(353 S. K. m. 220)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, yoklama kaçağı suçunun bitim tarihindeki hatanın hükmün bozulmasını gerektirip gerektirmediği noktasındadır.
Daire; temadinin bitim tarihinin dava zaman aşımı, tekerrür ve şartla salıverilme gibi kurumlar açısından bir öneminin bulunmadığı, sadece af kanunları bakımından önem taşıyabileceği, ancak doğru suç tarihinin herhangi bir ek araştırma yapılmadan dava dosyası kapsamıyla belirlenebildiği durumlarda bozma yoluna gidilmemesi gerektiği sonucuna ulaşmış iken; Başsavcılık; temadinin bitim tarihinin öz vakıanın bir parçası olması nedeniyle, suç tarihinde yapılan hatanın mutlak surette hükmün bozulmasını gerektirdiği düşüncesindedir.
Bu çerçevede yapılan incelemede;
26.9.2000 tarihinde son yoklamasını yaptırmak üzere sanığın askerlik şubesine müracaatını isteyen 4.7.2000 tanzim tarihli son yoklama çağrı pusulasının 16.7.2000 tarihinde nüfusa kayıtlı olduğu köyde amcasına teslim edildiği, emsalleri 27.2.2001-13.3.2001 tarihleri arasında sevk edilen sanığın bu tarihten sonra 10.5.2002 tarihinde askerlik şubesine başvurup yoklamasını yaptırdığı, 14.5.2002 tarihinde iki gün yol müddetiyle Erzincan'daki eğitim birliğine sevk edildiği, gecikerek 21.5.2002 tarihinde katıldığı, geçerli bir mazereti bulunmayan sanığın 14.3.2001-10.5.2002 tarihleri arasında yoklama kaçağı ve 17.5.2002-21.5.2002 tarihleri arasında (geç iltihak suretiyle bakaya) yoldan savuşma suçunu işlediği dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Askeri mahkeme, sanığın son yoklamasını yaptırdığı tarihi askerlik şubesinden sormuş ve askerlik şubesinin cevabi yazısında yoklama tarihi olarak 10.5.2002 günü belirtilmiş ise de, askeri mahkeme bu yazıyı nazara almaksızın suç bitim tarihini belirlemiş ve 14.5.2002 tarihi, temadinin kesildiği tarih olarak hüküm fıkrasında yer almıştır.
353 sayılı Kanunun 173'üncü maddesi, hükmün gerekçesinde sabit ve gerçekleşmiş sayılan vakıaların gösterilmesini öngörmüştür. Bundan kasıt, hükmün hangi eylemi karşıladığının belirlenmesi, hukuki sonuç doğuran eylemin sınırlarının çizilmesi ve eylemin her türlü unsurlarıyla tanımlanmasıdır. Bu şekilde eylemin ayrıntılı bir tahlile tabi tutulması, eylemin kesin hatlarla diğer eylemlerden ayrılmasını sağlayacak; eylemin tavsifi, cezanın şahsileştirilmesi, uygulanan cezanın neticelerinin tespiti ve hukuk âleminde oluşacak değişiklikler ve getirilecek yeni düzenlemeler karşısında sanık veya hükümlünün durumunun değerlendirilmesi bakımından önem taşıyacaktır.
Hayatın olağan akışı içerisinde, bir eylemin somutlaştırılması bakımından öne çıkan belli başlı unsurlar, zaman, yer, kişi, hareket ve sonuç gibi yoruma bağlı olmayan maddi hususundu. Suçun işlendiği tarih, maddi vakıanın ortaya konulmasında dikkate alınacak önemli unsurlardan olduğundan, bu unsurda yapılan hata, maddi vakıanın tespitinde yanılgıya düşülmesine sebep olacaktır. Suç tarihi pek çok hukuki müessesenin uygulanmasında önem arz ettiğinden, hüküm kurulurken suç tarihinin doğru belirlenmesinde failin ve kamunun hukuki menfaati bulunmakladır. 353 sayılı Kanunun 162/son maddesi uyarınca, aynı konuda aynı sanık hakkında tekrar dava açılamayacağından, suç tarihinin ve dolayısıyla hükmün konusunun doğru ve ayrıntılı bir şekilde belirlenmesinde zorunluluk bulunduğu açıktır.
Somut olayımızda; askeri mahkeme yoklama kaçağının bitim tarihim 10.5.2002 yerine 14.5.2002 olarak belirlemiş ve maddi vakıanın tespitinde açık bir yanılgıya düşmüştür. Öz vakıanın yanlış belirlenmesi şeklindeki bu hatanın hükmün bozulmasını gerektirip gerektirmediği meselesinin çözümünde, 353 sayılı Kanunun 222'nci maddesi, Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 5.3.2004 tarih ve 2004/1-1 sayılı kararı ile doktriner görüşler dikkate alınmalıdır.
353 sayılı Kanunun 222'nci maddesi "Askeri Yargıtay temyiz dilekçe, beyan ve lâyihasında ve tebliğnamede ileri sürülen hususları ve bunlar dışında hükmün esasına dokunacak derecede kanuna aykırı hâllerin bulunup bulunmadığını inceler." biçimindedir. Askeri mahkemelerce kurulan hükümlerdeki kanuna aykırılıkları giderme yolu olan "bozma" kurumunun uygulanmasında, yasaya aykırılığın "hükmün esasına dokunacak derecede" olma kıstası öngörülmüştür.
Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 15.1.1969 tarih ve 1969/1-2 sayılı kararının sonuç kısmını; "Hükmün yalnızca sanık lehine temyiz edilmiş olduğu hâllerde, 353 sayılı Kanunun 207'nci maddesinde belirtilen mutlak bozma nedenleri ile suç vasfının ve teselsül hâlinin belirlenmesindeki kanuna aykırılık hâlleri hariç olmak üzere, a) Son karara etkisiz olan. b) Sadece cezayı ağırlaştırma sonucunu doğuran, c) İnfaz muhakemesi ile giderilmesi mümkün olan hukuka aykırılıkların bozma sebebi yapılmayarak, kanuna aykırılığa işaret edilmesiyle yetinilmesine" şeklinde değiştiren, Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 5.3.2004 tarih ve 2004/1-1 sayılı karan, ayrıca hangi yasaya aykırılıkların bozmayı gerektirmediğini somut olarak belirlemiştir.
Bu konuda ayrıntılı değerlendirmeleri bulunan KUNTER ve YENİSEY;
1) Son karara tesirsiz aykırılıklar,
2) Cezanın arttırılamayacağı hâllerde sadece cezayı artırmaya yol açacak aykırılıklar,
3)Sadece sanık lehine konulmuş olan normlara sanık aleyhine bozma sonucu doğurabilecek aykırılıklar ve
4) Ayrı bir tali dava açılması ile giderilecek aykırılıkların bozma sebebi sayılmaması gerektiğini belirtmişlerdir. (Ceza Muhakemesi Hukuku, 11'inci Bası. Sayfa 1119-1122)
"Haksız kararın kaldırılması demek olan bozmanın işe yaraması, yani sonunda başka ve haklı bir karar verilebilmesi lazımdır. Eğer başka bir karar verilemeyecekse bozmanın da manası yoktur
Aykırılık, muhakeme dışı hukuk normları bakımından ise neticede değişiklik olmasa dahi son karara kaide olarak tesir edecektir. Zira son karar sadece neticede verilen ceza değildir" (KUNTER, Ceza Muhakemesi Hukuku, 8 inci Bası sayfa 970-972) şeklindeki görüş göz önünde bulundurulmalıdır.
İnceleme konusu dosyadaki yasaya aykırılık, yoklama kaçağı suçunun bitim tarihinin hatalı tespiti ve dolayısıyla maddi vakıanın belirlenmesinde yanılgıya düşülmesidir. Yoklama kaçağı suçunun özelliğine nazaran. Daire kararında açıklandığı gibi, suç bitim tarihindeki hatanın zamanaşımı ve tekerrür gibi hukuki müesseselere bir etkisinin bulunmadığı düşünülebilir ise de, af kanunları bakımından bu hatanın etkisiz kaldığı söylenemez. Hükmün kesinleşmesi hâlinde bu hatanın "ayrı bir tali dava açılması suretiyle" veya Askeri mahkeme tarafından resen düzeltilmesi de mümkün değildir.
YCGK' nın 9.5.1994/119-145 tarih ve sayılı ilâmında, "...duruşma tutanağının devamı niteliğinde olup, onun hükümlerine tabi olan gerekçeli kararda..." biçiminde tespit mevcut olup, konuya bu açıdan yaklaşılmalıdır.
Bilindiği gibi, duruşma tutanağı tarafların huzurunda düzenlenip ilgililerce imzalanır. Bu tutanakta maddi hata yapılmış ise, bunun düzeltilmesi ancak duruşmada ve tarafların bilgisi dâhilinde olur. Zira duruşma tutanağı, icra edilen oturumun evrakı müsbite şekline dönüştürülmüş hâli olup, duruşmada yapılan tüm işlemleri ve yaşanan hadiseleri içermektedir. Gerekçeli hüküm, duruşma tutanaklarında tezahür eden yargılama faaliyetinin bütününü ifade eden bir neden-sonuç belgesi olduğundan, gerekçeli hükmün yazılıp imzalanmasından sonra hâkim herhangi bir şekilde karar ve gerekçeye müdahale edemez. 353 sayılı Kanunun 253'üncü maddesinde tanınan "hükmün açıklanması" imkânı dışında, hâkimin her ne sebeple olursa olsun yanlışlıklan düzeltme olanağı bulunmamaktadır. Aksinin kabulü hâlinde, hâkimin sonradan fark ettiği hataları resen düzeltmesi gibi olumsuz sonuçlar doğabilir ki bu netice, duruşma tutanağının ispat kuvvetine sekte vuracak niteliktedir.
353 sayılı Kanunun 253'üncü maddesi: Bir hükmün özünün tayininde veya tayin edilen cezanın hesabında kararsızlık olursa veya cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilmesinin gerekmeyeceği iddia olunursa, bu konuda cezayı veren askeri mahkemeden bir karar istenir hükmünü içermektedir.
Somut olayımızda söz konusu olan suç tarihi hatası, gerekçeli hükmün ele alınıp incelenmesiyle belirlenebilecek bir hata olmayıp, bizzat dosyada mevcut delillerin gözden geçirilmesiyle tespit edilebilecek ve maddi vakıanın yeniden tespitini gerektirecek niteliktedir. "Hükmün açıklanması" müessesesinin geniş yorumlanması hâlinde, "kesin hüküm" vasfının bozulması ve aynı konuda ikinci bir hüküm kurulması sonucu doğabilir. Kaldı ki, bu kurumun gayesi, uygulamaya, yani infaza ilişkin hataların düzeltilmesidir. Bu sebeple, suç tarihindeki yanılgının, 353 sayılı Kanunun 253'üncü maddesine istinaden düzeltilmesine imkân bulunmamaktadır.
Gerek Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararlan ve gerekse doktriner görüşler, bozmanın bir işe yaraması ve yasaya aykırılığın başka türlü gidenime imkânı var ise bozma yoluna gidilmemesi yönündedir. Özellikle Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 5.3.2004 tarih ve 2004/1-1 sayılı kararının içeriğinde tek tek sayılmak sureliyle bozmayı gerektirmediği kararlaştırılmış bulunan yasaya aykırılıkların doğrudan uygulamayı ilişkin oldukları gözden uzak tutulmamalıdır. Nitekim KUNTER, "muhakeme dışı hukuk normlarında yasaya aykırılık hâllerinde, kural olarak, aykırılığın son karara tesir edeceği" kanaatindedir.
Maddi vakıanın hatalı tespiti sonucunu doğuran suç tarihindeki yanılgının, uygulamaya ilişkin olmadığı ve muhakeme dışı hukuk normlarını ilgilendirdiği açıktır. Son karar sadece ceza olmadığından, maddi vakıanın hatalı belirlenmesinin, yalnızca son kararın tesis edildiği anda değil, kararın hukuken geçerliliğini koruduğu süreç içerisinde de bir hüküm ifade edip sonuç doğurduğu aşikârdır. Kesin hüküm nedeniyle hukuki değer kazanmış maddi vakıanın, sonradan tekrar hâkimince değiştirilmesi de imkân dahilinde olmadığından, olağan kanun yolu safhasında yasaya aykırılığın giderilmesi gereklidir.
Bu nedenlerle; yoklama kaçağı suçunun bitim tarihindeki hata hükmün özüne etkili bir yasaya aykırılık olarak değerlendirilmiş. Başsavcılığın itirazının kabulü, Daire kararının kaldırılması ve hükmün bozulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Hükmün bozulmasına gerek olup olmadığı meselesi bu şekilde aşıldıktan sonra, her ne kadar Daire hükmü bozup ağır para cezası bakımından hükmü düzeltirken yoklama kaçağı suçunun bitim tarihini de 10.5.2002 olarak değiştirmiş ise de, Daire kararının içeriğinde böyle bir değerlendirme yer almadığından, tam aksine Daire suç tarihi hatasını bozma sebebi saymadığını vurguladığından, kurulumuzca, suç tarihi hatasının temyiz aşamasında düzeltilip düzeltilemeyeceği konusunun tartışılmasına geçilmiştir.
"Askeri Yargıtayca hükmün bozulması ve esasa hükmedilecek hâller" başlığını taşıyan 353 sayılı Kanunun 220'nci maddesinin ikinci fıkrası ve A bendi : "Askeri Yargıtay, kanunun hükme esas olarak tespit edilen vak'alara uygulanmasında yanlışlık yapılmasından dolayı hükmü bozmuş ise aşağıda yazılı hâllerde bizzat davanın esasına hükmeder.
Vakıanın daha ziyade aydınlatılması gerekli olmaksızın yalnız beraata veya duruşmanın tatiline veya aşağı veya yukarı haddi olmayan bir ceza ile hükümlülüğüne karar verilmesi gerekirse," şeklindedir.
Bu maddenin gerekçesinde, CMUK'un ilgili maddesine uygun düzenleme yapıldığı belirtilmiş ve "bu suretle dava dosyalarının Askeri Yargıtay ile askeri mahkemeler arasında gidip gelmesi, zaman kaybı ve hükmün gecikmesi önlenmiştir" ibaresine yer verilmiştir.
"...Yargıtayın asıl davanın esasına karar vermesi ve davayı orada bitirmesi, bir diğer söyleyişle bir başka makamın yani mahkemenin verdiği karan kaldırıp yerine yenisini koyması, muhakeme hukuku deyimiyle ıslah etmesi istisna olup, yeniden mahkemeye göndermeye ihtiyaç olmadığını gösteren iki temel şarta bağlıdır.
1) Maddi meselenin daha ziyade aydınlanması için bir soruşturma, kısacası bir öğrenme muhakemesi gerekmemelidir.
2) Maddi mesele bakımından mahkemeye bırakılmış serbest değerlendirme yetkisi söz konusu olmamalıdır.
Yargıtayın ıslah edip etmemesi, yeni bir son karar verilmek üzere dosyanın esas mahkemeye gönderilmesine ihtiyaç olup olmaması ile açıklandığına göre, kanun bu ihtiyaca göre yorumlanmalı; darsa genişletilmelidir." (KUNTER, Ceza Muhakemesi Hukuku, 8'inci Bası, Sayfa 1001-1002) şeklindeki görüşte dikkate alınması gereken asıl nokta, genişletici yorumun tercih edilmesinin yasanın gayesine uygun olacağıdır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6'ncı maddesinin ilk fıkrasında, herkesin "makul bir süre içinde" davanın görülmesini istemek hakkı bulunduğuna değinilmiştir.
Aynı şekilde, Anayasamızın 141/son maddesinde: "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir." hükmü yer almaktadır.
353 sayılı Kanunun 220'nci maddesini kendi mantığı içerisinde değerlendirdiğimizde, bu "ıslah" kurumunun, yeni bir araştırma veya soruşturma işlemi yapılmasına gerek bulunmayan ve yasaya aykırılıkların düzeltilmesi bakımından takdir hakkının söz konusu olmadığı hâllerde, yasaya aykırılığın bizzat Askeri Yargıtay tarafından giderilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Yasa koyucu, ıslah kurumunun işletileceği hâlleri istisnai olarak saymış ise de, bu hâllerin değerlendirilmesinde "amaçsal yorumun" seçilmesi yasa koyucunun gayesine uygun olacak ve adil yargılanma hakkına hizmet edecektir.
Bu itibarla; 353 sayılı Kanunun 220'nci maddesinin A bendindeki düzenlemenin geniş yorumlanıp, suç tarihindeki hatanın da Askeri Yargıtayca düzeltilmesine imkân tanımanın, hakkaniyetli ve amaca elverişli bir çözüm olacağı kanaatine varılmıştır.
İnceleme konusu dosyada, herhangi bir öğrenme muhakemesi faaliyetine girişmeden, dosyadaki belge ve bilgilerin irdelenmesiyle, yoklama kaçağı suçunun bitim tarihinin 10.5.2002 olduğu belirlenebildiğinden, hükmün bozulması sonrası bizzat kurulumuzca suç tarihinin düzeltilebileceği anlaşılmış ve gerek 4806 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik nazara alınmadığı için hâsıl olan TCK' nın 30'uncu maddesine aykırılık, gerek içtima maddesindeki yanlışlık ve gerekse suç tarihindeki hata düzeltilmek suretiyle mahkûmiyet hükümlerinin onanmalarına karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy