(1632 S. K. m. 87)
Daire ile askeri mahkeme arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın konusu atılı emre itaatsizlikle ısrar suçunun sübuta erip ermediği noktasındadır.
Daire; Eğitim ve Doktrin Komutanlığının ilâç tasarrufunun sağlanarak buna ilişkin suiistimallerden kaçınılması maksadıyla yayınladığı emrin birlik komutanları ve revir sorumlularına görevler yüklediği, sanığa tebliğ edilen Emniyet ve Kaza Önleme Talimatının" 19'uncu maddesinde yer alan hususun ise birlik komutanının er ve erbaşları kendi sorumluluklarına ortak tutma amacıyla yaygınlaştırıldığı, ruh sağlığının bozuk olması nedeniyle revir sorumlusunun gözetimine muhtaç durumdaki sanık açısından bu talimatın hizmete ilişkin bir emir olmadığı sonucuna vararak, mahkûmiyet hükmünün sübut yönünden bozulmasına karar vermiş iken,
Askeri mahkeme, sanığa tebliğ edilen emrin askeri bir menfaat ve değeri himaye etmeyi hedeflemesinden dolayı buna aykırı harekette bulunan sanık yönünden atılı emre itaatsizlikte ısrar suçunun oluştuğunu ileri sürerek, eski hükümde direnmek suretiyle mahkûmiyet yönünde hüküm tesis etmiştir.
Sanık M.G.'nin 9.6.2003 tarihinde sevk edildiği İzmir Mevki Hastanesi Psikiyatri Servisindeki muayenesi sonunda verilen reçeteli ilaçlarıyla birliğine bölüğünde yürürlükteki emir ve uygulamaya göre ilâçlarını birlik revirine teslim edip günlük dozu yanına alması gerekirken buna uymadığı, vizite reçetesini kontrolünde; İlâç yazıldığını görüp ilâçlarını alıp aldığını sorduğunda, sanığın, almadığını söylemesi üzerine kendisine ilaçlarını revirden almasını söylediği, sanığın revire uğramaksızın üzerinde tuttuğu ilâçlardan "Melleril" isimli ilâcın tümünü verildikten 2 gün sonra 11.06.2003 tarihinde içtiği, saat 08.00 sularında karşılaştığı Onb.A.G.'ye durumu anlattığı, rahatsızlanan sanığın hastaneye kaldırılarak midesinin yıkandığı sabit olup, esasen bu konuda Daire ile askeri mahkeme arasında herhangi bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.
Ortaya çıkan meselenin çözümlenebilmesi açısından; öncelikli olarak Emniyet ve Kaza
Önleme Talimatının 19'uncu maddesinin hizmete ilişkin bir emir olup olmadığının, hizmete ilişkin emir olduğunun kabulü durumunda ise, sanığa itaat yükümlülüğü getirip getirmediğinin yürürlükteki askeri mevzuat hükümleri dâhilinde incelenmesi gerekmektedir.
ASCK'nın 87'nci maddesinde düzenlenen emre itaatsizlikte ısrar suçunun oluşabilmesi için; her şeyden önce "verilen emrin" askeri hizmete ilişkin olması zorunlu bulunmaktadır. Bu nedenle "hizmet ve hizmete ilişkin" kavramlarının tartışılmasında yarar vardır. Hizmet; TSK İç Hizmet Kanununun 6 ncı maddesinde "kanunlarla, nizamlarda yapılması veya yapılmaması yazılmış olan hususlarla, amir tarafından yazı ile veya sözle emredilen veya yasak edilen işlerdir" şeklinde tanımlanmış iken, ASCK'nın 12'nci maddesi hizmeti; "Malûm ve muayyen olan hususlar ile amir tarafından emredilen askeri vazife"nin madun tarafından yapılması..." olarak tarif etmiştir.
İç Hizmet Kanununun 7'nci maddesine göre ise vazife; "hizmetin icap ettirdiği şeyi yapmak veya men ettiği şeyi yapmamak" tır. Bu açıklamalar ışığında, ASCK'nın 12'nci maddesindeki "malûm ve muayyen olan askeri vazife" yi; kanunlarda yapılması veya yapılmaması açıkça gösterilmiş olan hususlar olarak; "bir amir tarafından emredilen vazife"yi ise; kanunlarda ve nizamlarda açıkça gösterilmeyip yetkililerin takdirlerine bırakılan hususlar şeklinde anlamak gerekmektedir. Bu tanımlamalardan çıkan ilk sonuç; emir vermeye yetkili amirlerin hizmetin düzgün, verimli ve kesintisiz bir biçimde yürütülmesini temin etmek maksadıyla ve kanuna aykırı düşmemek koşuluyla somut kural ve prensipler koyabilme yetkisine sahip olduklarıdır.
ASCK'nın 12, 87 ile İç Hizmet Kanununun 6 ve 7'nci maddelerinin içeriğinden çıkan diğer sonuç ise, malûm ve muayyen hâle getirilerek ilgilisine duyurulan hizmete ilişkin kurallara bilerek ve isteyerek uyulmamasının emre itaatsizlikte ısrar suçuna vücut vereceğidir.
TSK İç Hizmet Kanununun 57'nci maddesi "Silâhlı Kuvvetler sağlık işlerinde askerlerin fizik ve moral durumlarını takip ve koruyucu tababetin tatbiki esastır. Bu hizmetin yürütülmesinden kıt'a kumandanları ve kurum amirleri ile bunların tabipleri sorumludur" hükmünü içermekte iken, aynı Kanunun 60/2'nci maddesi; askeri tabibin hastaneye şevkine lüzum duyduğu erbaş ve erlerin hastaneden döndüklerinde kıt'a veya askeri kurum tabibine gösterilmeleri gerektiğini öngörmüştür.
Diğer yandan, TSK İç Hizmet Kanununun 17'inci maddesine göre; amir maiyetinin ahlâki, ruhi ve bedeni hâllerini daima nezaret ve himaye altında bulundurmakla görevlidir.
Yine İç Hizmet Kanununun 40 ve İç Hizmet Yönetmeliğinin 89'uncu maddelerinde, askerlerin sağlığının korunarak sağlıklı koşullarda görev yapmalarının sağlanabilmesi için konunun yakından takip edilmesinin ve bu konuda gerekli tedbirlerin alınmasının kurum amirinin görevi olduğu belirtilmiştir.
Bu açıklamalardan sonra yargılama konusu olayımıza dönüldüğünde;
KKK' lığı Eğitim ve Doktrin Komutanlığının "İlâç Tasarruflarının Arttırılması ve İlâçla İlgili Suiistimallerin Önlenebilmesi" konulu 16.2.2002 tarihli emrinin 19'uncu maddesinde "İlaç tasarrufunun yaygınlaştırılarak daha etkin olarak yürütülebilmesi maksadıyla, viziteye çıkan erbaş ve erlere ilâçlar tedavinin gerektirdiği ihtiyaca uygun olarak adet olarak verilecektir" hükmüne yer serilmiştir.
Bu emrin ast birliklere yayımlanarak duyurulmasının ardından, sanığın görev yaptığı bölüğün komutanı Emniyet ve Kaza Önleme Talimatının 34'üncü maddesine konuyla ilgili bir hüküm ekleyerek tabur reviri dışındaki hastanelerden alınan ilâçların günlük kullanılması gereken miktarı dışındakilerin revire teslim edilmesini emretmiştir.
Bu doğrultudaki emrin hem ilâç tasarrufunun sağlanarak bu konudaki olası suiistimallerin önlenmesi hem de birlik komutanının İç Hizmet Kanun ve Yönetmeliğinden kaynaklanan görev ve sorumluluklarını yerine getirebilmesi açısından önem taşıdığı ortadadır. Astının ruhi ve bedeni sağlığını korumakla kanunen mükellef olan birlik komutanının bu konuda öngördüğü tedbirleri alma ve yürürlüğe koyma adına birtakım düzenleyici tasarruflarda bulunabileceği, bu maksatla yayımlanan Emniyet ve Kaza önleme Özel Talimatının 34'üncü maddesinin askeri vazifeye yönelik bir menfaati gözetmesinden dolayı da askeri hizmete ilişkin olduğu açıktır.
9.6.2003 tarihinde İzmir Mevkii Asker Hastanesi Psikiyatri Bölümünde yapılan muayenesi sonucunda kendisine "Borderline Kişilikte Anksiyetc Bozukluğu" tanısı konulan ve Reneron ve Melleril isimli 2 ayrı ilâcı doktor kontrolünde kullanılmasına karar verilen sanık M.G.; bu ilâçları eczaneden temin ederek aynı gün birliğine dönmüş, kendisine ilâç alıp almadığını soran vizite sorumlusuna ilaç almadığını söyleyerek 11.6.2003 günü sabah 08.00 sularında yanında bulunan Melleril isimli haptan 30 adet içmiştir.
Nasıl ki er ve erbaşların sağlık koşullarına uygun biçimde askerlik hizmetlerini sürdürebilmesi birlik komutanının vazifesinin ayrılmaz bir parçası ise, aynı kişilerin bu maksatla alınan tedbirlere uyma yükümlülüğü de gerek askeri hizmetin işleyişi gerekse askeri hiyerarşinin sürdürülebilmesi açısından zorunludur.
Esasen, birlik komutanlığınca verilen emrin askerlerin sağlığı ile ilgili olarak hangi risk ve sakıncaları bertaraf etmeyi hedeflediği ve bu emre aykırı hareket edilmesi hâlinde ne türden istenmeyen olayların meydana gelebileceği yargılama konusu olayın seyir biçimiyle ispatlanmış durumdadır.
Bu yönüyle; bölük komutanlığınca yayınlanan emrin sanık açısından da hizmete yönelik bir emir olduğu sonucuna varılmıştır.
Gerek sanığa bu emrin tebliğ edildiğinin dosyada yer alan konuyla ilgili tebliğ ve tebellüğ belgelerinden anlaşılması gerekse de sanığın bu uygulamayı bildiğine ilişkin açıklamaları karşısında emrin sanığa tebliğ edildiğinin şüpheli kaldığına ilişkin tebliğname görüşüne iştirak edilmemiştir.
Bu itibarla; hizmete ilişkin bir talebi suç işleme kastı ile hareket ederek yerine getirmekten kaçınan sanık açısından atılı emre itaatsizlikte ısrar suçunun tüm unsurları itibarı ile oluştuğu sonucuna varılarak, usul, sübut, vasıf, takdir ve uygulama yönleri itibariyle de kanuna uygun olan direnme niteliğindeki mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy