(1632 S. K. m. 106)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın konusu, sanık Ter. Mu.Çvş.S.P.'nin yürüyüş kolu içerisinde nöbet yerlerine intikal eden silâhlı askerlere karşı işlediği hakaret ve müessir fiil eylemlerinin vasfına ilişkindir.
Daire, mağdur durumundaki erlerin eylemlerin gerçekleştirildiği anda henüz nöbet hizmetine başlamamış olmalarından ötürü ASCKnın 106ncı maddesinde belirtilen amir konumundan istifade edemeyecekleri, bu nedenlerden dolayı Mu. Çvş.S.P.'nin sabit sayılan eylemlerinin asta hakaret ve asta müessir fiil suçlarını oluşturduğu sonucuna vararak, amire hakaret suçuna ilişkin mahkûmiyet hükmünün vasfa bağlı görev, amire hilen taarruz eylemiyle hükmün ise suç vasfının tespitindeki isabetsizlikten ötürü bozulmalarına karar vermiş iken,
Başsavcılık, doldur-boşalt işlemini yapmalarının ardından silâhlı olarak nöbet bölgelerine ilerlemekte olan nöbet kıtasındaki askerlerin her birinin KSCK' nın 106'ncı maddesi gereğince amir statüsü içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini, bu hükmün tatbiki neticesinde sanığın nöbetçi erlere karşı işlediği hakaret ve müessir fiil eylemlerinin amire hakaret ve amire fiilen taarruz olarak kabulü gerektiğini ileri sürerek, aksi doğrultudaki bozma kararlarına karşı itirazda bulunmuştur.
Sanığın 02.01.2002 günü saat 01:00 sularında alkollü olarak kışla içinde dolaşırken doldur-boşalt istasyonundan gelip nöbet yerine giden 100 Yataklı Askeri Hastane Baştabipliğinin silâh ve tam teçhizatlı çevre emniyet nöbetçilerine şahıs gözetmeksizin "bu saatte nöbete mi gidilir a...na koyduğumun çocukları" diyerek hakaret ettiği, nöbetçi yürüyüş kolu içerisinde olan Shh.Er S.K.'yi iteklemek sureti ile şahsa karşı müessir fiilde bulunduğu sabit olup, esasen bu konuda Daire ile Başsavcılık arasında herhangi bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.
1602 sayılı Askeri Ceza Kanununun "Askeri Karakol Ve Nöbetçi ve Devriyeye Taarruz Edenlerin Cezaları" başlığını taşıyan 109' uncu maddesi "Askeri karakola, nöbetçiye ve devriyeye hakaret eden veya bunları dinlemeyen veya bunlara mukavemette bulunan yahut fiilen taarruz eden bu suçları amire karşı yapmış sayılır ve öylece cezalandırılır" hükmünü içermekte iken,
Aynı kanunun 15/1'inci maddesi, "Bu kanunun tatbikatında nöbetçi hazarda ve seferde emniyet, muhafaza, disiplin, tarassut (gözetleme) maksatlarıyla silâhlı olarak bir yere konulan ve muayyen bir talimatı bulunan tek veya çift askerdir." şeklinde açık bir tanımlamaya yer vermiştir.
Askeri Ceza Kanununda yer alan unsur ve ağırlatıcı sebeplerin yorum ve değerlendirilmesi esnasında, öncelikli olarak aynı kanunun "genel esaslar" bölümünde yer alan kanuni tarif ve tanımlamalardan faydalanılması gerekmektedir.
İdari hatta inzibati kanunlarda benzer müesseselere yer verilse dahi ceza hükmü içeren ya da ceza hükmünün ağırlaştırılmış hâlini öngören kanun metinlerinin Ceza Kanununun açık bir biçimde düzenlediği tarif ve tanımlamalara azami oranda titizlik gösterilerek yorumlanması Anayasamızın 38/1inci maddesinde yer alan Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi açısından da zorunludur.
Yargılama konusu olayımızda; nöbet hizmetini devralmak üzere yürüyüş kolu hâlinde nöbet mahallerine doğru intikal etmekte olan silâhlı askerler, henüz nöbet mahalline gelip nöbet hizmetini bir önceki nöbetçiden devralmadıkları için, nöbet talimatları dâhilinde hareket etme hak ve salâhiyetine sahip değildirler.
ASCK'nın 15 ve TSK İç Hizmet Kanununun 78'inci maddeleri: nöbetçi, karakol ve karakol nöbetçisi ile devriyenin hazarda ve seferde emniyet, muhafaza, disiplin, tarassut (gözetleme) maksatlarıyla önceden belirlenen bir talimat ve mıntıka dâhilinde görev icra edeceğini öngörmüştür.
Nöbetçi ve devriyelerin üstlendiği işlevleri yerine getirebilmeleri için öncelikli olarak usulüne uygun biçimde nöbet hizmetini devralmaları gerekmekte, bu husus belirli bir talimat ve sorumluluk sahası içerisinde görev yapma statüsünün başlayabilmesi açısından da zorunlu bulunmaktadır.
Esasen, nöbetçiye karşı girişilen hakaret, müessir fiil, mukavemet ve itaatsizlik eylemlerinin amire karşı işlenmiş sayılmasındaki temel maksatlardan ilki: silâhlı nöbetçiye üstlendiği kritik hizmeti verimli, etkin ve kesintisiz biçimde sürdürebilmesi amacıyla bu statüsüyle orantılı bir ayrıcalık tanımak iken; bir diğeri de, bu tarz mütecaviz eylemlere karşı daha ağır bir müeyyide öngörmek suretiyle nöbet hizmetini ve mahallini koruma altına almaktır.
Nöbet hizmetine henüz başlamamış olan silâhlı askerlerin ASCK'nın 15/1 'inci maddesinin aradığı anlamda emniyet, muhafaza, disiplin, tarassut (gözetleme) görevleri bulunmadığı gibi esasen bu kişiler henüz belirli bir nöbet talimatının uygulama sürecine de girmemişlerdir. Aksinin kabulünün, mevzuatın tek nöbetçinin bulundurulmasını öngördüğü nöbet mahalli için biri henüz nöbet hizmetini bitirmeyen diğeri nöbet hizmetini devralmamış 2 ayrı askerin birbirinden farklı biçimde görev icra edebilmeleri gibi ASCK'nın sistematiğinde hiçbir biçimde yeri olmayan mahzurlu sonuçlar doğurabileceği ortadadır.
İdari nitelikte bir düzenleme olan TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 624, 626,634 ve 635'inci maddeleri, nöbetçi kıt' asının ne şekilde teşekkül edeceğine ilişkin aşama ve ayrıntıları içermekte olup, burada belirtilen nöbetçi kıt' ası, ASCK'nın 15/1'inci maddesinin öngördüğü anlamda belirli bir maksat ve talimat dâhilinde görev yerine konulan asker kişiyi ifade etmemekte, nöbet öncesi yapılacak hazırlıkları düzenlemektedir. Bu değerlendirmenin ortaya çıkardığı mantıki sonuç ise, nöbet kıt' asında yer alsa bile mahalline götürülerek nöbet hizmetini devralması sağlanmadığı sürece bu durumdaki asker kişilerin ASCK'nın 106'ncı maddesinin sınırlı biçimde belirlediği "nöbetçi" himayesinden yararlanamayacağıdır.
Bu itibarla; sanık Mu? Çvş.S.P.'nin nöbeti teslim almaya giden, yürüyüş kolundaki astlarına karşı gerçekleştirdiği eylemlerin asta hakaret ve asta müessir fiil suçlarını oluşturduğu sonucuna vararak, amire hakaret suçuyla ilgili mahkûmiyet hükmünü vasfa bağlı görev, amire fiilen taarruz eylemine ilişkin mahkûmiyet kararını da suç vasfının tespitindeki isabetsizlikten dolayı bozan Dairenin konuyla ilgili kabul ve değerlendirmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından, aksi doğrultudaki Başsavcılık itirazının reddine karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy