(647 S. K. m. 4, 6) (765 S. K. m. 59)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, sanık hakkında hükmolunan hürriyeti bağlayıcı cezanın para eczasına çevrilmemesi ve ertelenmemesine ilişkin askeri mahkemenin gösterdiği gerekçelerin isabetli olup olmadığı noktasındadır.
Daire, sanığın asta müessir fiil suçundan almış olduğu önceki mahkûmiyet kararının, 647 sayılı Kanunun 4 ve 6 ncı maddelerinin her ikisinin uygulanmamasında gerekçe olarak gösterilmesinin isabetli olmadığı, duruşmadaki iyi hâli dikkate alınıp TCK' nın 59'uncu maddesinin tatbik edilmiş olmasına karşın, 647 sayılı Kanunun 4'ûncü maddesinin uygulanmamasında sanığın kişiliğinin gerekçe olarak gösterilmesinin çelişki oluşturduğu ve sanığın saikı ile eylemin neticesine nazaran uygulamanın yerinde olmadığı sonucuna ulaşmış iken; Başsavcılık, sanığın olumsuz kişilik yapısı ve eylemin vahameti göz önünde bulundurulduğunda, 647 sayılı Kanunun 4 ve 6'ncı maddelerinin uygulanmamasının isabetli olduğu düşüncesindedir.
Bu çerçevede yapılan incelemede;
2'nci Sınıf Orduevi Lokanta ve Gazino Kısım Amiri olarak görev yapan sanığın, 16.6.1999 günü, kendi kısmındaki erlerden biri olan B.Ö.'nün hizmet kısmının sırasında içtimaya katıldığını görüp sebebim sorduğu, diğer kısım amitinin bu konuda bilgisi olduğu mağdur tarafından kendisine söylendiğinde elindeki ajanda ile vurarak ve tokatlamak sureliyle eri dövmeye başladığı, döverek orduevi binasına kadar götürdüğü, mağduru subay resepsiyonu önünde de dövdüğü, erin beni dövmeniz yasak demesi üzerine 35 000 TL' lık değerin var karşılığını vererek vurmaya devam ettiği, olayın ertesi günü revir tabibi tarafından muayenesi yapılan mağdurda "yüzeysel deri lezyonunun" tespit edildiği ve kuvvet komutanlığınca gönderilen sabıka kaydında sanığın 1991 yılında asta müessir fiil suçundan mahkûm edilerek cezasının para cezasına çevrilip ertelendiğinin yazılı olduğu dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Askeri mahkeme, "...sanığın mağduru içtima alanında dövmeye başladığı, orduevine kadar döverek götürdüğü ve orduevi binasının içerisinde subay resepsiyonunun önünde dövmeye devam ettiği göz önüne alındığında, sanığın suç kastının yoğunluğu takdiri teşdit sebebi olarak kabul edilmiş..." şeklinde bir gerekçeyle temel cezayı alt sınırdan uzaklaşarak tayin etmiş: ayrıca,
"...Sanık bu sözü sarf ederken daha önce işlemiş olduğu asta müessir fiil suçundan dolayı tertip edilen 35.000 TL' lık ağır para cezasını kastetmekte ve parasını verdiği zaman astları dövebilmeyi, yani suç islemeyi kendine bir hak olarak görmektedir. İnfaz kanununda düzenlenen ve hapis cezası yerine uygulanabilecek emniyet tedbirlerinin amacı sanığın hürriyetinin kısıtlanmadan ıslah olması, bir daha suç işlememesine yöneliktir. Yoksa aksi düşünce para cezasını vermeyi göze alan kişiyi suç işlemeye teşvik etmeye yol açacaktır. Bu sebeple söylemiş olduğu bu sözler daha önce aynı suçtan ceza almış olması, bu cezanın para cezasına çevrilmesine rağmen sanığın aynı neviden bir suç işlemesi daha önceki uygulanan emniyet tedbirinin amacına ulaşmadığı, sanığı ıslah etmekten ziyade suç islemeye teşvik ettiği göz önüne alınarak sanığa tertip edilen hürriyet bağlayıcı ceza para cezasına çevrilmemiştir...
...Sanık 1991 yılında aynı neviden yani asta müessir fiil suçundan dolayı mahkûm olmuş ve cezası 647 sayılı Kanunun 6'ncı maddesi uyarınca ertelenmiştir... Bu mahkûmiyet hükmünün sanığın sabıka kaydından çıkarılma durumu mevcut ise de, bu durum sanığın bu suçu işlediği gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır. Mahkeme heyeti olarak da bu husus göz önüne alınmış ve genel kanaat olarak sınığın tekrar suç işlemeyeceği kanaatine varılmadığından tertip edilen cezanın ertelenmemesine karar verilmiştir..." diyerek, 647 sayılı Kanunun 4 ve 6'ncı maddelerini uygulamamıştır.
Cezaların şahsiliği ilkesinin geçerli olduğu ceza hukukunda, yasa koyucunun suç olarak tarif edip belirli müeyyidelere bağladığı eylemlerin yargılama makamınca somut cezalara bağlanmasında, faile ve fiile bağlı sebeplerin nazara alınması, her olayın özelliğine göre değerlendirme yapılıp cezanın amaca elverişli olmasını sağlamak bakımından olabildiğince bireyselleştirilmesine çalışılması esastır. Bu nedenle, cezanın ferdileştirilmesi amacına yönelik olarak, TCK'nın 29'uncu maddesinde sayılan kriterler ve sair hâller dikkate alınarak temel ceza belirlenecek, yasaların öngördükleri genel artırım ve indirim sebepleri yine aynı hedef doğrultusunda takdir edilecek ve sonuçta TCK' nın bir mütemmim cüzü olup onu tamamlayıcı mahiyette esaslı hükümler içeren 647 sayılı Kanunun 4. 5 ve 6'ncı maddelerinin uygulanıp uygulanmayacağı değerlendirilecektir.
Temel cezadan haşlayarak sonuç cezaya ve infaz sekline ulasana kadar geçilen her bir aşamada gösterilen gerekçelerin birbirleriyle uyumlu ve tutarlı olması gerektiği açıktır. Ancak, hükmün konusunu teşkil eden eylem ve fail birden fazla olmayıp, her bir aşamada aynı hukuki mesele ele alındığından, kimi aşamalarda ortak gerekçe kullanılmasının kaçınılmaz olduğu da izahtan varestedir.
Diğer taraftan; Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 20.3.2003 tarih ve 2003/29-25 sayılı kararında açıklandığa gibi sanığın daha önce işlediği suçtan dolayı verilen mahkumiyet kararı, adli sicilden çıkarılmış veya esasen vaki olmamış sayılsa bile, suça eğilimli bir kişilik yapısında olup olmadığının değerlendirmesi bakımından yargılama makamınca her zaman göz önünde bulundurulabilir.
Bu noktada somut olay ve uygulama, bir bütünlük içerisinde ele alındığında;
Sanık, askerlik hizmeti için emrine verilmiş bir genci, diğerlerinin yanında ve uzun süre defalarca vurmak suretiyle dövmekle yetinmemiş, kendisine bunun yasak olduğu bildirildiğinde, önceki mahkûmiyet kararına gönderme yaparak "35.000 TL' lik değerin var." cevabını vermek suretiyle eylemine devam edebilmiştir. Suçun işlendiği ortam, suçun saikı, işleniş şekli, suç kastının yoğunluğu ve bu eylem nedeniyle ortaya çıkan sanığın olumsuz kişiliği göz önünde bulundurulduğunda, sanığın bu eyleminin yine para cezasıyla müeyyidelendirilmesi veya cezanın ertelenmesi hâlinde, suç işlemekten çekineceğine kanaat getirebilmek mümkün değildir. Nitekim sanığı huzurda görüp bizzat yargılamayı yapan askeri mahkeme, sanığın duruşmadaki iyi hâline nazaran TCK' nın 59'uncu maddesine göre cezasında indirim yapmış ise de, bu iyi görünüşüne rağmen sanık hakkında geleceğe yönelik olumlu kanaat edinemediğinden hapis cezasını para cezasına çevirmemiş ve ertelememiştir. Duruşmadaki disiplinli tavır ile ceza takibatı altında olmaksızın hayatın olağan akışı içerisindeki genel durum farklı konular olduklarından, TCK' nın 59'uncu maddesinin uygulanıp 647 sayılı Kanunun 4 ve 6'ncı maddelerinin uygulanmamış olmasının çelişki teşkil etmediği açıktır.
Bu itibarla uygulama gerekçelerinde yasaya aykırılık bulunmadığı suçun işleniş şekli, suç kastının yoğunluğu ve sanığın önceden aynı neviden bir suç işlemiş olması dikkate alındığında, cezanın ferdileştirilmesi prensibine uygun olarak yapılan uygulamanın isabetli ve hakkaniyetli olduğu kanısına varılmış, Başsavcılığın isabetli görülen itirazının kabulü ile yerinde bulunmayan Daire kararının kaldırılıp hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy