(1632 S. K. m. 66)
Daire ile askeri mahkeme arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, sanığın izinsiz olarak kıt'a dışında geçirdiği sürenin altı tam gün olup olmadığı noktasındadır.
Daire; sanığın nizamiyeden çıkış saatinin belirlenememesi nedeniyle şüpheden sanığın yararlandırılıp, saat 16.30'dan sonra çıkış yaptığının ve dolayısıyla gecikme süresinin altı tam günü aşmadığının kabulü gerektiği sonucuna ulaşmış iken; askeri mahkeme, birlik komutanlığından gelen cevabi yazıda, izin kâğıdındaki saate riayet olunarak çıkışların sağlandığının bildirilmesi karşısında şüpheli bir durumun söz konusu olmadığı ve sanığın saat 14.00'de nizamiyeden ayrıldığında tereddüt bulunmadığı düşüncesindedir.
Uyuşmazlık konusunun incelenmesine geçilmeden önce, Askeri Yargıtayın görev konusundaki kararlarına askeri mahkemenin direnme hakkının bulunmadığına ilişkin askeri savcının temyiz itirazı incelenmiştir.
Askeri Yargıtayın yerleşik uygulamasında kabul gördüğü üzere; 353 sayılı Kanunun 220'nci maddesindeki; "Görev ve yetki hususundaki kararlarına karşı, askeri mahkemelerin direnme hakları yoktur" şeklindeki amir hükümden, bizzat görev konusunu bozma sebebi yapan kararlara karşı direnilemeyeceği sonucunun çıkarılması gerekmekte olup, suç vasfındaki hata nedeniyle görev noktasından bozma kararlarına karşı askeri mahkemelerin direnme hakları bulunmaktadır. Bu itibarla, sanığın eyleminin ASCK'nın 66/1-b maddesindeki izin tecavüzü suçunu değil, 477 sayılı Kanunun 50/B maddesindeki izin süresini geçirme suçunu oluşturduğu gerekçesiyle hükmü suç vasfına bağlı görev yönünden bozan Askeri Yargıtay 4'üncü Dairesinin kararına askeri mahkemece direnilmesinde herhangi bir yasaya aykırılık görülmemiş ve uyuşmazlık konusunun incelenmesine geçilmiştir.
KHO.ASEM.K.lığı emrinde askerlik hizmetini ifa eden sanığın, 31.10.2000 tarihinde iki gün yol müddeti verilerek Adana'ya on iki günlük (toplam 14 gün) izine gönderildiği, izin belgesinde ayrılış tarihinin yanında "saat 14.00" ibaresinin yazılı olduğu, 20.11.2000 günü saat 16.30da nizamiyeden giriş yaparak kıt'asına döndüğüne dair Niz.Em.Nöb.Astsb. tarafından izin kâğıdı arkasına kayıt düşüldüğü, birlik komutanlığınca askeri mahkemeye gönderilen yazıda, "İzin belgesinde bulunan ayrılış ve katılış tarihinin sağında bulunan saat, personelin birlikten izinli olarak ayrılacağı ve birliğe katılacağı saati göstermektedir. Uygulamada izin belgesinde yazılan saat ve tarihe riayet edilmektedir." cümlesine yer verildiği, tespit tutanağı ve suç vak'a raporunda "14.11.2000 tarihinde memleket izninden dönmesi gerekirken..." saptamasında bulunulmakla birlikte, sanığın dönmesi gereken saate ilişkin herhangi bir açıklamanın yazılmadığı, keza, gerek bozma öncesi ve gerekse bozmadan sonraki yargılamada sanığın nizamiyeden çıkış saatine dair beyanının tespit olunmadığı görülmüştür.
İzin kâğıdında ayrılış tarihinin yanındaki saat 14.00 ibaresinin kını tarafından, hangi tarih ve saatte yazıldığı konusu açıklığa kavuşmamış olmakla birlikte, birlik komutanlığının cevabi yazısına nazaran, bu saatin nizamiyeden çıkış sırasında yazılmadığı ortadadır. Bu saatin, personelin izinli olarak ayrılacağı saati gösterdiği ve uygulamada bu saate riayet olunduğu bildirilmiş ise de, bu bilgiye istinaden sanığın bilfiil saat 14.00'de nizamiyeden çıkış yaptığının kabul edilemeyeceği aşikârdır. Ayrıca, çıkış saatine dair sanığın beyanı alınmamış ise de, sanığın soyut beyanı maddi vakıanın kabulünde tek basma esaslı delil olarak dikkate alınamayacağından, böyle bir araştırmaya girişilmesinin amaca elverişli olmayacağı da açıktır.
Ceza yargılamasının esaslı özelliklerden biri, maddi vakıanın, somut, her türlü şüpheyi bertaraf edebilecek nitelikte objektif ve inandırıcı delillerle ortaya konulması, "olması gerekenin" değil, "olanın" yani vuku bulanın tespit edilmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde yorum, kanaat veya karinelerden yararlanılması mümkün olmadığı gibi genellemelerden hareketle de sonuca ulaşılması kabil değildir.
Bu itibarla; her ne kadar izin kâğıdında ayrılış saati olarak saat 14.00 ibaresi yazılı ise de sanığın fiilen izine ayrıldığı saatin belirlenmesine elverişli herhangi bir somut delil dava dosyasında bulunmadığından, bu soyut ibareye itibar olunarak sanığın saat 14.00'de nizamiyeden çıkış yaptığının kabulü makul ve mantıklı görülmemiş, yerleşik Askeri Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere, saat konusunda şüphe bulunduğundan ayrılış saatinin 24.00 olarak belirlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu kabule göre de sanığın izinden dönmesi gereken tarih ve saat 14.11.2000 günü saat 24.00 olacağından. 20.11.2000 günü saat 16.30 da kıtasına dönen sanığın izinsiz olarak kıt'a dışında geçirdiği sürenin altı tam günü doldurmadığı anlaşılmış; sanığın eyleminin vücut verdiği 477 sayılı Kanunun 50/B maddesinde düzenlenmiş "izin süresini geçirme" disiplin suçundan dolayı yargılama yapma görevi disiplin mahkemesine ait olduğundan, askeri mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekirken izin tecavüzü suçundan mahkûmiyet hükmü kurması yasaya aykırı bulunmuştur.
Sonuç itibariyle; Daire kararı isabetli görülmüş ve diren ilmek suretiyle kurulan mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy