(353 S. K. m. 227)
Daire ile askeri mahkeme arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, temci cezanın teşdiden tayinine ilişkin gerekçenin isabetli olup olmadığı noktasındadır.
Uyuşmazlık konusunun incelenmesine geçilmeden önce, kurulumuz, bozma sonrası tesis olunan hükmün direnme niteliğini taşıyıp taşımadığı hususunu tartışmak gereğini duymuştur.
Askeri mahkeme, ilk hükümde, sanığın önceki firarından dolayı cezalandırılmış olmasını ve tutuklandıktan sonra tekrar kaçmasını, sanığın suç işlemeye meyilli ve uslanmaz bir kişiliğe sahip olduğunun göstergesi olarak kabul edip, disiplini önemli derecede bozduğuna kanaat getirmiş ve bu nedenlerle temel cezayı alt sınırdan uzaklaşarak belirlemiş teşdit gerekçesinin yer aldığı paragrafta, bölük astsubayı tarafından tasdiklenip dava dosyasına konmuş olan fotokopi hâlindeki gerekçeli hükmün dizi numarasını göstermiştir. Kararı veren yargılama makamı veya yetkili memurca onaylanmamış olması nedeniyle, sıhhati konusunda tereddüt duyulan bu gerekçeli hükümde kesinleşme şerhi de bulunmadığından; Daire, "...hakkında henüz kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü mevcut olmadığının anlaşılması karşısında, suç işleme hususundaki eğilimine göre sanığın uslanmaz bir kişiliğe sahip olduğuna ilişkin gerekçenin de isabetsiz olduğu..." sonucuna ulaşıp hükmü bozmuştur.
Bozmadan sonraki aşamada, askeri mahkeme, sanığın ilk firar suçundan mahkûmiyetine ilişkin ve üzerinde kesinleşme şerhi bulunan gerekçeli hükmün, kıdemli hâkim taralından onaylanmış sureti ile bu hükmün infazına dair hükümlü süre kâğıdı, şartla salıverme karan ve infaz evrakını dava dosyasına koymuş ve direnme gerekçesinde bu hükmün kesinleşmiş olduğunu belirtmiştir.
Her ne kadar ilk yargılama aşamasında sanığın tutukluluğunun durdurulup, firar suçuna ilişkin bir hükmün infazına geçildiğine ilişkin askeri cezaevi müdürlüğünün bilgi yazısı dava dosyasına girmiş ise de, burada belirtilen kararın sayısının "Müt" şeklinde sona ermesi nedeniyle "müteferrik bir karar" olduğu intibaını uyandırması, bilgi yazısının içeriğiyle uyumlu olmayacak şekilde 7.1.2002 tarihini taşıması, yukarıda belirtildiği üzere, dosyadaki gerekçeli hükmün itibar edilebilir nitelikte olmaması ve askeri mahkemede duruşmaya çıkarılan sanığın kimliği tespit olunurken tutuklu olduğunun tutanağa yazılması birlikle dikkate alındığında, sanık hakkında hangi hükmün infaz edildiği veya bir infaz yapılıp yapılmadığı hususlarında kuşku bulunduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Daire kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmadığı kanaatine varıp, bu noktadan hareketle teşdit gerekmesini değerlendirmiştir.
Yargıtay ve Askeri Yargılayın yerleşik uygulamasında kabul gördüğü üzere; bozma karan doğrultusunda işlem yapmak, bozmada belirtilen hususları tartışmak, dosyaya yeni kanıtlar ekleyip bunlara dayanmak, kararda yer almayan yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurmak, bozmaya eylemli uyma sonucu yeni bir kararın tesis edildiğinin göstergesi olup, hükmün direnme niteliğini yitirmesi sonucunu doğurmaktadır.
İnceleme konusu dosyada, askeri mahkeme, ilk hükmünde teşdit gerekçesi olarak öne sürdüğü olguyu kuvvetlendirmek, açığa çıkarmak, belgelemek ve üst mahkemeyi ikna edebilmek için ilk hükmünde belirtmediği "kesin hüküm" vakıasına ikinci hükmünde yer vermiş ve dosyaya buna dair belgeler eklemiştir. Dolayısıyla, askeri mahkemece ikinci hüküm kurulurken Dairenin temyiz incelemesi sırasında nazara almadığı yeni hususların öne sürüldüğü ve direnme niteliğini yitiren hükmün yeni bir karar vasfına büründüğü açıktır.
Bu itibarla; inceleme konusu hükmün, eylemli uyma sonucu verilmiş yeni bir karar niteliği taşıması nedeniyle, temyiz incelemesinin Daireler Kurulunca yapılması mümkün olmadığından, dosyanın Dairesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy