(353 S. K. m. 220)
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlığın konusu, tatbik edilen kanun maddesi, hüküm fıkrası ve gerekçeli kararda yer almayan memuriyetten mahrumiyet cezasının hataen hükmolunan ağır para cezasıyla birlikte tecil edildiğinin belirtildiği durumlarda, bu aykırılığın hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermek suretiyle giderilip giderilemeyeceğine ilişkindir.
Daire; sanık aleyhine olan aykırılığın yeniden yargılamayı gerektirmediği gibi, askeri mahkemenin takdir yetkisine giren bir nitelikte taşımadığını, bu konuda ortaya çıkabilecek tereddütlerin 353 sayılı Kanunun 253'üncü maddesi uyarınca mahkemeden alınacak ek bir kararla ortadan kaldırılabileceğini belirterek, kararın bozulmasına, mahkûmiyet hükmünde yer alan memuriyetten mahrumiyet cezasının da tecil edildiğine ilişkin kısmın karar metninden çıkartılmak suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermiş iken,
Başsavcılık, hüküm fıkrasında yer almayan feri cezanın mahkemece tecil kapsamına alınmasının hükümde karışıklığa yol açtığını, erteleme koşullan ortadan kalktığında mahkemece verilmeyen memuriyetten mahrumiyet cezasının uygulanıp uygulanmayacağı sorusunun gündeme geleceğini, dolayısıyla da mahkûmiyet hükmünün sadece uygulama yönünden bozulması gerektiğini ileri sürerek, daire kararına karşı itirazda bulunmuştur.
Yapılan incelemede: sanığın askeri gazino müdürü olarak görev yaptığı, 17.11.2001 Cumartesi günü çarşıdaki bir fırına sipariş verdiği pideyi saat 15.30 sıralarında oradan alarak evine getirmesi için askeri gazinoda görevli P.Onb. İ.Y.'ye talimat verdiği, Onb. İ.Y.'nin belirtilen saatte çarşıya çıkmak için izin istemesi üzerine as.gaz. nöbetçi subayı olan müdahil P.Astsb.Bçvş. R.Ç.'nin yasak ve emirlere aykırı olduğundan bahisle izin vermediği; durumdan haberdar olan sanığın mağdur astsubayı telefonla arayarak bu durumun itibarını zedeleyeceğinden bahisle izin vermemesinin sebebini sorduğunda nöbetçi subayının "sizin verdiğiniz emirler gereği çarşıya hiç kimseyi göndermiyorum" demek suretiyle sanığın isteğini reddettiği ve konuşmanın devamında "Bana fırça atamazsınız, benimle düzgün konuşun" diyerek telefonu kapattığı, sonraki telefon çağrılarını da kabul etmemesi üzerine sanığın askeri gazinoya gelerek makam odasına oturduğu ve görüşmek üzere Astsb. R.Ç.'yi çağırdığı, başlangıçta sanığın odasına giden Astsb. R.Ç.'nin kısa bir süre sonra "Ben sizinle odanızda görüşmek istemiyorum" diye odadan çıktığı, sanığın kendisini dinlemeyen nöbetçi subayına silâhını çekip doğrultarak "Tutuklusun" dediği; ancak Astsb.R.Ç.'nin görüşmek istemediğim belirterek garnizon komutanıyla görüşmek üzere olay yerinden ayrıldığı anlaşılmaktadır.
Sanığın, anlatılan eylemlerle; memuriyetin kendisine sağladığı rütbe ve nüfuzu kötüye kullanarak evine çarşıdan pide getirmesi için emir vermek ve görevlendirdiği askere izin vermeyen nöbetçi subayına baskı uygulamak suretiyle atılı suçu işlediği sabit olup, esasen hu konutla Daire ile Başsavcılık arasında herhangi bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.
"Askeri Yargıtayca hükmün bozulması ve esasa hükmedilecek hâller" başlığını taşıyan 353 sayılı Kanunun 220'nci maddesinin ikinci fıkrası ve A bendi; "Askeri Yargıtay, kanunun hükme esas olmak tespit edilen vak'alara uygulanmasında yanlışlık yapılmasından dolayı hükmü bozmuş ise aşağıda yazılı hallerde bizzat davanın esasına hükmeder.
Vakıanın daha ziyade aydınlatılması gerekli olmaksızın yalnız beraata veya duruşmanın tatiline veya aşağı veya yukarı haddi olmayan bir ceza ile hükümlülüğüne karar verilmesi gerekirse," şeklindedir.
Bu maddenin gerekçesinde, CMUK'un ilgili maddesine uygun düzenleme yapıldığı belirtilmiş ve "bu suretle dava dosyalarının Askeri Yargıtay ile askeri mahkemeler arasında gidip gelmesi, zaman kaybı ve hükmün gecikmesi önlenmiştir" ibaresine yer verilmiştir.
"...Yargılayın asıl davanın esasına karar vermesi ve davayı orada bitirmesi, bir diğer söyleyişle bir başka makamın yani mahkemenin verdiği kararı kaldırıp yerine yenisini koyması, muhakeme hukuku deyimiyle ıslah etmesi istisna olup, yeniden mahkemeye göndermeye ihtiyaç olmadığını gösteren iki temel şarta bağlıdır.
1) Maddi meselenin daha ziyade aydınlanması için bir soruşturma, kısacası bir öğrenme muhakemesi gerekmemelidir.
2) Maddi mesele bakımından mahkemeye bırakılmış serbest değerlendirme yetkisi söz konusu olmamalıdır.
Yargıtayın ıslah edip etmemesi, yeni bir son karar verilmek üzere dosyanın esas mahkemeye gönderilmesine ihtiyaç olup olmaması ile açıklandığına göre, kanun bu ihtiyaca göre yorumlanmalı; darsa genişletilmelidir." (KUNTER, Ceza Muhakemesi Hukuku, 8'inci Bası, Sayfa 1001-1002) şeklindeki görüşte dikkate alınması gereken asıl nokta, genişletici yorumun tercih edilmesinin yasanın gayesine uygun olacağıdır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6'ncı maddesinin ilk fıkrasında, herkesin "makul bir süre içinde" davanın görülmesini istemek hakkı bulunduğuna değinilmiştir.
Aynı şekilde. Anayasamızın 141/son maddesinde: "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir." hükmü yer almaktadır.
353 sayılı Kanunun 220'nci maddesini kendi mantığı içerisinde değerlendirdiğimizde, "ıslah" kurumunun, yeni bir araştırma veya soruşturma işlemi yapılmasına gerek bulunmayan ve yasaya aykırılığın düzeltilmesi bakımından takdir hakkının söz konusu olmadığı hâllerde, yasaya aykırılığın bizzat Askeri Yargıtay tarafından giderilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Yasa koyucu, ıslah kurumunun işletileceği hâlleri istisnai olarak saymış ise de, bu hâllerin değerlendirilmesinde "amaçsal yorumun" seçilmesi yasa koyucunun gayesine uygun olacak ve adil yargılanma hakkına hizmet edecektir.
Yargılama konusu olayımıza dönüldüğünde; sanık P.Kd.Bnb. A.S.'nin sabit sayılan eyleminin karşılığı olan ve ASCK' nın 115'inci maddesinde düzenlenen "Memuriyet Nüfuzunu Kötüye Kullanmak Suçu" ile ilgili olarak hapis cezasından başka bir cezai müeyyide öngörülmemiştir. Askeri mahkemede bu doğrultuda hareket ederek; sanık hakkında tertip ettiği 1 aylık hapis cezasını TCK' nın 47 ve 59/2'nci maddeleri gereğince indirerek, 8 günlük hapis cezasını paraya çevirmiştir.
Sanık P.Kd.Bnb.A.S. nin sabıkasız kişiliğini dikkate alan Askeri mahkeme; bu kişinin cezasının tecili halinde bir daha suç islemeyeceği yönünde vicdani kanaate vardığını belirtmek suretiyle; hükmolunan ağır para cezasıyla birlikte (hüküm fıkrasında hiçbir şekilde yer almayan) memuriyetten mahrumiyet cezasının da ertelenmesine karar vermiştir.
647 sayılı Kanunun "Cezaların Ertelenmesi" başlığım taşıyan 6'ncı maddesi; yasanın öngördüğü bir kısım koşulları taşımak şartıyla ancak "mahkemece hükmolunan cezanın ertelenebileceğini" öngörmektedir.
"Memuriyetten Mahrumiyet Cezası' nın ne sebeple tayin ve tertip edildiğine ilişkin ne hüküm gerekçesinde ne de dosya muhteviyatında herhangi bir bilgi yer almamaktadır. Maddi bir yanlışlıktan öteye geçmeyen bu durumun düzeltilmesi için yeniden duruşma açılarak yargılama yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
Esasen bu yöndeki aykırılığın giderilmesi için askeri mahkemenin bozmadan sonra kullanabileceği bir takdir hakkı da yoktur.
Yeniden yargılama ve araştırma gerektirmeyen, hâkimin takdir hakkına da ihtiyaç göstermeyen bu aykırılığın düzelterek onama suretiyle giderilmesi;
Anayasamızın 36'ncı maddesiyle teminat altına alınan ve adil yargılanma kuralları kapsamında değerlendirilen "davaların makul ve mümkün olan en kısa süre içerisinde sonuçlandırılması" ilkesinin de doğal bir sonucudur.
Belirtilen nedenlerle; ne tatbik edilen kanun maddesi ile mahkûmiyete ilişkin gerekçede ne de hükmolunan cezanın ne şekilde tayin ve tertip edildiğine ilişkin kısa kararda hiçbir şekilde belirtilmeyen "memuriyetten mahrumiyet cezasının" beşeri bir haladan kaynaklandığı sonucuna varan Askeri Yargıtay 4'üncü Dairesinin; 353 sayılı Kanunun 220/2'nci maddesinin A ve J bentlerine kıyasen mahkûmiyet kararını uygulama yönünden bozarak bu aykırılığı hüküm fıkrasından çıkartmasında, para cezasının tatbikindeki yanlışlığı da gidermek suretiyle mahkûmiyet hükmünü düzelterek onamasında herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.
"Memuriyetten mahrumiyet cezasının" da tecil edildiğine ilişkin bölümün hüküm fıkrasından çıkartılmak suretiyle hükmün düzeltilerek onandığının askeri mahkeme kıdemli hâkimliğince verilecek kesinleşme şerhinde belirtilmesi hâlinde sanığın tecil koşullarının ortadan kalkması ihtimaline karşı mağduriyetine engel olunacağı, dolayısıyla da infaz safhasında da herhangi bir karışıklığa sebebiyet verilmeyeceği ortadadır.
Bu itibarla; Başsavcılığın yerinde görülmeyen itirazının reddine karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy