(353 S. K. m. 120)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık; önceden kendisine iddianame tebliğ olunmamış sanığa duruşma sırasında İddianamenin okunmasıyla tebliğ işleminin yerine getirilmiş sayılıp sayılamayacağı; ayrıca istinabe duruşmasında savunma için süre isteme hakkının bulunduğu hatırlatılıp duruşmadan vareste tutulmayı isteyip istemediği sorulan sanığın herhangi bir beyanı alınmadan derhâl sorgusu yapılarak, askeri mahkemece yokluğunda icra edilen duruşma neticesinde mahkûmiyet hükmü kurulmasının, adil yargılanma hakkının ihlâli ve savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığı noktalarındadır.
Daire; hakları kendisine hatırlatılan sanığın zımni olarak bu haklarından feragat ettiği ve duruşma tutanağına sanığın açık beyanının yazılmamış olmasının usule aykırılık teşkil etmekle beraber, savunma hakkının kısıtlanmasına yol açmadığından hükmün bozulmasını gerektirmediği sonucuna ulaşmış iken; Başsavcılık; istinabe duruşmasında iddianame sadece okunduğundan geçerli bir tebligatın bulunmadığı ve sanığın hazırlık süresi istemeyip vareste tutulma talebinde bulunduğuna dair açık beyanı tutanağa geçmediğinden, kanuni süre aşılarak sorgusunun yapılmasının ve askeri mahkemece vareste tutulup yokluğunda yürütülen yargılama neticesinde mahkûmiyet kararı verilmesinin adil yargılanma ve savunma haklarının ihlâli anlamına geldiği görüşündedir.
Dosya üzerinde yapılan incelemede;
Sanığın sorgusunun tespiti maksadıyla, askeri mahkemece, birlik komutanlığına ve asliye ceza mahkemesine iki ayrı talimat yazıldığı, birlik komutanlığına yazılan talimata sadece diğer talimat sureti eklendiğinden, sanığa ancak bu talimatın tebliğ edildiği, ekinde iddianame bulunan askeri mahkemeye ait talimatı alan asliye ceza mahkemesinin, mevcuden gönderilen sanığı huzura alıp istinabe duruşmasına başladığı, kimliğini tespit ettikten sonra talimat ve ekindeki iddianameyi okuduğu, akabinde "CMUK'un 135 ve devamı maddelerinde yazılı savunmaya ilişkin bütün yasal haklan, duruşmadan vareste tutulma hakkı ve devamla CMUK'un 210 ve 221 inci maddelerine göre, savunmasını hazırlayabilmesi için süre talep etme hakkı olduğu hatırlatıldı." ibaresini tutanağa yazıp, sanığın herhangi bir beyanını tutanağa geçmeden sorgu ve savunmasını aldığı, istinabe duruşma tutanağı askeri mahkemeye ulaştığında sanığın yokluğunda duruşmaya başlanıldığı, sanığın duruşmadan vareste tutulmayı istediğine dair bir ibare tutanağa yazılıp vareste tutulmasına karar verildiği ve sanığın katılmadığı üç oturumun sonunda mahkûmiyet hükmü kurulduğu görülmüştür.
A. İddianamenin tebliğ edilip edilmediği meselesi:
353 sayılı Kanunun 118'inci maddesi:
"İddianame sanığa davetiye ile birlikte verilir.
İddianamenin asker kişilere usulen tebliği sırasında kendilerinin savunma amacıyla bir istemleri varsa vaktinde bildirmeleri gereği de hatırlatılır." şeklindedir.
Maddenin ilk hâlinde yer alan "Bu maddeye göre tebliğ yapılınca kamu davası açılmış olur." biçimindeki son fıkra, 8.6.1972 tarih ve 1596 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bu kanunun ilgili madde gerekçesinde, adaktın süratle gerçekleşmesinin ve CMUK'un ilgili maddesiyle paralellik sağlanmasının amaçlandığı belirtilmiştir. Nitekim CMUK'un 208'inci maddesi; "İddianame, davetiye ile birlikte mahkemece sanığa tebliğ olunur." cümlesinden ibarettir.
1596 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesinde, iddianamenin sanığa tebliğinin, basit bir bildirme işleminden öte, "kamu davasının açılmış olmasını temin eden kurucu bir işlem" olduğu aşikârdır. Yasa koyucu, yargılamanın hızlandırılması düşüncesiyle, iddianamenin sanığa tebliğini, davanın açılması için ön şan olmaktan çıkartmıştır. Dolayısıyla, "duruşma hazırlığı" safhasında gerçekleştirilen bu işlemin hukuki mahiyeti, yasa koyucunun amacı ve usul yasasının genel sistematiği içerisinde değerlendirilmelidir.
353 sayılı Kanunun 118'ınci maddesinin gerekçesinde, CMUK'un ilgili maddesinin esas alındığı belirtilmiştir. CMUK'un 208inci maddesinin gerekçesinde; "Son tahkikatın açılmasına dair olan karar, behemehal maznuna tebliğ edilmek lâzım gelir. Bu suretle, isnat olunan fiilin mahiyeti ve delâlinin kıymet ve ehemmiyeti hakkında fikir edineceği gibi, ona göre müdafaasını teemmül ve ihzar vakit ve imkanını bulacaktır. Ve binetice, davanın taliki esbabı külliyen bertaraf edilmiş olacaktır..." denilmektedir. Bu metinden anlaşılacağı üzere, iddianamenin tebliğinde amaç; sanığın suçlamadan haberdar olup savunmasını hazırlaması için süre ve imkân bulabilmesi ve duruşmanın ertelenmesine mahal verilmemesidir.
Sanığın savunma hakkına önem veren kanun koyucu, 353 sayılı Kanunun 120'nci maddesine bir haftalık hazırlık süresi öngörmüş ve bu süreden feragat edilebilmesini sanığın inisiyatifine bırakmıştır. Bu süre hakkı mutlak surette sanığa hatırlatılacak ve istemi hâlinde duruşma ertelenecektir.
353 sayılı Kanunun 120 ve 130'uncu maddelerinde yer alan bu düzenleme ile sanığın isnattan haberdar olduktan sonra, savunma için hazırlık yapmak istediği takdirde bu imkâna kavuşması sağlanmaktadır. Böylelikle, CMUK'un 208'inci maddesinin gerekçesinde belirtilen amaç gerçekleştirilmektedir. Bir başka deyişle, 353 sayılı Kanunun 118, 120 ve 130'uncu maddeleri hep aynı hukuki menfaate hizmet eden düzenlemelerdir.
İddianamenin, yani suçlamanın sanık tarafından öğrenilmesi ve kanunen öngörülen süre geçmemiş ise isteği hâlinde sanığa hazırlık süresinin tanınması esas prensip olduğuna göre, bu ilkeye uygun olarak yapılan işlemlerin hukuku uygun görülmeleri gerekir.
Somut olayımızda, istinabe duruşmasından önce veya duruşma esnasında, 353 sayılı Kanunun 51 inci maddesine uygun olarak, iddianamenin bir sürerinin sanığa verilmek suretiyle tebliğ işlemi gerçekleştirilmemiş ise de, iddianame duruşmada okunmuş ve sanık isnattan haberdar edilmiştir. Keza kendisine savunma için süre hakkı hatırlatılmış ve iddianamenin davetiye ile tebliğinden güdülen amaca ulaşılmıştır.
Bu itibarla; iddianamenin imzası karşılığı veya duruşmada elden verilmek suretiyle sanığa teslim edilmemiş olması, sanığın savunma hakkım kısıtlayan bir hukuka aykırılık olarak değerlendirilmemiştir.
Nitekim, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 15.2.2001/26-20, 29.3.2001/35-32, 29.3.2001/36-33 ve 22.11.2001/104-107 sayılı kararları bu yöndedir.
B. Hatırlatılan haklarına karşı sanığın beyanının alınmamış olması meselesi:
353 sayılı Kanunun 120nci maddesi: "iddianamenin tebliği ile duruşma günü arasında en aşağı bir hafta geçmelidir. Sanık uygun görürse bu süre azaltılabilir.
Bu süreye uyulmamış ise iddianamenin okunmasından önce sanık duruşmanın tehir ve talikini isteyebilir.
Savaş hâlinde bu fıkralar hükümleri uygulanmayabilir" şeklindedir.
353 sayılı Kanunun 130/son maddesi: 120nci maddede yazılı süreye uyulmamış ise askeri mahkeme kıdemli askeri hâkimi duruşmanın tehir veya talikini istemeye hakkı olduğunu sanığa bildirir hükmünü amirdir.
Anayasamıza girmiş olan "adil yargılanma hakkı", iç hukukumuzun bir parçası hâline gelmiş olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6"ncı maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre; "Herkes, davasının....yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından....makul süre içinde....hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir." Sanığın başlıca hakları;
1) Suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmesi,
2) Savunmasını hazırlaması için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olması,
3) Sanığın kendini savunabilmesi veya kendi seçeceği veya mahkeme tarafından tayin edilecek avukatın yardımından yararlanması,
4) Tanıkların dinlenilmesinde hak eşitliği ve
5) Duruşmada tercüman yardımı alabilmesidir.
Doktrin ve yargı kararlarında kabul gören sanığın bir başka hakkı ise "haklarını öğrenme hakkı"dır. Yukarıda sayılan haklarının kullanılmasına imkân tanıyan ve adil yargılanma hakkını doğrudan etkileyen "haklarını öğrenme hakkı" kimi usul maddelerinde açıkça öngörülmüştür. 353 sayılı Kanunun 130'uncu maddesi buna örnek gösterilebilir.
İddianamenin tebliği ile duruşma günü arasında bir haftalık süre geçmemiş ve yargılama makamı süre isteme hakkı bulunduğunu sanığa hatırlatmamış ise "haklarını öğrenme hakkının" ihlâl edildiği açıktır. Ancak, bu hak hatırlatılmış olmasına rağmen sanık bir beyanda bulunmadan veya beyanı açıkça tutanağa yazılmadan derhâl sorgusuna geçilmiş ise yargılama faaliyetinin bütününün ele alınarak adil yargılanma hakkının ihlâl edilip edilmediğinin belirlenmesi gereklidir. Doktrinde egemen görüş; bu gibi durumlarda "nispi butlan" müessesesinin işletilmesi, yani sanığın hakkının ihlâl edildiğine dair itirazda bulunması hâlinde yasaya aykırılığın dikkate alınabileceği yönündedir. Nitekim, Askeri Yargılayın pek çok kararında bu görüş benimsenmiştir (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 15.2.2001/26-20, 29.3.2001/35-32, 29.3.2001/36-33, 17.5.2001/56-54. 22.11.2001/104-107. 23.5.2002/45-44, 20.6.2002/53-52, 20.6.2002/55-54, 4.7.2002/64-64, 4.7.20027 65-65 ve 4.7.2002/66-66 tarih ve sayılı kararları).
Somut olayımızda; istinabe duruşmasında, savunmasını hazırlayabilmesi için süre isteme hakkı olduğu sanığa açıkça hatırlatılmış olmasına rağmen, sanık süre istediğine dair bir beyanda bulunmadan ve itiraz da etmeden savunmasını yapmıştır. Gerek yargılamanın ileriki aşamalarında ve gerekse temyiz dilekçesinde süre hakkını kullanmadığına dair herhangi bir başvuruda bulunmamıştır. Sanığın, suçlamaya karşı savunma yapmak için süre istemediği ve bu hakkından zımnen feragat ettiği önadadır.
Adil yargılanma hakkının gereklerinin yerine getirilmediğine dair dosyada herhangi bir emare bulunmadığından, istinabe duruşma tutanağında eksiklik gibi gözüken hususun bozmayı gerektirir bir yasaya aykırılık olmadığı kanaatine varılmıştır.
b. 353 sayılı Kanunun 136/1'inci maddesi: "Sanık veya vekâletnamesinde sarahat bulunması hâlinde müdafiin istemi üzerine, sanık duruşmadan hazır bulunmak zorunluluğundan vareste tutulabilir." şeklindedir.
Usul yasasına göre, sanığın yokluğunda duruşma icra edilmez. Ancak, kanunda sayılan istisnai hâllerde ve yukarıdaki maddede belirtildiği gibi, sanığın veya bu konuda yetkili olan müdafiin istemi üzerine yargılama sanığın yokluğunda yapılabilir.
Somut olayımızda, istinabe mahkemesinde sanığa duruşmadan vareste tutulma hakkı açıkça hatırlatılmış, ancak sanığın beyanı tutanağa yazılmamıştır, askeri mahkeme, istinabe tutanağında sanığın sessiz kalışını "vareste tutulma talebi" şeklinde algılamış ve sanığın yokluğunda yargılamayı yürütmüştür.
Adil yargılanma hakkının gereği olarak sanığa vareste tutulma hakkı hatırlatılmış, ancak sanık itirazda bulunmadan savunmasını yaptığı gibi, durulmalara katılmak istediğini de bildirmemiştir, İlkokul mezunu olan sanığın bir arzusunu yazılı olarak birlik komutanına iletmeyi düşünemediği ve asker kişi olduğu için askeri mahkemeden çağrılmadan kınasından ayrılamadığı akla gelebilir ise de, hükmün kurulduğu celse itibariyle askerlik hizmetinin sona erdiği dosya kapsamıyla ulaşılabildiğinden, duruşmada nazil bulunmak için herhangi bir çabası olmayan sanığın iradesinin duruşmalara katılmak yönünde olmadığı ortaya çıkmaktadır. Kaldı ki, sanık temyiz başvurusunda da duruşmalarda bulunamadığı için savunma hakkının kısıtlandığı yönünde bir da bulunmamıştır.
Bu itibarla, yargılama faaliyetinin bütünü nazara alınarak değerlendirme yapıldığında, sanığın savunma hakkının kısıtlanmadığı sonucuna ulaşılmıştır. m, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 28.11.2002 tarih ve 2002/99-94 sayılı kararı da bu yöndedir.
Sonuç olarak; adil yargılanma ilkesine herhangi bir aykırılık içermeyen mahkûmiyet hükmünü onayan Daire kararı isabetli bulunmuş ve Başsavcılığın de görülmeyen itirazının reddine karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy