(1632 S. K. m. 66)
Daire ile askeri mahkeme arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, izin tecavüzü suçunun oluşup oluşmadığı noktasındadır.
Daire; annesiyle ilgilenebilecek başka aile fertleri bulunan sanığın hastanede yatan annesinin yanında bulunmamasını, beklenilmeyen bir hastalığın söz konusu olmamasını ve sanığın kıt'asına katılmasından önce annesinin taburcu edilmesini dikkate alıp, sanığın suç kastıyla hareket ettiği, askerlik hizmetine tercih edilebilecek bir mazeretinin bulunmadığı ve dolayısıyla izin tecavüzü suçunun sübuta erdiği sonucuna ulaşmış iken; askeri mahkeme; annesi ciddi şekilde rahatsız olan sanığın, Türk toplumunun aile yapısına nazaran, annesinin hastalığını takip etmesinin doğal olduğu ve bu nedenle sanığın suç işleme kastı bulunmadığı düşüncesindedir.
Kurulumuzca uyuşmazlık konusunun incelenmesine geçilmeden önce, firar suçundan kesinleşmiş mahkûmiyet hükmüne ait gerekçelerin, direnilmek suretiyle kurulan beraat hükmü içerisinde yer almasının hükmün bozulmasını gerektirip gerektirmediği meselesi ele alınmıştır.
Sanık hakkında izin tecavüzü ve firar suçlarından açılan iki ayrı davanın askeri mahkemece birleştirilip, yargılamalarının birlikte yürütüldüğü, izin tecavüzü suçundan kurulan beraat hükmü askeri savcı tarafından temyiz edilirken, firar suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün taraflarca temyiz olunmayarak kesinleştiği, beraat hükmünün Askeri Yargıtayca bozulması üzerine, bozmaya uyulmayıp tekrar beraat hükmü tesis edildiği, ancak beraat
hükmünün gerekçesi yazılırken, kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmü gerekçesine de yer verildiği görülmüştür.
353 sayılı Kanunun 173'üncü maddesinde, hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar açıkça belirtilmiştir. Yargılama konusuyla ilgisi bulunmayan maddi ve hukuki gerekçelere, asıl davaya ilişkin gerekçelerin içerisinde yer verilmesinin yasaya aykırılık teşkil ettiği aşikârdır. Ancak, bu usul hatasının hükmün bozulmasını gerektirmesi için, kanuna mutlak muhalefet sebebi teşkil etmesi veya hükmün özüne müessir olması gereklidir.
İnceleme konusu dosyada, izin tecavüzü suçundan kurulan hükümde gerek beraat ve gerekse direnme gerekçeleri gösterilmiş olduğundan, 353 sayılı Kanunun 207/G maddesindeki "gerekçesizlik" hâlinin gerçekleşmediği açıktır. Ayrıca, gerekçeli hükümde fazladan yer alan mahkûmiyet hükmüne ilişkin gerekçelerin, beraat hükmünün özüne, bütünlüğüne ve anlaşılabilme özelliğine herhangi bir etkisi de bulunmadığından, oluşan yasaya aykırılığın hükmün esasına müessir olmadığı da ortadadır. Bu nedenlerle, beraat hükmünün, bu usul hatası nedeniyle bozulması cihetine gidilmemiş, ancak tenkit konusu yapılması uygun görülmüştür.
Dosyanın esas yönünden incelenmesinde;
Polatlı'da askerlik hizmetini ifa eden sanığın, annesinin rahatsızlığı nedeniyle, son kalan beş günlük izin hakkını kullanmak üzere, 31.1.2002 tarihinde memleketi Bingöl'ün Genç İlçesine izine gittiği, 2002 yılı içerisinde yol süresinden yararlanmadığından, gidiş-dönüş toplam dört gün yol hakkı tanındığında, 9.2.2002 günü sonundu birliğine katılmasının gerektiği, ancak gecikerek 25.2.2002 günü katılış yaptığı; aile nüfus kaydına göre, ana ve babası sağ olup on sekiz yaşından büyük iki kız ve bir erkek kardeşi ile küçük bir kız kardeşinin bulunduğu, kırk altı yaşındaki annesinin 5.2.2002 tarihinde (enişte) F A tarafından Fırat Üniversitesi Tıp Merkezine yatırıldığı, 20.2.2002 tarihinde "diabetes mellitus tip 2" tanısıyla taburcu edildiği, sanığın beyanına göre, ağabeyi ve bir ablasının Genç'te oturduğu, annesinin yanında refakatçi olarak babası ile kardeşlerinin kaldığı, kendisinin ise genellikle hastane bahçesinde oturduğu dosya kapsamından anlaşılmıştır.
ASCK'nın 66/1-b maddesinde düzenlenmiş olan izin tecavüzü suçunun oluşabilmesi için, failin "özürsüz" olması şartının arandığı, ancak "özür" kavramı yasada tarif olunmadığından, kapsamının, TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 57'nci maddesinde sayılan hâller nazara alınarak değerlendirildiği, bu maddede belirtilen hâllerle sınırlı olmamakla beraber, özür unsuru takdir edilirken, somut mazeretin, "beklenen bir durum" olup olmadığı, "aniden" gelişip gelişmediği ve "askerlik hizmetine tercih edilebilecek nitelikte" önem taşıyıp taşımadığı hususlarının göz önünde bulundurulduğu, ayrıca failin yasaya aykırı eylemini bir an evvel sona erdirmeye veya mazereti ortadan kaldırmaya yönelik gayret ve hareketlerinin, kısaca suç ve dehalet kasıtlarının dikkate alınması gerektiği açıktır.
İnceleme konusu olayda; annesinin rahatsızlığını bilerek izine giden sanığın, annesiyle fiilen ilgilenmediği, daha doğrusu ilgilenecek aile efradı bulunduğundan sanığa bu konuda görev düşmediği; "hemşirelik öyküsü" başlıklı belgeden ve ''epikriz raporlarından" anlaşıldığı üzere, her ne kadar "acil" olarak hastaneye başvurmuş ise de, bilincinin açık olup kendini idare edebilecek durumda olduğu, keza "doktor gözlem formları ve "hasta takip formlarına" nazaran, "diyabet" tanısının derhâl konulup tedaviye geçildiği birlik komutanı tarafından hazırlanmış vak'a kanaat raporunda: "ağabeyi ile yapılan telefon görüşmesinde ameliyat olup hava değişimine geldiğini söylemiştir." ibaresinin yer aldığı ve sanığın annesinin taburcu olmasından beş gün sonra birliğine katılmış olmasına karşın, sorgusunda "ben birliğime katıldıktan sonra annemin taburcu olduğunu öğrendim" şeklinde beyanda bulunduğu dikkate alındığında; sanığın ifadelerinde samimi olmadığı, annesinin rahatsızlığını bahane ederek iznini tecavüz ettiği ve suç kastıyla hareket ettiği hususunda herhangi bir kuşku bulunmadığı ve öne sürdüğü mazeretinin beklenmedik ve askerlik hizmetine tercih edilebilecek nitelikte olmadığı kanısına varılmıştır.
Türk toplumunda "ana-oğul" ilişkisinin ayrı bir öneminin bulunduğu ve bu gibi hastalık durumlarında, her bir aile ferdine ayrı bir görevin düştüğü bilinen bir gerçek ve toplumsal bir olgu ise de; somut olayımızda, annesiyle ilgilenmesini gerektiren acil ve kaçınılmaz bir durumu söz konusu olmayan ve hastane bahçesinde oturmakla yetinen sanığın, birliğine haber vermeyi düşünmediği ve bir an evvel dönmeye yönelik herhangi bir girişimde bulunmadığı, dolayısıyla iyi niyetli olmayıp, aksine yukarıda değinilen toplumsal değerleri kullanmak suretiyle kıt'asından uzak kalmaya çalıştığı ortadadır.
Bu itibarla; izin tecavüzü suçunun tüm unsurları itibari ile oluştuğu hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamasına rağmen, askeri mahkemece beraat hükmü kurulması yasaya aykırı bulunmuş ve hükmün esastan bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy