(353 S. K. m. 62)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, sanık hakkında anti sosyal kişilik bozukluğu tanısıyla verilen askerliğe elverişsizlik raporu doğrultusunda düzenlenen ek raporda sanığın cezai ehliyeti konusunda bir açıklık bulunmamasının eksiklik teşkil edip etmediği noktasındadır.
Daire; sanığın anti sosyal kişilik yapısının cezai ehliyetini etkileyecek nitelikte olmadığına ilişkin bilirkişi mütalâası ile suç tarihlerinde sanığın ruhsal rahatsızlığı bulunduğuna dair içeriğinde herhangi bir saplama yer almayan sağlık raporlarına nazaran yargılamada noksan soruşturma bulunmadığı sunucuna ulaşmış iken; Başsavcılık, bilirkişi görüşünün yetersiz olduğu ve sanığın adli gözlem altına alınmak suretiyle cezai ehliyetinin tetkik edilmesi gerektiği düşüncesindedir.
Bu çerçevede yapılan incelemede;
Tow.Bl.K.lığı emrinde askerlik hizmetini ifa etmekte iken, 19.8 1999 tarihinde kırk beş günlük afet iznine gönderilen sanığın, izin kâğıdında dönüş tarihi olarak yazılı olan 2.10.1999 günü kıtasına dönmediği, 25.2.2000 günü İstanbul'da polise teslim olduğu, bu izin tecavüzü eyleminden önce 27.12.1998-26.2.1999 tarihleri arasında izin tecavüzü ve 25.3.1999-13.4.1999 tarihleri arasında firar eylemlerinin bulunduğu, bu iki eylemi 4616 sayılı Kanun kapsamında kaldığından kamu davalarının ertelenmesine karar verildiği, afet izninden zamanında dönmemesi nedeniyle yürütülen yargılama sırasında bilirkişi sıfatıyla dinlenilen psikiyatri uzmanının: "...suç tarihinde ve hâlen askerliğe elverişsiz kılacak ruhsal bir hastalığının olmadığı, antisosyal kişilik özelliklerine sahip olduğu....bu durumun cezai ehliyetini etkileyecek nitelikte olmadığı ve müşahedesine gerek bulunmadığı..." biçiminde mütalâa bildirdiği, ancak birlik komutanlığı kanalıyla Kasımpaşa Deniz Hastanesine gönderilmiş olan sanık hakkında "antisosyal kişilik bozukluğu, askerliğe elverişli değildir, bu karar sağlık kurulu işleminin yapıldığı 11.1.2002 tarihinden geçerlidir." şeklinde sağlık raporu düzenlendiğini öğrenen askeri mahkemenin, sanığın "suç tarihlerinde askerliğe elverişliliği ve cezai ehliyetinin ek sağlık kurulu raporu ile tespiti maksadıyla suç dosyası ile beraber ayaktan Kasımpaşa Deniz Hastanesi Baştabipliğinde müşahede altına alınmasına" karar aldığı, ancak karar gereği için askeri savcılığa müzekkere yazılırken "cezai ehliyet" ibaresinin unutulup "sanığın suç tarihlerinde askerliğe elverişli olup olmadığı hususunun ek sağlık kurulu raporu ile tespit edilmesi" cümlesine yer verildiği, bu yazı uyarınca düzenlenen 3.7.2002 tarihli ek sağlık kurulu raporunda, sağlık kurulunun yapıldığı tarihin antisosyal kişilik bozukluğunun kronikleştiği tarih olduğu ve suç tarihlerini kapsamadığı açıklamasında bulunulup, "cezai ehliyet" konusuna değinilmediği; ara kararın gereğinin tam olarak yerine getirilmemiş olmasına rağmen, askeri mahkemece karar gereğinin yerine getirilmesinden vazgeçildiğine ilişkin bir karar alınmaksızın yargılamanın sonuçlandırıldığı, yargılama konusu izin tecavüzü eyleminden sonra birliğine teslim edilen sanığın 10.3.2000 tarihinde firar ettiğine dair dosyada bildirim yazısı bulunmasına karşın bu eylem dolayısıyla yapılan adli soruşturmaya ilişkin herhangi bir belge veya bilginin dosyada bulunmadığı ve sanığın adli sicilde sabıka kaydının mevcut olmadığı anlaşılmıştır.
Sanık hakkında 11.1.2002 tarihinde antisosyal kişilik bozukluğu teşhisiyle askerliğe elverişsizlik raporu düzenlenmiş olmasına karşın, bir gün öncesinde 10.1.2002 günü askeri mahkemece dinlenilen bilirkişi, sanığın antisosyal kişilik bozukluğunun cezai ehliyetini etkileyecek nitelikte olmadığı yönünde görüş bildirdiğinden, bu bilirkişinin tıbbi mütalâasının ihtiyatla karşılanması ve pek de itibar edilebilir bir görüş niteliği taşımadığının düşünülmesi gerektiği açıktır. 11.1.2002 tarihli askerliğe elverişsizlik raporu ile 3.7.2002 tarihli ek raporda, cezai ehliyet konusunda bir değerlendirme ve karar yer almadığından, kaldı ki, her iki rapor da sanığın belirli bir süre gözlem altına alınması sonucu düzenlenmeyip ayaktan yapılan muayenesi neticesi tanzim olunduklarından, sadece bilirkişinin bu mütalaasıyla yetinilerek sanığın cezai ehliyetinin tam olduğu sonucuna ulaşılması makul, inandırıcı ve adil değildir. Öncesinde firar ve izin tecavüzü eylemleri bulunan, 17 Ağustos 1999 tarihindeki deprem sonrası ailesiyle birlikte kısmi mağduriyet yaşamış olan ve bu eyleminden sonra bir firar eylemi daha ika eden sanık hakkında antisosyal kişilik bozukluğu tanısıyla askerliğe elverişsizlik raporu düzenlendiği dikkate alındığında, 11.1.2002 tarihli rapor içeriğinde değinilen, ancak dava dosyasında bulunmayan kıt'a anket formu getirtildikten sonra, sanığın adli gözlem altına alınmak suretiyle cezai ehliyetinin tetkik edilmesinde zorunluluk bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, ara kararın gereğinin tam olarak yapılmaması ve gereğinin yapılmasından vazgeçildiğine dair bir karar alınmaması, noksan soruşturmayla karar verilmesine yol açan ve hükmün özüne etkili bir yasaya aykırılık olarak değerlendirilmiştir.
Diğer taraftan, sanık hakkında 27.12.1998-26.2.1999 tarihli izin tecavüzü suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, sanığın temyiz başvurusu üzerine, Askeri Yargıtay 5'inci Dairesi tarafından, sanığın belinde fıtık olduğuna ilişkin beyanının nazara alınarak, askerliğe elverişli olup olmadığının askeri hastane sağlık kurulu tarafından belirlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılıp bozulması sonrası, askeri mahkemenin 30.10.2000 gün ve 2000/387-526 sayılı kararı ile tekrar sanığın mahkûmiyetine hükmedildiği, söz konusu dosyanın 4616 sayılı Kanun gereğince ele alınıp davanın ertelenmesine karar verildiği, ancak bozma sonrası sanık hakkında fıtık rahatsızlığı nedeniyle askeri hastaneden sağlık raporu alınıp alınmadığı, alındıysa içeriği konusunda dosyada herhangi bir belge ya da bilgi bulunmadığı görülmüştür. Her ne kadar, sanık, sağlık problemi bulunmadığını sorgusunda beyan etmiş ise de, ceza yargılamasının esaslı prensibi resen yürütülecek soruşturma neticesinde maddi gerçeğin ortaya konulması olduğundan, bu konunun araştırılmamış olması da eksiklik olarak değerlendirilmiştir.
Bu itibarla, Başsavcılığın isabetli görülen itirazının kabulü ile yerinde bulunmayan Daire kararının kaldırılarak, hükmün noksan soruşturma yönünden bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy