(353 S. K. m. 159)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, sanığın huzurunda icra edilen duruşmada okunan yazılı delillere karşı sanığın diyeceğinin sorulmamasının ve soruşturmanın genişletilmesi konusunda beyanının alınmamasının savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurup doğurmadığı noktasındadır.
Daire; sanığın söz isteyerek konuşma imkânının bulunduğu, aynı duruşmada esas hakkındaki mütalâaya karşı savunmasını yaparken ve son sözünü bildirirken yazılı delillere karşı beyanını ve soruşturmanın genişletilmesi konusunda taleplerini söyleyebileceği, keza, temyiz dilekçesinde dahi, beyan ve taleplerini iletme olanağına sahip olduğu ve bu nedenlerle mevcut yasaya aykırılığın savunma hakkını kısıtlamayıp hükmün bozulmasını gerektirmediği sonucuna varmış iken; Başsavcılık; yazılı delillerin okunmasından sonra sanığın diyeceğinin sorulmasının hâkime verilmiş bir görev olduğu, sanığın söz istemekten çekinebileceği, sanığın beyanının alınmaması nedeniyle oluşan yasaya aykırılığın vicahilik ilkesini ihlâl edip savunma hakkını kısıtladığı ve bu nedenlerle hükmün bozulması gerektiği düşüncesindedir.
Askeri mahkemede icra edilen son oturuma katılan sanığa, yazılı delillerin okunmasından sonra diyeceğinin sorulmayıp askeri savcının beyanının alındığı, daha sonra soruşturmanın genişletilmesi konusunda yine sanığın beyanı alınmaksızın sadece askeri savcının talebi olup olmadığının sorulduğu, askeri mahkemece de soruşturmanın genişletilmesine gerek görülmediği tutanağa yazılıp askeri savcının esas hakkındaki mütalâasının alındığı ve sanığın savunma yapıp son sözünü söylemesinin ardından mahkûmiyet hükmü kurulduğu görülmüştür.
353 sayılı Kanunun 159'uncu maddesi: "Tanığın ve bilirkişinin veya suç ortağının dinlenmesinden veya herhangi bir yazılı delilin okunmasından sonra, bunlara karşı sanığın bir diyeceği olup olmadığı sorulur." amir hükmünü içermektedir.
353 sayılı Kanunun 178'inci maddesinde; "....duruşmada okunan evrak ve belgelerin neler olduğunu ve tarihlerini ve sanığın dinlenen tanık veyahut bilirkişilerin ifadelerine ve okunan evrak ve belgelere ve suç eşyasına nasıl cevaplar verdiğini, kısacası, duruşmada geçen bütün vak'aları....... kapsar..." hükmü yer almaktadır.
Bilindiği gibi, yargılama faaliyeti, iddia, savunma ve yargılama makamlarının ortak bir şekilde katkısını öngören kolektif bir işlemdir. Yargılama faaliyetinin bu özelliği, sadece esas hakkındaki iddia ve savunmaların yapıldığı son aşamaya özgü olmayıp, muhakeme işleminin diğer safhalarında da geçerlidir. Duruşmada ikame olunan delillere karşı tarafların beyanda bulunmalarına fırsat tanınmak suretiyle, tarafların delillere nüfuz edebilmelerine ve maddi gerçeğin ortaya konulmasına katkıda bulunabilmelerine imkân verilmektedir. Son soruşturma aşamasının genel ilkelerinden olan "vicahilik" ve "sözlülük" prensipleri de bunu gerektirir.
Öte yandan, "savunma hakkının", sadece, esas hakkındaki mütalâaya karşı yapılan savunma ile sınırlı olmadığı, soruşturma ve yargılamanın her safhasında bu hakkın kullanımını düzenleyen buyurucu usul hükümlerinin bulunduğu gözden uzak tutulmamalıdır. 353 sayılı Kanunun 160'ıncı maddesinde, delillerin ikamesi ve tartışması bittikten sonra sanığa konuşma hakkının tanınmış olmasına rağmen, bununla yetinilmeyip, 353 sayılı Kanunun 159'uncu maddesiyle, ikame olunan her delile karşı ve delilin okunmasından hemen sonra sanığın beyanının alınması görevinin yargılama makamına verilmesi, savunma hakkının her aşamada dikkate alınması gerektiğinin işaretidir. Sanığın, yargılamanın ilk safhalarında ikame olunan bir delile karşı beyan edebileceği bir hususun ışığında yeni delillere ulaşılabilmesi ve maddi gerçeğin daha çabuk ve daha sağlıklı bir şekilde ortaya konulabilmesi ihtimali her zaman mevcuttur. Böyle bir olasılık ve imkân söz konusu olduğu hâlde, sanığın derhâl beyanda bulunmasına fırsat vermeyip, yargılamanın ileriki aşamalarında savunma yapmış olmasını veya konuşma imkânının bulunmasını, sanığın savunma hakkını gerektiği gibi kullandığının işareti olarak görmek, yargılamanın gecikmesine veya işlerliğinin zafiyete uğramasına neden olabilecek bir uygulama olduğu gibi, savunmanın yargılamaya katılımının azalmasına yol açması nedeniyle, savunma hakkının önemli derecede kısıtlanması sonucunu da doğurmaktadır.
Bu nedenlerle; duruşmada okunan yazılı delillere karşı diyeceğinin sanıktan sorulmaması ve uygulamada yerleşik bir aşama olan "soruşturmanın genişletilmesi" safhasında sanığa söz hakkı tanınmaması, vicahilik ilkesini zedeleyen ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuran bir yasaya aykırılık olarak değerlendirilmiş, kanuna mutlak muhalefet sebeplerinden olan bu yasaya aykırılıklar hükmün bozulmasını gerektirdiğinden, Başsavcılığın isabetli görülen itirazının kabulü ile Daire kararının kaldırılıp, mahkûmiyet hükmünün usul yönünden bozulmasına karar vermek gerekmiştir. Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 6.1.2000/26-7, 15.2.2001/26-20, 22.11.2001/104-107. 13.12.2001/114-116 ve 7.10.2004/153-128 sayılı kararları da bu görüş ve kabulü doğrular mahiyettedir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy