(353 S. K. m. 227)
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlığın konusu, Askeri Yargıtay bozma ilâmına karşı beyanının tespiti gereken sanık hakkında 353 sayılı Kanunun 227/son maddesinin öngördüğü bulunmama koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkindir.
Daire, sanığın dosyada yer alan adresinden gerektiği gibi araştırılmamasından dolayı Askeri Yargıtay bozma ilâmına karşı beyanının tespit edilemediğini, bunun sonucu olarak da savunma hakkının kısıtlandığını kabul ederek, mahkûmiyet hükmünün usul yönünden bozulmasına karar vermiş iken;
Başsavcılık, bozma ilâmına karşı diyeceklerinin sorulması için dosyada yer alan tüm adreslerinden aranmasına rağmen bulunamayan sanığın daha ağır ceza ihtiva etmeyen kanun hükmünün tatbiki suretiyle cezalandırılmasında savunma hakkının kısıtlanmasından bahsedilemeyeceğini ileri sürerek, aksi yöndeki Daire kararına karşı itirazda bulunmuştur.
Askeri mahkemece verilen önceki hükmün Askeri Yargıtay 2'nci Dairesinin 25.6.2002 gün ve 2002/586-562 sayılı ilâmı ile bozulması üzerine sanık E.K.' nın "Cumhuriyet Mahallesi/Fatih Caddesi Yan sok. 1671" adresinden celp edilerek Askeri Yargıtay bozma ilâmına karşı beyanının tespiti için linçi Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesine talimat yazıldığı, istinabe mahkemesince adrese çıkartılan davetiyeye "muhatabın adresinden taşınmış olduğu, yeni adresinin de bilinmediğine dair şerh düşüldüğü, evrakın aslının muhtar ve posta görevlisi tarafından imzalanmasının ardından l' inci Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesine gönderildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Talimatın bilâ ikmal iade edilmesi üzerine askeri mahkeme; öncelikle sanığın nüfusa kayıtlı olduğu köyünden tebligata yarar açık adresinin araştırılması cihetine gitmiş, buradan sanığın adresinin bilinmediğine ilişkin yanıt gelmesinin ardından da 18.3.2003 tarihli oturumda; "Askeri Yargıtay bozma ilâmına karşı diyeceklerinin tespiti için aranmasına rağmen bulunamayan sanık hakkındaki davanın 353 sayılı Kanunun 227/son maddesi gereğince gıyabında bitirilmesi" hususunda karar alarak, mahkûmiyet yönünde hükme varmıştır.
Yokluğunda verilen mahkûmiyet kararının hüküm mahkemesince tebligata çıkarıldığı İlçe Emniyet Müdürlüğü Şehit Aydın Barış Polis Merkez Amirliğinin 2.6.2003 tarihli cevabı yazısı ile de; "Sanığın Cumhuriyet Mahallesi/Fatih Caddesi Yan sok. 16/1 adresinden 1 yıl önce taşındığı, gittiği yer adresinin ise bilinmediği, belirtilen adreste hâlen başka bir şahsın ikamet ettiği" belirtilerek, muhtardan alman yokluk belgesinin talimata eklendiği evrak muhteviyatından anlaşılmaktadır.
Mahkemece; Erzincan Askerlik Şubesince gönderilen 3 ayrı adrese sanığa ait gerekçeli kararın tebliği için müzekkere yazılmışsa da bu müzekkereler sanığın bildirilen adreslerde tanınmadığı gerekçesiyle bilâ ikmal iade edilmiştir.
Gerekçeli kararın sanığa tebliğ için yazılan son müzekkereye ise İlçe Emniyet Müdürlüğü Şehit Aydın Barış Polis Merkez Amirliğinin 25.12.2003 tarihini taşıyan üst yazısı ile cevap verildiği ve:
"Cumhuriyet Mahallesi/Fatih Caddesi Yan sok. 1671" adresinde ikamet eden sanık E.K' ya gerekçeli kararın aynı gün tebliğ edildiği belirtilerek, düzenlenen tebliğ-tebellüğ belgesinin mahkemeye gönderildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Bozmaya karşı diyeceklerinin saptanması için yazılan talimatları sanıkların bulunmadıklarından bahisle bilâ ikmal iade eden istinabe mahkemelerinin cevabi yazılarına ve eklerindeki evraklara itibar edilerek, bu kişilerin yokluklarında hüküm kurulmasının yasaya uygun olup olmadığının değerlendirilmesi bakımından, konuyla ilgili yasal düzenlemelerin incelenmesi gerekmektedir.
353 sayılı Kanunun 227'nci maddesine. 11.08.1983 tarih ve 2875 sayılı Kanun ile eklenen son fıkra: "Sanık veya müdahilin bulunmamaları nedeni ile bozmaya karşı beyanları tespit edilememişse, duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak, sanık hakkında verilecek ceza bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise sanığın herhalde dinlenilmesi gerekir." amir hükmünü içermektedir. Bu maddede geçen "bulunmama" unsuru, esasen hükümet teklifinde "bulunamama" şeklinde kaleme alınmış iken. Milli Güvenlik Konseyi Milli Savunma Komisyonu' nda "bulunmama" biçiminde kabul edilerek kanunlaşmıştır. Oysa bozmadan önceki devreye ilişkin 353 sayılı Kanunun 136'ncı maddesine yine 2875 sayılı Kanun ile son fıkra eklenirken: "bulunamama" unsuru korunmuş ve iki madde arasında farklılık yaratılmıştır.
Bu farklılığın hukuki sonuçlarını değerlendirmek bakımından, aşağıda sıralanan yasa ve tasarı maddeten ile yüksek yargı kararlan dikkate alınmalıdır.
353 sayılı Kanunun 136'ncı maddesinin son fıkrasındaki bulunamama şartına açıklık getiren As. Yarg. İçt. Brl. Krl. nun 09.06.1995 tarih ve 95/1-1 E.K. sayılı kararında, "...bilinen adreslerden aranması ve buna rağmen bulunamaması şeklinde değerlendirmek gerekmektedir. Belki, bu aşamada bir yoruma gitmekten söz edilebilir. Ancak, o durumda dahi konuyu var olan adresler dışında aranmaya kadar götürmek, kanunun ruh ve esprisine aykırı olur. Çünkü, 2875 sayılı Kanunun genel gerekçesinde de belirtildiği üzere amaç; askeri mahkemelerin ve özellikli sıkıyönetim mahkemelerinin daha hızlı ve etkin çalışabilmesini sağlamaktır." saptamasına yer verilmiş; Daireler Kurulunun 353 sayılı Kanunun 227'nci maddesine ilişkin 27.11.1986 tarih ve 1986/138-118 E-K sayılı kararında: "Bu hükmü, geçici adreslerinde bulunamayan sanığın dosyadaki bilinen ikamet adresinden son bir defa daha aranarak buna rağmen davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemesi hâlinde davasının gıyabında bitirilebileceği şeklinde arılamak gerekir." denilmek suretiyle, uygulamaya yön verilmeye çalışılmıştır.
Diğer yandan; Anayasamız, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını amaçlamış ve bunun yargının görevi olduğunu açıkça belirtmiştir.
Sanığın yukarıda belirtilen adresinden celp edilerek 7.12.2001 tarihinde sorgu ve savunmasının tespit edilmiş olmasından ötürü, bu adresin sanığın ikamet adresi olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır.
Bozma ilâmına karşı beyanının tespiti için arandığı 22.8.2002 tarihinden, gerekçeli kararın tebliği için arandığı 3.6.2003 tarihleri arasındaki süreçte bu adreste bulunmayan sanık; kararın kendisine tebliğ edildiği 25.12.2003 tarihinde ikametgâhına dönmüş durumdadır.
Sanığın sonradan herhangi bir nedenle bu adrese geri dönmüş olmasının bu kişinin evvelce adresinde aranmasına rağmen "bulunmamış" olması seklindeki gerçeği değiştiremeyeceği açıktır.
Kaldı ki; Askeri Mahkeme; sanığın tebligata yarar diğer adreslerinin araştırılması için üstüne düşen tüm yükümlülükleri yerine getirmesine karşın bu adres dışında başka bir yerden sanığın temini mümkün olmamıştır.
Hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suçtan dolayı yargılandığını bilmesine rağmen ikametgâhını geçici süreyle değiştiren sanık bulunduğu yer adresini ne askeri mahkemeye nede başka bir yetkili mercie bildirmemiştir.
Sanığın evvelki mahkûmiyetine oranla daha ağır bir cezaya çarptırılmamış olmasından dolayı 353 sayılı Kanunun 227/3 üncü maddesinin tatbikini engelleyen bir durum söz konusu olmadığı gibi; esasen temyiz dilekçesinde de bu doğrultuda bir iddiaya yer verilmemiştir.
Bu itibarla; sanığı Askeri Yargıtay bozma ilâmına karşı diyeceklerinin tespiti için bilinen tüm adreslerinden arayan, ancak bu kişinin geçici olarak yer değiştirilmesinden ötürü beyanını tespit edemeyen askeri mahkemenin; 353 sayılı Kanunun 227/son maddesinin tanıdığı usulü imkan dahilinde hareket ederek davanın sanığın yokluğunda sürdürülmesine karar vermesinde kanuna aykırı bir yön ve isabetsizlik bulunmadığından; Başsavcılığın konuyla ilgili itirazının kabulüne, dosyanın temyiz incelemesine devam edilmek üzere Dairesine iadesine karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy