(353 S. K. m. 227)
Dosya içeriğine göre, suçun sübuta erip ermediğinin belirlenebilmesi bakımından noksan soruşturma teşkil edecek herhangi bir eksiklik bulunup bulunmadığı hususu Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlığın özünü teşkil etmektedir.
Daire; ayağındaki ağrıları nedeniyle ayağa kalkması hususundaki emre itaat edemediğini, bununla ilgili olarak GATA' da 70 gün süreyle tedavi gördüğünü ileri süren sanığın bu yöndeki savunmalarının araştırılarak ortopedi uzmanı bir bilirkişinin de dinlenilmesi gerektiğini, sanığın suç işleme kastının belirlenebilmesi acısından da doğrudan görgü tanığı durumundaki H.M.' nin ifadesine başvurulmasında zorunluluk bulunduğunu belirterek, mahkûmiyet kararının noksan soruşturma yönünden bozulmasına karar vermiş,
Askeri mahkeme ise, atılı suçun mevcut deliller çerçevesinde sübuta erdiğini, Daire ilâmında belirtilen hususların davanın uzaması dışında yargılamaya ek bir katkı sağlamayacağını ileri sürerek, eski kararında direnmek suretiyle mahkûmiyet yönünde hükme varmıştır.
Daireler Kurulu önüne getirilen uyuşmazlığın konusu bu çerçevede ifade edilse de yargılama aşamalarında Ceza Muhakeme Hukuku kurallarının ihlâlini sonuçlayan herhangi bir aykırılığın bulunup bulunmadığının da öncelikli mesele olarak tartışılması gerekmektedir.
Sanığın Askeri Yargıtay bozma ilâmına karşı beyanının tespiti için Zonguldak Asliye Ceza Mahkemesine müzekkere yazıldığı, gelen cevabi yazıda ise, sanığın ikametgâhının kapısının kapalı olması nedeniyle temin edilemediği belirtilerek, talimatın bilâ ikmal iadesine kurar verildiği, bu talimat üzerine askeri mahkemenin 23.10.2003 tarihli celsede tüm aramalara rağmen bulunamadığı gerekçesiyle yargılamaya sanığın gıyabında devam olunması hususunda karar verdiği görülmektedir.
Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan iki ayrı araştırmada; sanığın hâlen "T.T.K. Lojmanları 28'inci Aile Apartmanı Kat.3 No... adresinde ikamet ettiğinin telefon numarasının ıse (... 57 53) olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır.
Askeri mahkeme; resmi lojmanda ikamet etmesi sebebiyle Kamu İktisadı Teşekkülünde görev yapma olasılığı bulunan sanığa gerek işyeri kayıtlarından faydalanarak gerekse dosyada yer alan telefon numarası vasıtasıyla ulaşma yoluna gitmeden davanın gıyabında sonuçlanmasına karar vermiştir.
Bulunamadığından bahisle Askeri Yargıtay bozma ilâmına karşı beyanı tespit edilemeyen sanığın yokluğunda verilen direnme karan yine aynı adrese tebliğ edilmiş, tebligat belgesinin arkasına düşülen şerh ile de 'sanığın ikametgâhının kapalı olduğu, bu nedenle kararın kapısına yapıştırıldığı" belirtilmiştir. 13.11.2002 tarihinde yapılan bu işlemin ardından sanık 19.11.2003 tarihinde mahkûmiyet kararını temyiz etmiştir.
Bozmaya karşı diyeceklerinin saplanması için yazılan talimattan sanıkların bulunamadıklarından bahisle bilâ ikmal iade eden istinabe mahkemelerinin cevabi yazılarına ve eklerindeki evraklara itibar edilerek, bu kişilerin yokluklarında hüküm kurulmasının yasaya uygun olup olmadığının değerlendirilmesi bakımından, konuyla ilgili yasal düzenlemelerin incelenmesi gerekmektedir.
353 sayılı Kanunun 227'nci maddesine. 11.08.1983 tarih ve 2875 sayılı Kanun ile eklenen son fıkra: "Sanık veya müdahilin bulunmamaları nedeni ile bozmaya karşı beyanları tespit edilememişse, duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak, sanık hakkında verilecek ceza bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise sanığın herhalde dinlenilmesi gerekir." amir hükmünü içermektedir. Bu maddede geçen "bulunmama" unsuru, esasen hükümet teklifinde ''bulunamama" şeklinde kaleme alınmış iken, Milli Güvenlik Konseyi Milli Savunma Komisyonunda "bulunmama" biçiminde kabul edilerek kanunlaşmıştır. Oysa bozmadan önceki devreye ilişkin 353 sayılı Kanunun 136'ncı maddesine yine 2875 sayılı Kanun ile son fıkra eklenirken: "bulunamama" unsuru korunmuş ve iki madde arasında farklılık yaratılmıştır. Bu farklılığın hukuki sonuçlarını değerlendirmek bakımından, aşağıda sıralanan yasa ve tasan maddeleri ile yüksek yargı kararlan dikkate alınmalıdır.
21.5.1985 tarih ve 3206 sayılı Kanun ile değişik CMUK'un 326'ncı maddesinin ikinci fıkrası: "Sanık veya müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak, sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerekir." şeklinde olup, Yeni CMUK Tasarısının 333'üncü maddesinin ikinci fıkrasında aynı düzenlemeye yer verilmekle birlikte, ...dosyada var olan adreslerinde davetiye tebliğ olunamaması... açıklaması özellikle vurgulanmıştır.
353 sayılı Kanunun 136'ncı maddesinin son fıkrasındaki "bulunamama" şartına açıklık getiren As. Yarg. İçt. Brl. Krl. nun 09.06.1995 tarih ve 95/1-1 E-K sayılı kararında, "....bilinen adreslerden aranması ve buna rağmen bulunamaması şeklinde değerlendirmek gerekmektedir. Belki, bu aşamada bir yoruma gitmekten söz edilebilir. Ancak, o durumda dahi konuyu var olan adresler dışında aranmaya kadar götürmek, kanunun ruh ve esprisine aykırı olur. Çünkü, 2875 sayılı Kanunun genel gerekçesinde de belirtildiği üzere amaç; askeri mahkemelerin ve özellikle sıkıyönetim mahkemelerinin daha hızlı ve etkin çalışabilmesini sağlamaktır." saptamasına yer verilmiş; Daireler Kurulunun 353 sayılı Kanunun 227'nci maddesine ilişkin 27.11.1986 tarih ve 1986/138-118 E-K sayılı kararında; "Bu hükmü, geçici adreslerinde bulunamayan sanığın dosyadaki bilinen ikamet adresinden son bir defa daha aranarak buna rağmen davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemesi hâlinde davasının gıyabında bitirilebileceği şeklinde anlamak gerekir." denilmek suretiyle, uygulamaya yön verilmeye çalışılmıştır.
Görüleceği üzere; 353 sayılı Kanunun 227/son maddesinde "bulunamama" yerine "bulunmama" şartı öngörülmüş ise de; bunun, sanığı bilinen adreslerinde gerektiği gibi aranmasından sarfınazar edilebileceği anlamına gelmediği Askeri Yargıtay uygulamasında kabul görmüş ve daha sonra değişen CMUK' da bu düşüncenin hâkim olduğu bir düzenlemeye gidilmiştir. Daireler Kurulunun yukarıda değinilen kararında belirtildiği gibi; yargılamanın hızlı yürütülmesine gayret edilmekle birlikte, sanığın dava dosyasında mevcut adreslerinde gerektiği gibi aranmak suretiyle bozmaya karşı diyeceğinin saptanması esas olmalıdır.
Bu anlamda; Askeri Yargıtay bozma ilâmından usulüne uygun biçimde haberdar edilmesi gereken sanığın; bozmaya karşı beyanlarını sunmasına fırsat tanınması, istemesi hâlinde mahal mahkemesince icra edilecek duruşmalara katılarak kendisini bizzat savunmasına, talep ettiği takdirde delil ikame istemin ileri sürmesine, leh ve aleyhe olan delillere karsı görüş ve düşüncelerini bildirmesine yasal imkân sağlanması vicahilik ilkesinin doğal bir sonucudur.
Bu nedenle, tebligat işlemi için ikametgâhında arandığı esnada mesaide bulunması muhtemel olan sanığın işyeri adresinin görev yaptığı kurum ve dosyada yer alan telefon numarasından faydalanılarak belirlenmesinin ardından, Askeri Yargıtay 2'nci Dairesinin 8.1.2003 gün ve 2003/11-9 sayılı bozma ilâmına karşı beyanının tespiti gerekmektedir.
Duruşmanın vicahiliği ilkesinin ihlâli ile sanığın savunma hakkın ir kısıtlanması sonucunu doğuran bir aykırılık nedeniyle direnilmek suretiyle tesis olunan mahkûmiyet hükmünün 353 sayılı Kanunun 207/3-H ve 227/son maddeleri gereğince sair hususlar incelenmeksizin usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy