(353 S. K. m. 162, 173, 253)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, izin tecavüzü suçunun bitim tarihindeki hatanın hükmün bozulmasını gerektirip gerektirmeyeceği noktasındadır.
Daire, temadinin bitim tarihinin sadece zaman aşımı ve af kanunlarının tatbiki bakımından önem taşıyabileceği ancak suç tarihinin herhangi bir araştırmaya gerek kalmadan doğru bir biçimde tespiti hâlinde bozma yoluna gidilmesine gerek olmadığı sonucuna varmış iken,
Başsavcılık, temadinin bilim tarihinin öz vakıanın bu parçası olması nedeniyle, suç tarihinin belirlenmesindeki hatanın bozma nedeni olduğunu ileri sürmüştür.
Olay tarihinde Kırıkhan 2'nci Hd. Tb. Kh. Bl. Komutanlığında askerlik görevini yapan sanığın, 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen Marmara depremi nedeniyle 19.08.1999 tarihinde Yalova'ya afet iznine gönderildiği izin kâğıdına ayrıldığı saat, izin süresi ve dönmesi gereken tarihin yazılmadığı, izne giderken depremde evinin veya birinci derece yakınlarının zarar gördüğüne dair talimatın, keza evinin veya birinci derece yakınlarından birinin zarar görmemesi hâlinde 21.8.1999 tarihine kadar birliğine döneceğine dair matbu bir dilekçenin kendisine imzalatıldığı, sanığın afet izninden 3.10.1999 tarihinde dönmesi gerekirken 16.11.1999 tarihinde kıt'asına katıldığının birlik komutanlığınca bildirildiği, sanığın izin dönüşünde evinin veya birinci derece yakınlarının depremden zarar gördüğüne ilişkin bir belge getirmediği, bu şekilde mazeretsiz olarak izin tecavüzü suçunu işlediği sabit olup, esasen bu konuda Daire ile Başsavcılık arasında herhangi bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.
Askeri mahkeme; sanığın izin kâğıdındaki kayda göre, 15.11.1999 olan izinden dönüş tarihini 16.11.1999 olarak kabul ederek, sabit gördüğü maddi vakıa hakkında hükme varmıştır.
353 sayılı Kanunun 173'üncü maddesi, hükmün gerekçesinde sabit ve gerçekleşmiş sayılan vakıaların neler olduğunun gösterilmesi gerektiğini öngörmüştür. Bundan kasıt, hükmün hangi eylemi karşıladığının belirlenmesi hukuki sonuç doğuran eylemin sınırlarının çizilmesi ve eylemin her türlü unsurlarıyla tanımlanmasıdır. Bu şekilde eylemin ayrıntılı bir tahlile tabi tutulması, eylemin kesin hatlarla diğer eylemlerden ayrılmasını sağlayacak: eylemin tavsifi, cezanın şahsileştirilmesi, uygulanan cezanın neticelerinin tespiti ve hukuk âleminde oluşacak değişiklikler ve getirilecek yeni düzenlemeler karşısında sanık veya hükümlünün durumunun değerlendirilmesi bakımından önem taşıyacaktır.
Hayatın olağan akışı içerisinde, bir eylemin somutlaştırılması bakımından öne çıkan belli başlı unsurlar, zaman, yer, kişi, hareket ve sonuç gibi yoruma bağlı olmayan maddi hususlardır. Suçun işlendiği tarih, maddi vakıanın ortaya konulmasında dikkate alınacak önemli unsurlardan olduğundan, bu unsurda yapılan hata, maddi vakıanın tespitinde yanılgıya düşülmesine sebep olacaktır. Suç tarihi ceza hukukunda pek çok hukuki müessesenin uygulanması açısından önem arz ettiğinden, hüküm kurulurken suç tarihinin doğru belirlenmesinde failin ve kamunun hukuki menfaati bulunmaktadır. 353 sayılı Kanunun 162/son hükmüne göre, aynı konuda aynı sanık hakkında tekrar dava açılamayacağından, suç tarihinin ve dolayısıyla hükmün konusunun doğru ve ayrıntılı bir şekilde belirlenmesinde zorunluluk bulunduğu açıktır.
Yargılamaya esas maddi gerçeğin; (öz vakıanın) herhangi bir tahmin, yorum veya varsayıma mahal bırakmadan sıhhatli bir biçimde tespiti, ceza yargılama hukukunun temel işlevidir.
İzin tecavüzü suçu, yerleşik Askeri Yargıtay içtihatlarında da tereddütsüz bir biçimde kabul edildiği üzere; mütemadi bir suç tipidir.
"...Mütemadi suçlar ne neticenin ilk gerçekleştiği anda, ne de temadinin sona erdiği anda değil, belki temadinin başlaması ile bitmesi arasında geçen süre içinde, yani mütemadi suçun hukuki konusunu teşkil eden hak ve menfaatin ihlâl edildiği, sürece icra edilmiş olurlar..." (DÖNMEZER-ERMAN Genel Hükümler 9'uncu Bası Cilt 1, Sayfa 374-375)
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; mütemadi suçlarda, temadinin başlangıç ve bitim tarihleri arasındaki süreç; suçun hukuki konusunu oluşturan hak ve menfaatin ne suretle ve ne derecede ihlâl edildiğini ortaya konabilmesi açısından da önem taşımaktadır.
İzin tecavüzü suçunun bitim tarihinin dosya içeriğine aykırı şekilde 15.11.1999 yerine 16.11.1999 olarak kabulü, maddi vakıanın belirlenmesinde yanılgıya düşülmesine neden olmuştur. İzin tecavüzü suçunun özelliği dikkate alındığında, suçun bitim tarihinin tespitinde yapılan bir günlük yanlışlığın dahi zaman aşımı, tekerrür, af gibi müesseselerin tatbiki açısından farklı hukuki sonuçlara neden olabileceği açıktır.
353 sayılı Kanunun 253'üncü maddesi: "Bir hükmün özünün tayininde veya tayin edilen cezanın hesabında kararsızlık olursa veya cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilmesinin gerekmeyeceği iddia olunursa, bu konuda cezayı veren askeri mahkemeden bir karar istenir" hükmünü içermektedir.
Somut olayımızda söz konusu olan suç tarihi ile ilgili hata, sadece gerekçeli hükmün 353 S.K. nın 253'üncü maddesi uyarınca ele alınıp incelenmesiyle belirlenebilecek mahiyette olmayıp, bizzat dosyada bulunan delillerin tekrar irdelenmesine ve buna bağlı olarak da maddi vakıanın yeniden değerlendirilmesine ihtiyaç gösterecek nitelik taşımaktadır. "Hükmün açıklanması" müessesesinin geniş yorumlanması hâlinde, "kesin hüküm" vasfının bozulması ve aynı konuda ikinci bir hüküm kurulması sonucu doğabilir. Kaldı ki, hükmün açıklanmasının gayesi, uygulamaya, yani infaza ilişkin hata ve tereddütlerin giderilmesi olduğundan, suç tarihi ile ilgili yanılgının, 353 sayılı Kanunun 253'üncü maddesine istinaden düzeltilmesine imkân bulunmamaktadır.
Maddi vakıanın hatalı tespiti sonucunu doğuran suç tarihindeki yanılgının, uygulamaya ilişkin olmadığı ve muhakeme dışı hukuk normlarını ilgilendirdiği açıktır. Son karar sadece ceza utmadığından, maddi vakıanın hatalı belirlenmesinin, yalnızca son kararın tesis edildiği anda değil, kararın hukuken geçerliliğini koruduğu süreç içerisinde de bir hüküm ifade edip sonuç doğurduğu aşikârdır. Kesin hüküm (Kaziye-i muhakeme) nedeniyle hukuki değer ve kesinlik kazanmış maddi bir vakıanın tarihinin sonradan hakimince değiştirilmesi de imkân dâhilinde olmadığından, belirlenen yasaya aykırılığın, olağan kanun yolu olan temyiz, incelemesi safhasında giderilmesi gereklidir.
Atılı izin tecavüzü suçunun 15.11.1999 yerine 16.11.1999 tarihinde sona erdiğinin kabulü, yukarıda belirtilen müesseselerin tatbiki ve askerlik hizmet süresinin hesabı açısından sanık aleyhine hukuki sonuç doğuracak niteliktedir.
Bu yönüyle Başsavcılık itirazının kabulü ile onamaya ilişkin Daire kararının kaldırılmasına, mahkûmiyet hükmünün belirtilen aykırılıktan dolayı bozulması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Hükmün bozulmasına karar verilmesinin ardından, kurulumuzca suç tarihinin tespitindeki hatanın temyiz safhasında düzeltilip düzeltilemeyeceği meselesi üzerinde tartışılmış olup, sonuçta maddi vakıanın tespitine ilişkin bu aykırılığın 353 sayılı Kanunun 220/2'nci maddesinde 10 bent hâlinde sayılan istisnai hâller kapsamına girmediğine, bunun sonucu olarak da suçun bitim tarihinin belirlenmesindeki hatayı düzelterek onama suretiyle gidermeye yasal imkân bulunmadığına karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy