(765 S. K. m. 47, 59) (1632 S. K. m. 1, 44, 66)
İNCELEME KONUSU: İzin tecavüzü suçundan sanık P.Uzm.Onb.Celil UYANIK hakkında 8'inci Kor.K'lığı Askeri Mahkemesince kurulan mahkumiyet hükmünün, Askeri Yargıtay 4'tincü Dairesi tarafından, TCK'nın 47 nci maddesinden yararlanmasına karar verilen sanığın bu halinin kıtasına dönüşünü güçleştirdiği ve bu nedenle suçun sübuta ermediği sonucuna ulaşılarak esas yönünden bozulması üzerine, mahkumiyet hükmünde herhangi bir yasaya aykırılık bulunmaması nedeniyle hükmün onanması gerektiği düşüncesiyle Askeri Yargıtay Başsavcılığınca süresinde yapılan itirazın incelenmesidir.
YARGILAMA AŞAMALARI:
8'inci Kor.K'lığı Askeri Savcılığının 18.9.2003 tarih ve 2003/1978-479 sayılı iddianamesiyle;
Sanığın 25.6.2003-18.8.2003 tarihleri arasında izin tecavüzü suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açılmış;
8'inci Kor.K'lığı Askeri Mahkemesinin 29.4.2004 tarih ve 2004/229-196 sayılı hükmüyle;
...Sanığın 06.06.2003 günü saat 08.00 itibari ile 15 gün süre ile Afyon'da bulunan ailesinin yanına izine gönderildiği, sanığa MSB yol süresi tablosu uyarınca Tunceli-Afyon arası tanınması gereken yol süresi gidiş-dönüş 4 günlük yol süresinden, mevcut izninde 2 günlük yol süresinin tanınmış olduğu görüldüğünden 2 günlük yol süresinin daha tanınmasının zorunlu olduğu, bu durumda en geç 25.06.2003 günü saat 08.00a kadar birliğinde bulunması gereken sanığın zamanında birliğine katılış yapmadığı, 18.08.2003 günü saat 02.50'de jandarma ekiplerince evinde yakalandığı, 18.08.2003-20.08.2003 tarihleri arasındaki süreyi yol ve nezaret altında geçirmesini müteakip 20.08.2003 günü birliğine teslim edildiği, bu tarihte birliğince gözlem altına alınarak Disiplin Ceza ve Tutukevine kapatıldığı, tutuklama talebi ile mahkememize çıkartıldığı 22.08.2003 tarihine kadar gözetim altında tutulduğu, sanığın böylece 25.06.2003-18.08.2003 tarihleri arasında izin tecavüzü suçunu işlediği anlaşılmıştır...
...Somut olayda sanık savunmalarında çocuğu Mevlüt Uyanıkın rahatsızlığına dayalı mazeretler ve aile içindeki geçimsizliklerini ve buna dayalı psikolojisini mazeret olarak ileri sürmüş, mahkememizce yapılan araştırma neticesinde sanığın çocuğu Mevlüt Uyanık'ın Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesinde tedavi görmekle birlikte tedavi sürecinin 17.06.2003-19.06.2003 talihleri arasında olduğu ve sanığın izin süresi içinde olup izin tecavüzünde bulunduğu dönemi kapsamadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle sanığın çocuğunun rahatsızlığına ilişkin mazeretlerine itibar olunmamıştır. Anne ve babasının kavgalarına ilişkin mazereti de askerlik hizmetine tercih edilebilecek nitelikte görülmemiştir.
Sanığın psikiyatrik rahatsızlıklarına ilişkin savunmaları da göz önüne alınarak sanığın psikiyatrik muayenesi sağlanmış, psikiyatri uzmanının lüzum görmesi ve mahkememizin de bu yöndeki kabulü uyarınca sanığın müşahede altına alınmasına karar verilmiş, Elazığ Asker Hastanesince düzenlenen 24.02.2004 tarihli sağlık kurulu raporu ve adli rapor ile sanığın suç tarihlerinde ve halen P.Uzm.Onbaşılığa elverişli olduğu ancak geçirilmiş anksiyete bozukluğu teşhisi ile sanığın müsnet suçtan dolayı TCK'nun 47'nci maddesinden istifade edilebileceği anlaşılmıştır... denilerek, sanığın ASCK'nun 66/1-b, TCK'nun 47 ve 59/2'nci maddeleri uyarınca üç ay on gün hapis cezasıyla mahkumiyetine karar verilmiş;
Sanık; bunalım içerisinde bulunduğu, babasının aşırı baskı uyguladığı, çocuğunun hastalığıyla ilgilenecek kimse olmadığı ve ailesini yalnız bırakamadığı için zamanında dönemediğini ileri sürerek hükmü temyiz etmiş;
Askeri Yargıtay Başsavcılığının 22.10.2004 tarih ve 2004/4810 sayılı tebliğnamesiyle; Hükmün onanması yönünde görüş bildirilmiş;
Askeri Yargıtay 4 üncü Dairesinin 2.11.2004 tarih ve 2004/1288-1285 sayılı ilamı ile;
..İzin tecavüzü suçu, izin süresinin geçerli bir mazeret olmaksızın altı günden fazla geçirilmesi halinde işlenen bir suç olup, izin süresinin haklı bir sebebe bağlı olarak geçirilmesi halinde suçun oluşmayacağı açıktır. Yatarak tedavi ya da istirahatı gerektiren tıbbi rahatsızlıkların ruh veya beden hastalığından kaynaklanıp kaynaklanmadığına bakılmaksızın mazeret teşkil edebileceği yerleşik Askeri Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiştir.
Mazeret olarak ileri sürülen hususların, askerlik hizmetine göre öncelik taşıyan, birliğe zamanında dönülmesini engelleyen veya engellemese bile önemli ölçüde güçleştiren nedenlere dayanması gerektiği uygulamada kabul edilmiştir.
Askeri Mahkemece; suç talihlerinde cezai ehliyetini etkileyecek şekilde akıl ve ruh hastası olan, şuur ve hareket serbestisi kısmen etkilenmiş bulunan, bu nedenle TCK'nın 47'nci maddesinden yararlanmasının uygun, olacağı adli raporlarla tespit edilen sanığın bu halinin kıtasına katılmasını önemli derecede güçleştiren haklı bir sebep olup, dolayısıyla izin tecavüzü suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilerek atılı suçtan beraat kararı verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde mahkumiyet kararı verilmesi yasaya, aykırı olduğundan... denilerek, mahkumiyet hükmünün sübut noktasından bozulmasına karar verilmiş:
Askeri Yargıtay Başsavcılığının 18.11.2004 tarih ve 2004/4810 (İtiraz: 115) sayılı tebliğnamesiyle;
..TCK'nun 47'inci maddesi kapsamında mütalaa edilen rahatsızlıklar eylemi suç olmaktan çıkaran bir hukuka uygunluk sebebi değil, ceza sorumluluğunu azaltan bir nedendir. Özür ise, izin süresi sonunda birliğine dönmek zorunda olan askerin, iznini belirli süre tecavüz etmesini haklı ve meşru gösteren, eylemi suç olmaktan çıkaran bir hukuka uygunluk sebebidir. Bu durumda; ceza sorumluluğunu etkileyen bir nedenin hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilmesi, TCK'nun 47'nci maddesini izin tecavüzü suçunda uygulanamaz hale getirecektir. Bu sonucun ise, TCK'nun genel hükümlerinin askeri cürümler ve cezalar hakkında da uygulanacağını öngören ASCK'nun 1'inci maddesinin amir hükmüne aykırı düşeceği açıktır.
Uygulamada özür olarak ileri sürülen hususların, zamanında, birliğe dönülmesini engelleyen veya engellemese bile bunu önemli ölçüde güçleştiren ve askerlik hizmetini ikinci planda bıraktırabilecek önem ve ciddiyette olması ve geçirilen izin süresi ile uyumlu bulunması gerektiği kabul edilmiştir. Bu bağlamda asker kişilerin izinli bulundukları sırada yatarak tedavi veya istirahatı gerektiren rahatsızlıkları da özür olarak değerlendirilmektedir. Bu açıdan ruh ve beden hastalığı arasında fark yoktur; yeter ki yatarak tedaviyi ve tedavi açısından istirahati gerektirsin.
Ancak, failin izin tecavüzünde bulunduğu sırada hiçbir askeri makama veya sağlık kuruluşuna başvuruda bulunmadığı ve durumunu belgelemediği halde, yargılama aşamasında rahatsızlığını savunma olarak ileri sürmesi üzerine veya resen gözlem altına aldırılmasına karar verilenlerden, haklarında askerliğe elverişli olduğuna, fakat TCK'nun 47'inci maddesinden yararlandırılabileceğine ilişkin rapor düzenlenenlerin durumunu ayrık tutmak gerekir.
Çünkü; suç tarihlerinde rahatsızlığını ileri sürerek tedavisini dahi istememiş olan ve bu tarihlerde askerliğe elverişli olduğunun saptanması sebebiyle askeri hizmet yapabilecek durumda olan bir askerin, yargılama aşamasında savunma olarak ileri sürdüğü böyle bir rahatsızlığı askerlik hizmetine tercih edilebilecek bir özür olarak değerlendirerek suç tarihlerinde askeri hizmet yapamayacağı sonucuna varılarak bir çelişki teşkil edecektir.. denilerek, Daire kararının kaldırılıp, mahkumiyet hükmünün onanması istemiyle itiraz edilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunup, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenildikten, sonra edinilen vicdani kanaatle;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Yukarıda yargılama aşamaları açıklanan dava dosyasına göre, Daire ile Başsavcılık arasında, ortaya çıkan uyuşmazlık, suç tarihleri itibariyle TCK'nun 47'nci maddesinden yararlanabileceğine karar verilen sanığın bu halinin, izin tecavüzü suçu bakımından geçerli bir mazeret oluşturup oluşturmadığı noktasındadır.
Daire, sanığın kıtasına dönmesini önemli derecede güçleştiren bu rahatsızlık halinin geçerli bir mazeret teşkil ettiği sonucuna ulaşmış iken; Başsavcılık, izin tecavüzünde bulunduğu sırada herhangi bir sağlık kuruluşuna başvurmamış olan sanığın, geçerli bir özrünün bulunmadığı ve dolayısıyla mahkumiyet hükmünün onanması gerektiği düşüncesindedir. Bu çerçevede yapılan incelemede;
Tunceli 4. Komd. Tug. 3. Komd. Tb. K.lığı emrinde görev yapan sanığın, 1.3.2003 doğum tarihli çocuğunun rahatsızlığı nedeniyle, 6.6.2003 tarihinde, iki gön yol süresi verilerek, memleketi Afyon'un Sincanlı İlçesi'ne on beş gün izne gönderildiği, MSB'lığı Yol Süre Tablosu'na göre gidiş-dönüş toplam dört gün yol süresinden yararlanması gerektiğinden, iki gün daha yol süresi verildiğinde en geç 25.6.2003 günü birliğine katılması gerektiği, ancak zamanında kıtasına katılmayan sanığın 18.8.2003 tarihinde ihbar üzerine jandarma tarafından yakalanıp 20.8.2003 tarihinde birliğine teslim edildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Sanık savunmalarında, çocuğunun rahatsızlığı nedeniyle bunalıma girdiğini öne sürdüğünden, Askeri Mahkemece psikiyatri uzmanı bilirkişi olarak dinlenilmiş ve onun mütalaası üzerine sanığın adli gözlem altına alınmasına karar verilmiştir. Elazığ Asker Hastanesi'nde yapılan adli gözlem sonucunda düzenlenmiş adli raporda; Anamnez, psikometrik incelemeler, klinik müşahede, ruhsal muayene ve adli dosyanın tetkiki sonucunda sanık hakkında geçirilmiş anksiyete bozukluğu kararı verilmiştir. Böyle bir ruhsal hastalık esnasında hasta kısmen realiteyi değerlendiremez, muhakemesi bozulmuştur. Nitekim, sanık hakkındaki vak'a kanaat raporu bu tanıyı destekler niteliktedir. Tüm bunlar değerlendirildiğinde sanığın suç tarihleri itibariyle anksiyete bozukluğu olarak adlandırılan ruhsal hastalığa, duçar olduğu, bu hastalığı nedeniyle şuur ve hareket serbestisinin kısmen ortadan kalktığı, cezai ehliyetinin tanı olmadığı, dolayısıyla müsnet suçtan ötürü TCK'nun 47'nci maddesi kapsamında değerlendirilmesinin uygun olacağı kanaati oluşmaktadır saptamasına yer verilmiştir.
ASCK'nun 66/1-b maddesinde düzenlenmiş olan izin tecavüzü suçunun oluşabilmesi için failin özürsüz olması şartının arandığı, ancak özür kavramı yasada tarif olunmadığından, kapsamının, TSK. İç Hizmet Yönetmeliğinin 57 nci maddesinde sayılan haller nazara alınarak değerlendirildiği, bu maddede belirtilen hallerle sınırlı olmamakla birlikte, özür unsuru değerlendirilirken, somut mazeretin, somut mazeretin, beklenen bir durum olup olmadığı, aniden gelişip gelişmediği ve askerlik hizmetine tercih edilebilecek nitelikte önem taşıyıp taşımadığı hususlarının göz önünde bulundurulduğu, ayrıca, failin, yasaya aykırı eylemini bir an evvel sona erdirmeye veya mazereti ortadan kaldırmaya yönelik hareketlerinin, kısaca, suç ve dehalet kasıtlarının dikkate alınması gerektiği açıktır.
TSK. İç Hizmet Yönetmeliğinim 57'nci maddesinin 2'nci fıkrası ile (a) bendi; İzinli bulunurken vaktinde kıtasına veya memuriyetine dönemeyecek kadar sıhhi mazereti çıkanlar;
a) Merkez Komutanlığı bulunan yerlerde bu Komutanlığa, müracaat edilerek askeri tabiplere, Merkez Komutanlığı olmayan yerlerde ise Askerlik Şubesi Başkanlığına müracaat edilerek askeri tabip yok ise Hükümet tabibine muayene olup mazereti tevsik edilir. şeklindedir.
Yönetmelikde, sıhhi mazeret ile her tür rahatsızlığa yol açan sağlık sorunlarının kastedildiği, ve bedeni rahatsızlıklar ile akıl ve ruh, hastalıkları arasında herhangi bir ayrım yapılmadığı aşikardır. Nitekim, TSK. Sağlık Yeteneği Yönetmeliği'nde, ruh sağlığı ve hastalıklarına yer verilmiş ve bedeni rahatsızlıklara ilişkin düzenlemeler gibi, herhangi bir ayrım yapılmaksızın, bu rahatsızlıkların da sınıflandırılması ve askerlik hizmetine olan etkilerinin gösterilmesi yoluna gidilmiştir.
Bu nedenlerle, izin tecavüzü suçunun kurucu unsurlarından olan özürsüzlük kavramının değerlendirilmeğinde, bedeni rahatsızlıklar ile akıl ve ruh hastalıkları arasında herhangi bir ayrım yapılması mümkün değildir. Sağlıkla ilgili tüm sorunların, özür unsurunun değerlendirilmesinde dikkate alınacak olgular oldukları açıktır. Ancak, sağlık sorunlarının geçerli bir mazeret teşkil edip etmediğinin değerlendirilmesinde, her olayın kendisine özgü nitelikleri göz önünde bulundurulacaktır.
Doktrinde; bir kimsenin hareketinin anlamını kavrama ve onu isteyebilme gücüne sahip olması olarak tanımlanan isnat yeteneğini zayıflatan hallerden biri olan kısmi aksi hastalığı, Türk Ceza Kanununun Cezaya Ehliyet Ve Bunu Kaldıran Veya Hafifleten Sebepler başlıklı 1'inci Kitabın 4'üncü Babında düzenlenmiştir.
TCK'nun 47'nci maddesi: Fiili işlediği zaman şuurunun veya harekatının serbestisini ehemmiyetli derecede azaltacak surette akli maluliyete müptela olan kimseye verilecek ceza aşağıda yazılı şekilde indirilir... biçimindedir.
Sorumluluk, mantıken, isnat yeteneğinden sonra söz konusu olan ve isnat yeteneğine sahip olup da bir suç işlemiş bulunan kimse ile Devlet arasında kurulan ceza ilişkisi dolayısıyla, failin bu ilişkinin suçun işlenmesini izleyen aşamasında bir takım yükümlere tabi olması zorunluluğunu açıklayan, bir durumdur. Diğer bir söyleyiş ile, isnat yeteneği ile sorumluluk arasında adeta, sebeple netice arasında bulunan ilişki görülür. İsnat yeteneği, bir kişinin belirli bir neticeyi meydana getirebilecek durumda olduğunu ifade eder; sorumluluk ise, aynı kişinin gerçekleşen neticeden dolayı zararı tazmin etmek veya cezaya çarptırılmak zorunda olduğunu
gösterir, (Nazari Ve Tatbiki Ceza Hukuku, DÖNMEZER-ERMAN, 8.Bası Cilt 2, Sayfa 157) şeklindeki görüşte, isnat yeteneği ile kusurluluğun farklı kavramlar oldukları belirtilmektedir.
Bilindiği gibi, kusurluluk suçun manevi unsurunu oluşturmaktadır. Ceza hukuku, kural olarak kasttan doğan sübjektif sorumluluğu esas alır. Gerek Türk Ceza Kanunu ve gerekse Askeri Ceza Kanunu'nda, bu genel ilke çerçevesinde suçlar düzenlenmiştir. Kanun koyucu, istisnai hallerde, taksirden doğan sübjektif sorumluluk esasına dayanarak kimi suçların taksirle de işlenebileceğini kabul etmiştir.
ASCK'nun 66/1-b maddesinde yer alan izin tecavüzü suçu; Kıtasından veya görevini yapmakta olduğu yerden izin, istirahat veya hava değişimi alarak ayrılanlardan, dönmeye mecbur bulundukları günden itibaren altı gün içerisinde özürsüz olarak gelmeyenler şeklinde olup, genel kasıtla işlenebilen bir askeri cürümdür. Ancak, yasa koyucu, suçun oluşumu için ayrıca, özürsüzlük halini öngörmüştür. Suçun manevi unsuruyla doğrudan ilintili olan bu kavramın, yukarıda aktarılan doktrin görüşünde değinilen kusurluluk kavramının içerisinde mütalaa edilmesi gerekir. Yasa koyucu, suç olarak düzenlemeyi düşündüğü bu eylemin bazı hallerde cezalandırılmamasını kabul etmiş ve bunun için özür şartını öngörmüştür.
ASCK'nun 44'üncü maddesinin yaptığı atıf nedeniyle TCK'nun 47'nci maddesinin askeri cürümler bakımından da uygulama alanı bulduğu açıktır. Ancak, isnat yeteneğinin azalmasına, dolayısıyla cezada indirime gidilmesine yol açan faildeki ruh hastalığının, yasa koyucu tarafından kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak öngörülen özür kavramı içerisinde değerlendirilmesine herhangi bir hukuki engel bulunmamaktadır. Zira, yukarıdaki doktrin görüşünde belirtildiği gibi, isnat, yeteneği ile kusurluluk farklı kavramlar olup, kusurluluk, yasa koyucunun faili cezalandırma iradesine tekabül etmektedir.
Sırf askeri suç niteliğindeki izin tecavüzü suçu, çok özel bir suç düzenlemesi olup, asker kişilerin askeri birlik veya askeri kurum ile olan bağını ve TSK'nin bütünlüğünü korumaya yönelik olarak ihdas edilmiştir. Failin, suç işleme kastı ve birliğine dönmesine engel olan sebebin niteliği, daha doğrusu bu sebebin sanığın suç işleme kastına yaptığı etki dikkate alınarak suçun oluşup oluşmadığına karar verilecektir. Dolayısıyla, somut olayın özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır.
İnceleme konusu olayda; görevine kısa bir süre önce başlamış olan sanık, üç aylık çocuğunun fıtık rahatsızlığı nedeniyle izine gitmiş ve izin süresince onun ameliyat ve tedavisiyle uğraşmıştır. Bu sırada, psikolojik sıkıntı yaşamış, nitekim, adli raporda belirtildiği üzere anksiyete bozukluğu geçilmiştir. Bu rahatsızlığın, failin realiteyi değerlendirmesine engel teşkil ettiği ve muhakemesini bozduğu adli raporda açıkça belirtilmiştir. Her ne kadar, TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 57'nci maddesinin (a) bendinde, rahatsızlığını belgelenmesi için ilgili kurumlara başvurulması gerektiği belirtilmiş ise de, sanık izin tecavüzünde iken gerçeği değerlendiremeyecek ve uygun kararları veremeyecek durumda olduğundan, rahatsızlığını fark edebilmesi ve durumu muhakeme edip, ilgili mercilere başvurmayı düşünebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle, yargılama aşamasında tespit edilen rahatsızlığının, sırf sanığın Yönetmeliğin gereğini yapmadığı gerekçesiyle, özür olarak nazara alınmamalının makul ve hukuki bir dayanağı yoktur.
Sonuç itibariyle; Elazığ Askeri Hastanesi tarafından düzenlenen, sanığın suç tarihlerinde TCK'nun 47'nci maddesinden yararlanacak nitelikte ruh hastalığına duçar olduğuna dair sağlık raporunun sanığın savunmalarını teyit ettiği ve sanığın izin tecavüzündeyken muhakeme yeteneğinin bozulmasına yol açacak şekilde rahatsız olduğunu tereddütsüz bir biçimde ortaya koyduğu dikkate alındığında; sanığın bu halinin, yasanın öngördüğü anlamda geçerli bir mazeret (özür) olarak kabulü gerektiği sonucuna varılmış ve sanık hakkındaki mahkûmiyet kararını esas yönünden bozan Daire kararı yerinde bulunduğundan, Başsavcılığın isabetli görülmeyen itirazının reddine karar verilmiştir.
Üyeler Hak.Alb.S.SOYKAN, Hak.Alb.A.ALKIŞ ve Hak.Alb.G.GÜRDAL; itirazın kabulü gerektiği düşüncesiyle karara muhalif kalmışlardır.
Sonuç ve Karar: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Askeri Yargıtay Başsavcılığının 18.11.2004 tarih ve 2004/181 (İtiraz:115) sayılı itirazının, 353 Sayılı Kanunun 224 üncü maddesi uy arınca REDDİNE,
23.12.2004 tarihinde Üyeler Hak.Alb. S. SOYKAN, Hak. Alb. A. ALKIŞ Hak.Alb.G. GÜRDALın karşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA karar verildi.
MUHALEFET GEREKÇESİ
Çoğunluk, sanığın, suç tarihlerinde TCK'nın 47'nci maddesinden yararlanabileceğine ilişkin rapora nazara alarak, sanığın geçerli bir mazeretinin bulunduğu sonucuna ulaşmış ise de;
TCK'nun 47'nci maddesi kapsamında mütalaa edilen rahatsızlıklar, eylemi suç olmaktan çıkaran bir hukuka uygunluk sebebi değil, ceza sorumluluğunu azaltan bir nedendir. Özür ise, izin süresi sonunda birliğine dönmek zorunda kalan askerin, iznini belirli bir süre tecavüz etmesini haklı ve meşru gösteren, eylemi suç olmaktan çıkaran bir hukuka uygunluk sebebidir. Bu durumda, ceza sorumluluğunu azaltan bir halin hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilmesi, TCK'nun 47'nci maddesinin izin tecavüzü suçu bakımından uygulanmasını imkansız kılacaktır. Kanun koyucunun iradesinin bu yönde olduğuna dair yasada herhangi bir açıklık bulunmamaktadır.
Somut olayımızda; sanık gerek izin süresince ve gerekse izin tecavüzü sırasında psikiyatrik rahatsızlığı nedeniyle herhangi bir kuruma başvurmamış ve elli dört gön gibi uzun bir süre sonunda, ancak yakalanarak ele geçmiştir. Çocuğunun hastaneden taburcu olmasından makul bir süre sonra da birliğine dönmemiştir. Eyleminin sonucunu bilemeyecek nitelikte bir akıl hastalığı yoktur. Sadece, kısmen realiteyi değerlendiremeyecek durumdadır. Muhakemesi zayıflamış olsa da, uzman onbaşı rütbesinde bir asker olduğundan izin süresi sonunda yapılması, gerekenleri bilebilecek kapasite ve bilinçtedir. Kıtasına dönmek için veya gecikmesini haber vermek yönünde herhangi bir çaba da göstermemiştir. Yakalanmaması halinde eylemini ne kadar süre daha sürdüreceği veya kıtasına katılmayı düşünüp düşünmediği de belirsizdir.
Bu itibarla; somut olayın özellikleri de nazara alındığında, sanığın izin tecavüzü suçunu işlediği konusunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı, TCK'nun 47'nci maddesinden istifade etmesinin müsnet suçun oluşmasını engellemeyeceği, ancak cezasının indirimi yönünde yasal bir sebep oluşturacağı görüşünde olduğumuzdan çoğunluğun kararına katılmıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy