(353 S. K. m. 160)
Daire ile askeri mahkeme arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, sanığa isnat edilen suçun sübuta erip ermediği noktasındadır.
Kurulumuzca uyuşmazlık konusunun incelenmesine geçilmeden önce, direnme hükmü kurulurken sanığa son söz hakkının tanınıp tanınmadığı ve savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığı hususları tartışılmıştır.
Mahkumiyet hükmünün bozulması sonrası icra edilen ilk duruşmaya katılan sanığın kimliğinin tespit olunduğu, bozma ilâmı okunduktan sonra önce askeri savcı, sonra sanık ve en son sanık müdafiinin beyanlarının alındığı ve herhangi bir yargılama işlemi yapılmadan direnme kararı verilip mahkûmiyet hükmü kurulduğu görülmüştür.
"Uyma ve uymama kararını vermek için yapılan bu duruşmanın özel bir durumu vardır. Zira dünyada bir eşi olmayan bu duruşma, uyup uymama konusunda bir karar verilince sona erecektir. Ancak, uyma kararı verildikten sonradır ki normal nitelikte olan ve dünyanın her yerinde rastlanan yeni hır duruşma başlayacaktır." (Kunter-Yenisey, Ceza Muhakemesi Hukuku, 11nci Bası, Sayfa 1158)
Bu görüşte de vurgulandığı üzere; bozma sonrası yerel mahkemede uyup uymama konusunda yapılan muhakeme faaliyeti, sorgu ve delillerin ikamesi gibi yargılama işlemlerinin yapıldığı klâsik bir yargılama faaliyeti olmayıp, sadece tarafların bozmaya karşı beyanlarının tespitine yönelik, kendine özgü bir tali muhakeme sürecidir. Bu aşamada, yegâne amaç, tarafların bozmaya karşı beyanlarının alınması olduğundan, işlemlerin hukuka uygun olup olmadıklarının değerlendirilmesinde de, bu kıstasın nazara alınması isabetli olacaktır.
İnceleme konusu dosyada; askeri savcının bozmaya karşı diyeceğini bildirmesinden sonra, sanık ve müdafiinin de beyanlarını askeri mahkemeye ilettikleri, sonuçla iddia ve savunma makamını teşkil eden süjelerin iradelerinin askeri mahkemenin bilgisine ulaştığı ve sanık ile müdafiinin "bozmaya uyulmasını istemekle" fikir birliği içerisinde olduklarını gösterdikleri dikkate alındığında, yasanın öngördüğü işlemin gereği gibi yapıldığı, ceza yargılamasının bu aşamasında beklenilen hukuki gayeye ulaşıldığı ve savunma hakkının herhangi bir suretle kısıtlanmadığı sonucuna varılmaktadır.
Bu itibarla; sanık müdafiinin bu konudaki temyiz itirazı yerinde görülmemiş ve direnilmek suretiyle kurulan mahkûmiyet hükmünün esas yönünden incelenmesine geçilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy