(1632 S. K. m. 51)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, sanık hakkında hangi tahrik hükmünün uygulanması gerekliği noktasındadır.
Daire, çavuşun sanığın yakasından tutarak iteklemesini hafit" haksız tahrik olarak değerlendirmiş iken; Başsavcılık, aralarında rütbe farkı da olsa iç içe yaşayan sanık ile er arasındaki itme hareketinin sanığı şiddetli bir öfkeye sevk edeceği, itme sonucunda sanık sadece yumruk vurduğundan tepkinin orantılı olduğu ve dolayısıyla sanık hakkında ağır haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiği düşüncesindedir.
Bu çerçevede yapılan incelemede;
İlçe J.K.lığı emrinde askerlik hizmetini ifa eden sanığın, 26.9.2002 günü kendisine cam temizlettiği için kızdığı J.Çvş.V.Ç. ile tartıştığı, bu sırada çavuşun sanığın yakasından tutarak ittirdiği, bunun üzerine sanığın çavuşun suratına yumruk vurduğu, birbirlerine karşılıklı vurmaya başladıkları, daha sonra Uzm.J.Çvş.E.T. tarafından kavgaya son verildiği, çavuşun sol gözünde ödem ve ekimoz oluştuğu, ancak iş ve güçlen kalmadığı dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Sanık savunmalarında, çavuşun kendisine küfür de ettiğini öne sürmüş ise de, bu husus askeri mahkemece araştırılmamış ve değerlendirilmemiştir. Ancak, olaya sonradan dâhil olan iki tanığın kavganın başını görmedikleri, sanığın küfür konusundaki beyanını duruşmada dinleyen çavuşun herhangi bir itirazda bulunmadığı ve çavuşa vurduğunu açıkça söyleyen sanığın savunmalarında samimi olduğu dikkate alındığında, herhangi bir araştırmaya girişmeden dosyadaki delil durumu itibariyle, çavuşun sanığın yakasından tutup ittirmekle birlikte küfür de ettiğinin kabulü gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Haksız tahrik hükümlerinin düzenlendiği TCK' nın 51 'inci maddesinde hangi eylemlerin hafif, hangilerinin ağır tahrik nedeni sayılacağı ve bu değerlendirmede hangi ölçütlerin dikkate alınacağı konusunda bir açıklık bulunmamaktadır.
Bu nedenle, olayın ve haksız eylemin özellikleri, olayın gerçekleştiği toplumun değer yargılan, failin ve tahrik edenin psikolojik durumları, olayın gerçekleştiği mekân ve zaman, kısaca yargılama konusunun tüm özelliklen bizzat yargılama makamı tarafından dikkate alınarak tahrik derecesinin saptanması gerektiği doktrin ve uygulamada kabul görmüştür. Yargılama makamı ulaştığı sonuca dair maddi ve hukuki gerekçeler gösterecek, yüksek mahkeme bu gerekçelerde takdir zaafı ve isabetsizlik bulunup bulunmadığını ve uygulamanın hakkaniyete uygun olup olmadığını denetleyecektir.
Somut olayda; sanık ile çavuş tartışırken, çavuş sanığı yakasından tutarak itmiş, sinkaflı küfür etmiş ve bunun neticesinde tahrike kapılan sanık çavuşa yumruk vurmuştur. İtme hareketinin basit bir "kendinden uzaklaştırma" eylemi niteliğinde olmadığı, daha ziyade kavganın ilk aşamasını oluşturacak sertlikte olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim tanık B.T. kavga sırasında ikisinin de birbirlerinin yakasından tuttuklarını gördüğünü ifade etmiştir, öte yandan, çavuş tarafından bu aşamada sinkaflı küfür sarf edilmiş ve sanığın daha çok kışkırtılmasına neden olunmuştur. Sanık ile mağdur arasında rütbe farkı bulunmakta ise de, aynı ortamda birlikte yaşadıklarından, üstün bu tür hareketlerinin astın üzerinde daha fazla öfke ve sarsıntı yaratacağı açıktır. Ayrıca, bu kışkırtma neticesinde sanık sadece yumrukla karşılık verdiğinden, etki ile tepki arasında orantısızlık ve dengesizlik bulunmamaktadır. Dolayısıyla, sanığın bedenine yönelik fiili hareket ile şeref ve haysiyetine saldırı niteliğindeki küfür eylemi birlikte dikkate alındığında, mağdurun eylemlerinin bir bütün hâlinde ağır haksız tahrik teşkil ettiğinin kabulü gereklidir.
Bu itibarla; çavuşun hareketini ağır haksız tahrik olarak niteleyen askeri mahkemenin bu değerlendirmesi yasaya ve hakkaniyete uygun bulunmuş; Başsavcılığın yerinde görülen itirazının kabulü ile Dairenin isabetli bulunmayan kararının kaldırılarak, temyiz incelemesine devam olunmak üzere dava dosyasının Dairesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy