oluşturan bütün uygulamaların da olaya, faile ve fiile özgü gerekçelerle desteklenmesi ve somutlaştırılması gereklidir.
Askeri mahkeme, "İlk önce mağdurun kendisine vurmasının yarattığı hafif haksız tahrikin etkisiyle" şeklinde bir gerekçeyle sanık hakkında TCK'nın 51/1'inci maddesini uygulamış, ancak tahrikin derecesine dair irdeleme yapmamış ve somut bir gerekçe göstermemiştir. Bu nedenle; tarafların ve kamunun bilgilenmesine, mahkemeyi nihai hükme götüren sebeplerin ortaya konulmasına ve temyiz denetiminin sağlıklı yapılmasına engel olan bu yasaya aykırılık bozma sebebi olarak değerlendirilmiştir.
Diğer taraftan; her ne kadar tahrik uygulamasına ilişkin gerekçe gösterilmemiş ise de, dosyadaki delil durumuna nazaran, mağdurun tekme vurmak şeklindeki hareketinin sanıkta ağır haksız tahrik oluşturduğu ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki;
Bilindiği üzere, haksız tahrik hükümlerinin düzenlendiği TCK'nın 51'inci maddesinde, hangi eylemlerin hafif, hangilerinin ağır tahrik nedeni sayılacağı ve bu değerlendirmede hangi ölçütlerin dikkate alınacağı konusunda bir açıklık bulunmamaktadır. Bu nedenlerle, olayın ve haksız eylemin özellikleri, olayın gerçekleştiği toplumun değer yargıları, failin ve tahrik edenin psikolojik ve sosyolojik durumları ile eğitim ve kültür seviyeleri, olayın gerçekleştiği mekan ve zaman, kısaca yargılama konusunun tüm özellikleri göz önünde bulundurularak tahrik derecesinin belirlenmesi gerektiği doktrin ve uygulamada kabul görmüştür.
Somut olayda; devriye görevini terk eden sanığın disiplinsiz bir tutum sergilediği ve devriye komutanının buna müdahale edip, sanığı hizmete sevk etme görev ve yetkisinin bulunduğu açıktır. Ancak, devriye komutanı uzman çavuşun şahsına, yani maddi ve manevi varlığına yönelik herhangi bir haksız hareket söz konusu olmadığından, bu disiplinsizliğin uzman çavuş üzerinde tahrik oluşturduğu kabul edilemez. Sanığın bu disiplinsizliği nedeniyle, bizzat uzman çavuş tarafından tenkit ve muaheze edilmesi veya tutanakla sanığın eyleminin tespit edilip gerekli işlemin başlatılmasının temini mümkündür. Bu nedenle, şahsına yönelik herhangi bir haksız hareket söz konusu değil iken, sanığa tekme vuran mağdurun bu eyleminin, olayda ilk haksız hareket olarak görülmesi gereklidir. Asıl mesleği makine mühendisliği olan sanığın, arkadaşlarının yanında, kendisinden altı yaş küçük uzman çavuş tarafından vurulan tekme neticesinde fazlasıyla sarsılıp öfkeye kapılması hayatın olağan akışına uygundur. Beklenmedik bu haksız hareket sonucunda sanık sadece yumrukla karşılık verdiğinden, etki ile tepki arasında dengesizlik bulunmadığı da aşikârdır. Yerleşik Askeri Yargıtay kararlarında, aynı ortamda birlikte yaşayan ve aralarında fazla rütbe farkı bulunmayan ast ve üst arasındaki fiili taarruz olaylarında, tahrik hareketi ile failin eylemi arasında oransızlık bulunmadığı durumlarda, ağır haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiği kabul edilmektedir.
Bu nedenlerle, olayın bir bütün hâlinde değerlendirilmesi sonucunda, mağdurun tekme vurma şeklindeki hareketinin ağır haksız tahrik teşkil ettiği sonucuna varılmış, Dairenin bu yöndeki değerlendirmesi isabetli bulunduğundan, Başsavcılığın aksi istikametteki itirazının reddine karar vermek gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy