(353 S. K. m. 225)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık. Daire kararında, 353 sayılı Kanunun 225 inci maddesi uyarınca "karar düzeltmeyi" gerektirecek nitelikte bir noksanlık bulunup bulunmadığı noktasındadır.
Kurulumuzda itiraz konusunun incelenmesine geçilmeden önce, Yargıtayın yerleşik uygulaması göz önünde bulundurularak, karar düzeltme istemine konu olan Daire kararına karşı süresinde itiraz yoluna başvurmamış olan Askeri Yargıtay Başsavcılığının, karar düzeltme işleminin reddine dair Daire kararına karşı itiraz hakkının bulunup bulunmadığı hususu tartışılmıştır.
Yargıtay istikrar bulmuş kararlarında (YCGK.24.6.1997/9-186-174, 14.10.1997/6-175-196, 14.10.1997/6-176-197, 22.6.1999/1-167-168 tarih ve sayılı kararlarında olduğu gibi); karar düzeltme konusunun sanığın lehine veya aleyhine olduğunu nazara almaksızın, "...Şöyle ki, kurar düzeltme sadece kesinleşen kararlara karşı gidilebilecek, süreye bağlı olmayan olağanüstü bir yasa yolu iken, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazı kesinleşmiş olsun ya da olmasın, temyiz incelemesi sonucunda. Ceza Dairelerinin verdikleri tüm kararlara karşı gidilebilen ve otuz günlük süreye tabi bir olağanüstü yasa yoludur.
Görüldüğü üzere, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının en belirgin özelliği süreye bağlı olmasıdır. Her ne kadar Ceza Genel Kurulu itiraz sebeplerine bağlı olarak inceleme yapmak zorunda değilse de, Yargıtay C.Başsavcılığı itiraza ilişkin yazısında itirazın nedenlerini açıkça belirtmek durumundadır. Yoksa bir yazı ile süreyi saklı tutup, ilerde gerekçeli itirazını sunmasına yasal olanak yoktur. Bu da göstermektedir ki, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazında, süreye uyulması mutlak zorunluluk olarak düzenlenmiştir.
Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığının, itirazına konu olabilecek bir hususu süresinde itiraz konusu yapmayıp, öncelikle özel Daireden karar düzeltme isteğinde bulunması, bu isteğin reddi hâlinde de Ceza Genel Kuruluna itiraz etmesine olanak tanınması hâlinde itirazın süreye bağlılığı bertaraf edilmiş olur ki, buna yargılama yasası elverişli değildir.
Kaldı ki, gerek karar düzeltme ve gerekse Yargıtay C.Başsavcılığı itirazı olağanüstü yasa yollan olduğuna göre aynı nedenlerin değişik olağanüstü yasa yollarında iki kez incelenmesi de olanaklı değildir. Karar düzeltme isteğinde ileri sürülen bir nedeni, itiraz sebebi olarak da ileri sürmeye olanak tanınırsa hukuki yanılgı ile maddi yanılgı bir birine karıştırılmış olur. Karar düzeltme isteminin reddi hâlinde istemin bir başka olağanüstü yasa yolunda (itiraz) yenilenmesi yasal olarak önlendiğine göre, aksine kabul niteliği açısından çok değişik bir olağanüstü yasa yolunun araç olarak kullanılması sonucunu doğurur ki, hukuki çelişkiye yol açan bu durum kabul edilemez. Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığının bu iki yolu aynı amaç ve nedenlerle kullanmasına yasal olanak bulunmadığından esası incelenmeyen itirazın bu usulü sebepten reddine karar verilmelidir..." şeklinde bir hukuki kabulü benimsemiştir.
Buna karşın Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 13.1.1994 tarih ve 1994/1-1 sayılı kararında. "...Başsavcılığın, Daireden reddedilen karar düzeltme istemi, Daire kararına konu olduğuna, bu tür ret kararlarının itiraz edilemeyeceğine dair önleyici açık bir hüküm de bulunmadığına göre, Dairelerden verilen karar düzeltmesinin reddine dair kararlara Başsavcılığın 224 üncü maddesindeki süre içinde Daireler Kuruluna itiraz etmesinin mümkün bulunduğunu kabul etmek gerekmektedir..." sonucuna ulaşılmıştır.
CMUK'un 122'nci maddesinin, Başsavcılığın itiraz hakkını ve karar düzeltme kurumunu düzenleyen fıkraları: "Ceza dairelerinden birinin kararına karşı Cumhuriyet Başsavcısı, ilâmın kendisine verildiği tarihten otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir.
Ceza Dairelerinin veya Ceza Genel Kurulunun kararlarına karşı karar düzeltilmesi usulü, ancak hükmün ve kararın zat ve mahiyetine doğrudan doğruya müessir olmak üzere temyiz dilekçe veya lâyihasında veya tebliğnamede dermeyan olunan bir hususun ve bunlar hanemde esas hükme müessir noksan ve hataların temyizen nazara alınmayarak meskütünah kalması hâllerinde caridir.
Karar düzeltmesini istemek yetkisi Cumhuriyet Başsavcısına aittir. Bu talep üzerine Yargıtay incelemesi, asıl ilâmı vermiş olan Daire veya Genel Kurulca yapılır. Karar düzeltme talebinin; dosyanın mahalline iadesini müteakip hükmün infazı için Cumhuriyet Savcılığınca ödeme emri veya davetiyenin hükümlüye tebliği veya yakalama müzekkeresinin infazına başlandığı tarihten, mahalline gönderilmesi gerekmeyen dosyalar için de Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ilgili Cumhuriyet Savcılığı aracılığı ile yapılacak tebligattan itibaren bir ay içerisinde yapılması gerekir. Mahalli Cumhuriyet Savcısı, bu süre içinde ilgililerin başvurusu üzerine, düşüncesiyle birlikte evrakı gereği takdir edilmek üzere Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Ancak bu durum infazın geri bırakılmasını gerektirmez. Cumhuriyet Başsavcısı durumu inceleyip düzeltme talebini uygun gördüğü takdirde infazın geri bırakılmasını derhâl mahalline bildirir ve ondan sonra gereğini yapar. Mahalli Cumhuriyet Savcısı da resen Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak karar düzeltme isteğinde bulunabilir, ancak bu hâlde bir aylık süre kaydı aranmaz. Karar düzeltme talebi reddedilirse bir daha karar düzeltme talebinde bulunulamaz." şeklindedir.
353 sayılı Kanunun "itiraz" başlıklı 224üncü maddesi: "Askeri Yargıtay Başsavcısı, daire kararlarına karşı kararın kendisine tebliği tarihinden itibaren on beş gün içinde Askeri Yargıtay Daireler Kuruluna itiraz edebilir hükmünü içermekte olup, aynı kanunun "Kararın Düzeltilmesi" başlık; 225inci maddesi: "Askeri Yargıtay Dairelerinin veya Daireler Kurulunu: kararlarına karşı Askeri Yargıtay Başsavcısı doğrudan doğruya hükmün veya kararın özüne etkili ve temyiz dilekçe, beyan ve lâyihasında veya tebliğnamede yazılan bir hususun veya bunlar dışında esas hükme etkili olan noksan ve yanlışların temyiz incelenmesinde göz önüne alınmayarak dokunulmadan geçilmiş olması hâllerinde karar düzeltilmesi isteminde bulunabilir.
Bu istem üzerine temyiz incelemesi, kararı vermiş olan Daire veya Daireler Kurulu tarafından yapılır.
Askeri savcılar kendiliklerinden veya ilgililerin başvurmaları üzerine Askeri Yargıtay Başsavcısının bu hususla dikkatini çekerler ve dosyadaki ilgili temyiz dilekçe ve lâyihalarını yollarlar. Askeri Yargıtay Başsavcısının, tetkik için gerekli gördüğü belceler de askeri savcılar tarafından ayrıca yollanır.
Askeri Yargıtay Başsavcısı bu başvurmayı, düzeltmeyi gerektirir derecede görmezse, başvurma hükmün yerine getirilmesinin geri bırakılmasına sebep olmaz. Aksi takdirde yerine getirilmesinin gen bırakılmasını derhâl yerine bildirir.
Kararın düzeltmesi istemi reddedilirse, hır daha aynı sebeplerle kam düzeltmesi isteminde bulunulamaz " düzenlemesini ihtiva etmektedir.
Görüleceği üzere; her iki kanunda da "itiraz" yoluna başvurmanın hangi hâllerde mümkün olduğuna dair bir açıklık yer almamaktadır. Ancak, karar düzeltme sebepleri iki ayrı kanunda tahdidi olarak belirtilmiş olup, bu sebepler arasında farklılık bulunmamaktadır, itiraz süresi CMUK' da bir ay iken, 353 sayılı Kanunda on beş gün olarak düzenlenmiş; keza, karar düzeltme istemi genel olarak her iki kanunda da süreye tâbi değil iken, CMUK' da sadece ilgililer yönünden bir aylık süre öngörülmüştür. İnfazın durdurulmasına ve aynı sebeple karar düzeltme işleminde bulunulmayacağına ilişkin düzenlemeler arasında herhangi bir fark göze çarpmamaktadır.
Sonuçta, her iki yüksek mahkemenin uyguladığı usul hükümleri arasında özde herhangi bir farklılık bulunmadığı dikkate alınarak, yukarıda bahsedilen kararlar ışığında konu irdelendiğinde;
Öncelikle, Başsavcılığın başvurabileceği itiraz yolu ile karar düzeltme yolunun nitelikleri gözden geçirilmelidir. Her iki kanun yolu da doktrinde "olağanüstü kanun yolu" olarak kabul edilmekle birlikte, karar düzeltme sebepleri yasada açıkça belirtildiğinden, karar düzeltmesini gerektiren sebeplerin varlığı hâlinde, itiraz yerine karar düzeltme kanun yoluna başvurulması gerektiği de vurgulanmaktadır.
"...Karar düzeltme sebepleri, Yargıtay kararındaki maddi hatalardır. Hukuki hata için olağanüstü yola ihtiyaç yoktur. Hangi görüşün doğru, hangisinin yanlış olduğunu gösterecek kesin ölçümüz mü var? Dün yanlış sayılan bugün doğru görülüyor mu? Hukuki hataya bu sebeple göz yumulabilir. Kaldı ki. Daire kararlarındaki hukuki hata için Ceza Muhakemesi Hukukunda olağanüstü itiraz yolu vardır..." (Ceza Muhakemesi Hukuku, KUNTER. 8.Bası, Sayfa 1046) şeklindeki görüş, her iki kanun yolu arasındaki farklılığı açıklığa kavuşturmaktadır. Nitekim, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 9.10.1986 tarih ve 1986/76-84 sayılı kararında, "...savunma tanıklarına ait ifadelerin ele alınmayıp ve diğer kanıtlarla birlikte değerlendirilmemiş olması hususu eksiklik kabul edilerek önceki tebliğnamede ileri sürülmüştür. Ne var ki; Daire kararında bu konuya hiç değinilmemiştir. 353 sayılı Yasanın 225'inci maddesi içeriği göz önünde tutulduğunda, bunun ancak bir karar düzeltmesi sebebi olabileceği anlaşılmaktadır..." saptamasında bulunularak, itirazın usul yönünden reddine karar verilmiştir.
Bu nedenlerle; farklı hukuki konularda farklı çözüm yollan öneren bu iki olağanüstü kanun yolu arasında tercih yapma imkânının bulunmadığı kabul edilmelidir. Bir kanun yolu diğerinin alternatifi değil, aksine yasaya aykırılığın giderilebilmesi için tanınmış ve sistem içerisinde ayrı bir kademe oluşturan bir diğer denetim yolu olarak görülmelidir. Aksi takdirde, kanun koyucunun karar düzeltme istemini süreyle sınırlamamasındaki amaçla ters düşülecek ve hatasında ısrarcı olabilecek temyiz merciinin kararı itiraz yoluyla bir üst kurula götürülemeyeceğinden, yasaya aykırılık olduğu gibi kalacaktır. Kaldı ki, karar düzeltme istemi üzerine verilen kararlara karşı itiraz yoluna gidilmeyeceğine ilişkin herhangi bir yasa hükmü bulunmamaktadır. Karar düzeltme isteminin reddi hâlinde yeniden aynı sebeplerle karar düzeltme isteminde bulunulmayacağına dair hükmün gayesinin, yüksek mahkemenin tekrar meşgul edilmemesi ve kesin hükmün gereğinin sıhhatli ve kesintisiz bir şekilde yerine getirilmesi olduğu açıktır. Ancak, bu hüküm, karar düzeltme isteminin reddine dair karardaki yasaya aykırılığın giderilmesine engel teşkil etmediğinden, karara karşı itiraz yoluna başvurulmasının mümkün olduğu ve itirazın maksadının karar düzeltme istemini tekrarlamak olmadığı kabul edilmelidir. Nitekim, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 21.3.1996 tarih ve 1996/39-40 sayılı kararıyla, olağanüstü kanun yolu olan "yazılı emir" başvurusu üzerine verilen Daire kararına yönelik Başsavcılığın yaptığı karar düzeltme isteminin reddine dair karara karşı Başsavcılık tarafından yapılan itiraz esastan incelenmiştir.
Bu itibarla; Yargılayın yerleşik uygulamasının aksine, karar düzeltme istemine konu olan Daire kararına karşı süresinde itiraz yoluna başvurmamış olan Askeri Yargıtay Başsavcılığının karar düzeltme isteminin reddine dair Daire kararına karşı itiraz hakkının bulunduğu sonucuna ulaşılmış ve usul meselesi bu şekilde aşılarak itirazın esasının incelenmesine geçilmiştir.
Daire kararında; "Askeri savcının temyizi ve sanığın itirazı üzerine yapılan incelemede:" denildikten sonra, sanığın temyiz başvurusunun süresinde yapılıp yapılmadığı irdelenmiş, başvurunun süre dışında yapıldığı kanaatine ulaşılarak Askeri Mahkemenin temyiz isteminin reddine dair duruşmasız işlere ait kararına karşı sanığın yaptığı itirazın 353 sayılı Kanunun 214/2'nci maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiş, akabinde askeri savcının temyizine istinaden amire fiilen taamız suçundan kurulan hüküm incelenip, sonuç ve karar kısmına bu hükmün bozulduğu açıkça yazılmış, ancak itirazın reddine dair bir cümleye bu kısımda yer verilmemiştir.
353 sayılı Kanunun 214/2'nci maddesi. 'Temyiz eden taraf bu ret kararının kendisine tebliğinden başlayarak bir hafta içinde Askeri Yargıtay'dan bu hususta bir karar verilmesini isteyebilir..." hükmünü içermekle olup, bu kararın hangi usul çerçevesinde verileceğine ilişkin özel bir düzenleme mevcut olmadığı gibi, genel "itiraz" kurumunu düzenleyen 353 sayılı Kanunun 204'üncü maddesi de yeterince ayrıntılı değildir. Ancak, 353 sayılı Kanunun 204, 214, 218 ve 223'üncü maddelerine nazaran, itiraz incelemesinin duruşmasız yapılacağı açıktır.
353 sayılı Kanunun 2'nci Kısmının 3'üncü Bölümü (128-180'inci maddeler arası) Duruşma Usulü başlığını taşımakta olup, duruşmanın bitiminde verilecek kurarlara, duruşma tutanağına ve hüküm fıkrasına ilişkin maddeler hep bu bölüm içerisinde yer almıştır. Bu nedenle, itiraz incelemesinde takip edilecek usul bakımından bu bölümdeki usul hükümlerinin aynen geçerli olduğu söylenemez. Ancak, uygulamada, özellikle itiraz incelemesine dair kararlarda gerekçenin altına sonuç ve karar kısmının yazılıp, neticenin burada da vurgulandığı bir gerçektir.
Askeri Yargıtay da yapılan temyiz incelemeleri sırasında icra edilen duruşmalarda izlenecek usul yönünden, 353 sayılı Kanunun 219'uncu maddesi açıkça ilgili usul hükümlerine gönderme yapmış ise de, Askeri Yargıtay'da yapılan itiraz incelemesi ile kararların yazım tarzına ilişkin herhangi bir özel düzenleme ve atıf maddesi mevcut değildir.
Bu değerlendirmeler ışığında itiraz konusu incelendiğinde;
Daire ilâmının içeriğinde, açıkça itiraz konusunun irdelendikten sonra itirazın reddine karar vermek gerektiği sonucuna ulaşıldığı, temyiz incelemesi ile birlikte itiraz incelemesi yapıldığından, temyiz süresinin ön mesele olarak görülüp tartışmanın başta sona erdirildiği ve kararın bütünü dikkate alındığında, sonuç ve karar kısmına tekrar itirazın reddine dair bir cümle yazılmamış olmasının eksiklik olarak nitelenemeyeceği anlaşılmıştır. İlâmın sonuç kısmına, ayrıca itirazın reddolunduğuna ilişkin bir ibarenin yazılması, yazım tarzında birlik ve okumada kolaylık açısından faydalı bir uygulama ise de, bu uygulamanın tercih olunmayıp, kararın içeriğindeki değerlendirme ve sonuçla yetinilmesi usule aykırılık olarak görülmemelidir. Yüksek mahkeme kararlarının kendi içerisinde bir bütün olduğu, "Gereği Düşünüldü" başlığıyla başlayan değerlendirmelerin bizatihi kararın kendisi olduğu ve sonuç kısmında yapılan belirlemenin, kararın tekrarından ibaret olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.
Sonuç olarak, itiraz konusunda verilmiş bir karar bulunduğundan ve itiraz konusu karar içeriğinde açıkça tartışıldığından, 353 sayılı Kanunun 225'inci maddesinin öngördüğü anlamda "dokunulmadan geçme" hâlinin Söz konusu olmadığı kanısına varılmıştır.
Bu itibarla; Başsavcılığın isabetli görülmeyen itirazının reddine karar vermek gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy