(353 S. K. m. 115)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın konusu; askeri savcının imzasını taşımayan iddianameye dayanılarak mahkûmiyet karan verilmesi durumunda, ne yönde hüküm tesis edileceğine ilişkindir.
Daire: askeri savcının imzasını taşımayan bir iddianamenin hiçbir hukuki değer taşımayacağını, buna bağlı olarak da usulüne uygun biçimde açılmış kamu davasının varlığından söz edilemeyeceğini belirterek, böyle bir iddianameye dayanılarak verilen mahkûmiyet kararının usul yönünden bozulması gerektiği sonucuna varmış iken,
Başsavcılık, sanık hakkında açılmış bir kamu davasının bulunmamasına rağmen yargılama yapılarak hükme varılmasının yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan "davasız yargılama olmaz" ilkesine aykırı düştüğünü, hukuken hiçbir değer ifade etmeyen mahkûmiyet kararının dış âlemde herhangi bir sonuç ve etki yaratmasının önlenmesi bakımından yok hükmünde sayılması gerektiğini ileri sürerek, Daire ilâmına karşı itirazda bulunmuştur.
İddianamedeki imza eksikliğini fark edemeyen mahkemelerin böyle bir iddianameyi esas alarak tensip ve yargılama faaliyetlerine başlayabilecekleri ve maddi gerçeğin araştırılması adına başta delil toplamak üzere pek çok işlemleri gerçekleştirebilecekleri ortadadır.
Sözgelimi; askeri savcı imzasını taşımayan bir iddianameyle yargılanan sanığın lüzum duyulan müşahedesi sonunda askerliğe elverişli olmadığına ya da ceza ehliyetinin kısmen ya da tamamen bulunmadığına yetkili sağlık kurullarınca karar verilmesi durumunda bu işlemlerin idari ve hukuki açıdan pek çok sonuç doğurabileceği açıktır.
Yine böyle bir iddianameye dayanılarak sürdürülen yargılamada; sanığın tutuklanması, açığa alınması ya da malvarlığının geçici olarak haczedilmesi gibi cezai veya idari tedbirlerin de hukuk âleminde sonuç yaratabilmesi ihtimal dahilindedir.
Mahkemenin mütalâasına başvurduğu bilirkişiye ücret tayini, celp ettiği tanıklara yol ve iaşe bedeli ödenmesine hükmetmesi gibi işlem ve ara kararları da iddianamedeki imza eksikliğinden etkilenmeyecektir.
İmzasız iddianameye rağmen sürdürülen yargılama sonucunda verilen mahkûmiyet hükmü taraflarca temyiz edilmeksizin kesinleşmiş ve bu hüküm olağanüstü yasa yollarından biriyle ortadan kaldırılmamış ise, sanık açısından infaz süreci işlemeye başlayacaktır.
Konuya sanık ve müdafii arasındaki vekâlet ilişkisi açısından bakıldığında da benzer durum ortaya çıkmaktadır; aralarındaki sözleşmeye dayanarak müvekkilinin haklarını mahkeme önünde savunan avukat bu yöndeki bir eksikliğine rağmen, emek ve mesaisinin karşılığı olan vekâlet ücretini almaya hak kazanacaktır.
Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, imzasız bir iddianamenin askeri mahkemeye intikali ile başlayan yargılama süreci temelinde hukuka aykırılık içerse de, pek çok sonucun doğmasına neden ve vesile olmaktadır.
İddianamenin üzerinde askeri savcının isim ve imzasının bulunması belgenin sıhhat ve geçerliliği için zorunludur. Askeri savcının imzasını taşımayan bir iddianamenin ne kadar ayrıntılı bilgiler içerse de kamu davasının açılmasına hukuki dayanak oluşturamayacağı, bunun sonucu olarak da imzasız bir iddianameyle kimse hakkında yargılama yapılamayacağı açıktır.
Esasen, imzasız iddianameye rağmen yargılamaya devam edilerek karar verilmesi ile mahkemenin iddianame de belirtilmeyen bir eylem hakkında hüküm kurması arasında herhangi bir fark bulunmayıp, her iki olasılıkta da ceza yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan "davasız yargılama olmaz" kuralı ihlâl edilmektedir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 22.2.2001 gün ve 21-24; 19.11.1998 gün ve 135-147; 13.4.2000 gün ve 84-80; 15.1.1998 gün ve 8-11 E.K. sayılı ilâmlarında; iddianamede yazılı olmayan bir eylemden dolayı duruşma yapılarak hüküm tesisinin 353 sayılı Kanunun 165'inci maddesine aykırı düştüğü kabul edilerek, bu nitelikteki hükümlerin usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.12.1999 gün ve 10/310-320; 3.2.1998 gün ve 6/326-7; 3.6.1997 gün ve 11/88-147; 13.5.1997 gün ve 1/76-114; 4.2.1997 gün ve 10/12-9; 17.12.1996 gün ve 9/277-281 E.K. sayılı emsal nitelikteki içtihatlarında; iddianamede açıkça dava konusu yapılmayan bir eylem hakkında yargılama yapılarak mahkûmiyet kararı verilmesinin CMUK'un 257'nci maddesine aykırı düştüğü belirtilerek; bu doğrultudaki hükümlerin usul yönünden bozulmalarına karar verilmiştir.
Askeri Yargıtayın temyiz incelemesi sonucunda verebileceği kararlar ASMKYUK'nın 220 ve 221'inci maddelerinde açıkça gösterilmiş olup, bunlar arasında "kararın hükümsüzlüğüne" şeklinde bir hüküm türü bulunmamaktadır.
Kanun koyucu; ceza yargılama hukuku normlarını ihlâl eden aykırılıkların hazırlık veya son soruşturma safhalarında yapılması arasında herhangi bir fark gözetmemiş bu tarz muhakeme hukuku kurallarına aykırı bir hüküm tesis edildiğinde bunun usule aykırılık müeyyidesiyle bozularak geçersiz sayılması gerektiğini benimsemiştir.
Bu tespitin ise, dava dosyasını (temyiz ve tebliğnamede belirtilen görüşler dışında) her yönüyle incelemek durumunda olan Askeri Yargıtay tarafından yapılacağı ve ceza yargılama hukukunu ihlâl eden aykırılıkların belirlenmesi durumunda hükümlerin yargılamanın usulüne uygun biçimde sürdürülmediği noktasından bozulmalarına karar verileceği açıktır.
İnceleme konusu dosyada; usulüne uygun biçimde açılmamasına ve yargılama hukuku anlamında kovuşturulabilir nitelikte bir eylem bulunmamasına rağmen, sanığa ait bir vakıanın vicahi yargılamaya konu edilerek, mahkûmiyet yönünde hükme varılması 353 sayılı Kanunun 115 ve 165'inci maddelerine aykırı düşmektedir.
Bu itibarla; Dairenin, askeri mahkeme hükmünü belirtilen aykırılıklardan dolayı usul yönünden bozmasında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, davanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi yönündeki Başsavcılık itirazının reddine karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy