(1632 S. K. m. 63)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, askerlik şubesine adresini bırakmadan köyünden ayrılmış olan sanık adına çıkarılmış son yoklama çağrı pusulasının, sanığın babası köyde bulunmasına rağmen doğrudan dayısına tebliğ edilmiş olmasının, geçerli bir tebligat niteliğinde olup olmadığı noktasındadır.
Daire, 1111 sayılı Askerlik Kanununun 25 ve 45'inci maddeleri arasında farklılık bulunduğu, son yoklaması yapılmış yükümlülerin celp işlemleri bakımından aile fertleri arasında öncelik sırası gözetilmediği, ancak Kanunun 45'inci maddesinde yer alan kim varsa ibaresi 25'inci maddede bulunmadığından, son yoklama için çağrılan yükümlüler bakımından bir sıra öngörüldüğünün kabulü gerektiği, önce anne ve baba, bunlar yok ise kardeşler ve bunların da bulunmaması hâlinde diğer akrabaların pusulayı almaya yetkili oldukları, bu nedenle babası köyde bulunan sanığın dayısına yapılan tebligatın geçerli sayılamayacağı sonucuna ulaşmış iken; Başsavcılık; 1111 sayılı Kanunda iki ayrı tebligat usulü öngörülmediği ve yerleşik Askeri Yargıtay kararlarına nazaran, sanığın dayısına yapılan tebligatın geçerli olduğu düşüncesindedir.
Bu çerçevede yapılan incelemede,
Adresini bırakmadan köyünden ayrılmış olan sanığın 30.7.2001 tarihinde son yoklamasını yaptırmak üzere askerlik şubesine başvurması gerektiğine dair 8.6.2001 tanzim tarihli son yoklama çağrı pusulasının, sanığın nüfusa kayıtlı olduğu köy adresinde 16. 6.2001 tarihinde dayısına tebliğ edildiği, emsalleri 11.12.2002 tarihine kadar sevk edilen sanığın bu tarihten sonra 7.1.2003 günü askerlik şubesine gidip son yoklamasını yaptırdığı, aynı tarihte bir gün yol süresi verilerek eğitim birliğine sevk edildiği ve sanığın gecikerek 16.1.2003 günü katılış yaptığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Sanığın beyanını destekleyen jandarma araştırmasına göre, son yoklama ilasının dayısına tebliğ edildiği tarihte, sanığın babası ve ailesi aynı köyde ikamet etmektedir.
1111 sayılı Askerlik Kanununun 25'inci maddesi; "Davet pusulası alanlar meclisi veya heyetleri, pusulalarda yazılı olanlar köy ve mahallelerinde kendilerini, değil iseler ana, baba, kardeş veya hısımlarını davetten haberdar eder..." şeklindedir.
1111 sayılı Kanunun 45inci maddesi; "Mülkiye memuru, polis, jandarma vasıtasıyla çağrılanların hangi gün şube merkezinde bulunacaklarını kendilerine, eğer köy ve mahallelerinde değilseler, ana, baba, kardeş ve sair akrabalarından kim varsa onlara bildirmek üzere bu cetvellerin birini köy ve mahalle ihtiyar meclisi heyetlerine gönderir..." hükmünü içermektedir.
Görüldüğü üzere, 1111 sayılı Kanunun 45'inci maddesindeki "kim varsa" ibaresi, 25'inci maddede yer almamaktadır. Ancak, maddeler arasında, yaratılmış bu farklılığın, son yoklamaya çağrılan yükümlüler için ayrı, askere sevk için celp edilen yükümlüler için ayrı tebligat usulünü öngörmeyi hedeflemediği ve "kim varsa" ibaresinin, bir açıklama ve vurgulama niyetiyle kaleme alındığı aşikârdır. Her iki maddenin kaleme alınış tarzında, önce kitabın aranması gerektiğine işaret edilmesi, sonrasında ana, baba, kardeş ve sair akrabaya tebligat yapılmasının öngörülmesi dikkat çekicidir. Aile fertleri bakımından, muhatap için yapıldığı gibi ihtimale dayalı bir cümle kurulmuştur. Nitekim kanunun gerekçesinde, böyle bir farklılık yaratılmanın amaçlandığına ilişkin herhangi bir açıklık bulunmamaktadır.
Askeri Yargıtay İçt. Bri. Krl.nun 12.11.1954 tarih ve 1954/2744-141 sayılı kararındaki, "Askerlik Kanununun 45'inci maddesi hükmüne göre köylerinde bulunmayıp da çağrılanların ana, baba, kardeş ve sair akrabalarından vana kendilerine yapılacak tebligat kanunî manada muamelenin tamamlanması için kâfi olup, bu şahıslara yapılan tebligattan sonra hizmete çılanların keyfiyetten haberdar olmaması keyfiyetinin suçun tekevvününde bir mazeret olarak ileri sürülemeyeceği mütalâa ve kabul olunmakla..." şeklindeki saptama, yasanın asıl amacına işaret etmektedir.
Askeri Yargıtay Drl.Krl.nun 9.1.2003 tarih ve 2003/3-3 sayılı kararında; 1111 sayılı Askerlik Kanununun 45'inci maddesine göre, tebligatın öncelikle bilinen adresinde mükellefin kendisine, adres bırakmadan ayrılmış ise, aralarında sıra gözetmeksizin, ana, baba, kardeş ve sair akrabalarından birine yapılacağı kabul olunmuştur.
Diğer taraftan, konuya genel tebligat esasları bakımından yaklaşıldığında, kanun koyucunun, muhatap haricindeki aile efradına yapılacak tebligatta herhangi bir öncelik sırası gözetmediği de görülmektedir.
Şöyle ki: 6.12.1923 tarihinde yayımlanıp bilahare ilga edilmiş 376 sayılı Posta Kanunu ile bu kanunu takip eden ve hâlen yürürlükle bulunan 2.3.1950 tarih ve 5584 sayılı Posta Kanununun ilgili hükümleri; ayrıca, 14.4.1929 ve 1412 sayılı CMUK ile 22.5.1930 tarih ve 1631 sayılı Askeri Muhakeme Usulü Kanununun tebligat bakımından atıf yaptığı 18.6.1927 tarih ve 1086 sayılı HUMK' nın (ki, bu Kanunun ilgili hükümleri, I6.I.I939 tarih ve 3560 sayılı Adlî Evrakın Posta, Telgraf ve Telefon İdaresi Vasıtasıyla Tebliğine Dair Kanun ve onu yürürlükten kaldıran 11.2.1959 tarih ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu ile ilga edilmiştir.) ve 4.1.1961 tarih ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun tebligata ilişkin hükümleri ile hâlen yürürlükte bulunan 7201 sayılı Tebligat Kanunun genel düzenlemesi, 1111 sayılı Askerlik Kanunu ile uyumlu bir tebligat anlayışını yansıtmaktadır. Yukarıda sayılan hiçbir kanunda, genel ilke dışına çıkılmamış ve aile efradı arasında tebliğ yönünden öncelik öngörülmemiştir. Her ne kadar, bu düzenlemelerin askerlik hizmetiyle ilgili olmadığı söylenebilir ise de, yerleşik tebligat prensiplerinin dışına çıkmayı gerektiren özel bir durumun söz konusu olmadığı ve 1111 sayılı Kanunun gerekçesinde de buna işaret eden bir açıklama bulunmadığı göz ardı edilmemelidir.
Bu itibarla; 1111 sayılı Kanunun 25 ve 45'inci maddelerinde, tebligat bakımından farklı bir düzenleme yapılmadığı, muhatabın adresinde bulunmadığı ve adresini askerlik şubesine bildirmeden ayrıldığı durumlarda, ana, baba, kardeş ve sair akraba arasında öncelik sırası gözetilmeksizin herhangi birisine yapılacak tebligatın geçerli olduğu sonucuna varılmış; somut olayda, adres bildirmeden ayrılan sanığın askerlik şubesi tarafından bilinen tek adresi olan nüfusa kayıtlı olduğu köyde dayısına yapılan tebligatın yasaya uygun olduğu hususunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı anlaşılmış ve Askeri Yargıtay Başsavcılığının isabetli görülen itirazının kabulü ile daire kararının kaldırılıp, yasaya aykırı bulunan beraat hükümlerinin bozulmalarına karar vermek gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy