(765 S. K. m. 79)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, üstüne karşı hakaretamiz sözler sarf edip, ardından üstünü tehdit de eden sanığın bu eylemlerinin TCK'nın 79'uncu maddesi kapsamında tek suç olarak kabul edilip edilemeyeceği noktasındadır.
Daire; tehdit sözlerinin hakaret suçunun kurucu unsuru veya şiddet sebebi olmadığı, suçların hukuki konuları arasında farklılık bulunduğu, tek bir eylem söz konusu olmadığından TCK'nın 79'uncu maddesinin uygulanamayacağı ve iki ayrı suçun oluştuğu sonucuna ulaşmış iken; Başsavcılık, birbirini takip eden iki eylemin fikri içtima kuralı uyarınca tek bir suça vücut verdiği ve sanığın sadece üste hakaret suçundan cezalandırılması gerektiği düşüncesindedir.
Bu çerçevede yapılan incelemede;
Ulş.Er Eğt.A.K.lığı emrinde askerlik hizmetini ifa etmekte iken, izinli olarak memleketi Havran'a gelen sanığın, 14.7.2001 günü akşamı bir birahanede içmeye başladığı, çevreyi rahatsız edip TSK ile ilgili gereksiz konuşmalar yaptığından, aynı birahanede bulunan sivil giyimli Ord.Bçvş.R.E. tarafından ikaz edildiği, uzaktan yakını olup aileleri arasında sorun bulunan ve astsubay olduğunu bildiği mağdurun ikazına sanığın aldırış etmemesi üzerine, astsubayın jandarmaya haber verdiği, jandarmanın durumu bildirdiği polis karakolunun birahaneye ekip gönderdiği, polisin geldiğini gören astsubayın sanıktan şikâyetçi olduğunu belirttiği, karakola götürülmek istenen sanığın polise direnip küfür ettiği, ayrıca Asb.R.E.'ye hitaben "sen kim oluyorsun, sen benim komutanım değilsin, sana bunun hesabını sorarım, senin ananı avradını s.k. ederim, serbest kaldıktan sonra seni vuracağım" dediği ve yapılan muayenede alkollü olduğunun tespit edildiği dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Sanığın üstüne karşı sarf ettiği sözlerin hakaret ve tehdit niteliğinde oldukları, gerek tehdit sözünün söylendiği ortam ve gerekse tehdit sözünün mahiyetine nazaran, tehdidin mağdurda endişe yaratacak ve iç huzurunu bozacak ciddiyette olduğu aşikârdır.
Suçların içtimai müesseselerinden olan "fikri içtima" kuralı, TCK'nın 79'uncu maddesinde düzenlenmiş olup, madde metni: "İşlediği bir fiille kanunun muhtelif ahkâmını ihlâl eden kimse, o ahkâmdan en şedit cezayı tazammum eden maddeye göre cezalandırılır" şeklindedir.
Fikri içtima kuralının uygulanabilmesi için,
1) Birden çok suça vücut veren tek ve aynı fiilin bulunması,
2) Fiilin farklı kanun hükümlerini ihlâl etmesi gereklidir.
"Fiil, dış âlemdeki değişiklik olduğuna göre, fiilin esas kısmını netice oluşturur. Şu hâlde fikri içtimain bulunabilmesi için, her şeyden önce bu neticenin tek olması gerekir. Bu nedenle, bakılacak husus, dış âlemdeki değişikliğin birden fazla olup olmadığıdır." (Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, DÖNMEZER-ERMAN, Sekizinci Bası, Cilt 2, Sayfa 410 ve 411)
"Suçun maddi unsurunu hareketten ibaret gören ve bu yüzden fiilin sayısının tayininde harekete üstünlük tanıyan görüş bizce kabul edilemez. Çünkü neticenin kanuni tipte yer alması, onun, fiilin bir parçası olarak nitelendirilmesine engel değildir. Bu nedenle, fiilin sayısını tespit ederken, maddi neticeyi göz önünde tutmak ve neticenin sayısınca fiilin bulunduğunu kabul etmek gerekir." (Suçların İçtimai, Kayıhan İÇEL, İstanbul 1972, Sayfa 64) şeklindeki görüşlerden anlaşılacağı üzere, fiilin tek olup olmadığının belirlenmesinde göz önünde bulundurulması gereken asli unsur neticedir.
Netice hakkında pek çok nazariye bulunmakla birlikte;
"Netice, genel olarak dış âlemdeki değişiklik olarak tarif edilir. Fakat kime nazaran dış âlem bahis konusudur? Mağdurun iç âlemi (tehdit suçunda olduğu gibi) faile nazaran dış âlemdir. Fakat failin iç âlemi dahi bir neticenin husulüne imkân verebilir (casusluk suçunda sırrın fail tarafından öğrenilmiş olması gibi)." (Türk Ceza Hukuku, Faruk EREM, On ikinci Bası, Cilt 1. Sayfa 285)
"Maddi unsuru teşkil eden fiilin ikinci kısmı neticeden ibarettir. Neticeden maksat, kendisine bağlı olan hukuki neticeler bakımından önem taşıyan ve hareket tarafından meydana getirilmek veya engel olunmamak suretiyle oluşturulan, dış âlemdeki değişikliktir." (Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, DÖNMEZER-ERMAN, Dokuzuncu Bası, Cilt 1, Sayfa 368) biçimindeki görüşler dikkate alınacak niteliktedir.
Diğer taraftan, neticenin ve dolayısıyla suçun tanımlanması ve unsurlarının tespitinde, suçun hukuki konusunun önemi göz ardı edilmemelidir. Doktrinde, "bir ceza normu ile korunan veya suçla ihlâl olunan hak ve menfaat" olarak tanımlanan suçun hukuki konusu, esasen fikri içtimain ikinci koşulu olan "fiilin farklı kanun hükümlerini ihlâl etmesi" konusunda nazara alınan bir kriter ise de, suçun hukuki konusunun doğrudan netice ile bağlantılı olması nedeniyle, neticenin ve dolayısıyla eylemin belirlenmesinde bu unsurdan yararlanılabilir.
ASCK'nın 82/2'nci maddesinde düzenlenmiş olan üstü tehdit cürmü, 4551 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında TCK'nın 191inci maddesinde düzenlenmiş olan tehdit suçuna benzer hâle getirilmiş olmakla birlikte, ASCK'nın 3'üncü Babının "Askeri İtaat ve İnkıyadı Bozan Suçlar" başlığını taşıyan 5'inci Fasılında yer alması nedeniyle, koruduğu hukuki menfaatin, öncelikli olarak, askeri disiplin ve üstün hukuku olduğu açıktır. Ancak, bunun ötesinde, genel olarak tehdit cürmü, ferdin iç sükununu ve emniyet duygusunu hukuki konu olarak hedeflediğinden, üstü tehdit suçu da bu hukuki menfaati korumaya yöneliktir. Aynı şekilde, üste hakaret suçu da aynı fasıl içerisinde yer almakla birlikte, özünde, ferdin vakarını, yani manevi varlığını (şeref, namus, haysiyet gibi değerleri) korumaktadır.
Bu görüşler ve saptamaların ışığında somut olaya dönüldüğünde;
Üstüne hakaret içeren sözler sarf etmekle kalmayıp, konuşmasına devam ederek ayrıca tehdit sözleri de kullanan sanığın, sözleri peşi sıra kullandığı için tek bir kasıtla tek bir eylem ika ettiği bir an düşünülebilir ise de; hakaret ettikten sonra eylemine son vermeyip bilinçli bir şekilde tehdit sözünü de sarf etmesi ve hakaret ile tehdit sözlerinin mağdurda farklı duygular oluşmasına ve dolayısıyla farklı neticeler doğmasına yol açması birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eyleminin birden fazla olduğu, fikri içtima kuralının tatbik kabiliyetinin bulunmadığı ve sanığın iki ayrı suçu işlediği ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, bir eylem diğerinin kanuni unsuru veya şiddet sebebi olarak düzenlenmediğinden, eylemlerin topluca ele alınıp tek bir suça vücut verdiklerinin kabulü de mümkün değildir.
Nitekim, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 8.11.1984/229-218 ve 22.6.2000/123-124 tarih ve sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Bu itibarla, sanık hakkında üste hakaret ve üstü tehdit suçlarından kurulmuş iki ayrı mahkûmiyet hükmünü onayan Daire kararı yerinde bulunmuş ve Başsavcılığın isabetli görülmeyen itirazının reddine karar vermek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy