(1632 S. K. m. 132)
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlığın konusu; atılı üst ve arkadaşının eşyasını çalmak suçlarının müstakilen mi? yoksa aynı suçu işleme kararı icrası cümlesinden olmak üzere müteselsilen mi? gerçekleştirildiği noktasındadır.
Daire; aynı koğuşta kaldığı üst ve arkadaşlarının gündelik kullanımına ait eşyaları 1 haftalık süre içerisinde çalarak aynı yerde muhafaza eden sanığın eyleminin müteselsilen üst ve arkadaşının eşyasını çalmak suçunu oluşturduğunu kabul ederek, mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar vermiş iken;
Başsavcılık ise, önceden verilmiş bir plân doğrultusunda hareket etmeyen, aksine önüne çıkan fırsatlardan istifade ederek, uygun ortam buldukça hırsızlık eylemlerini gerçekleştiren sanığın 3 ayrı üst ve arkadaşının eşyasını çalmak suçundan dolayı mahkûm edilmesi gerektiğini ileri sürerek, farklı yönde değerlendirmeyle verilen Daire kararına karşı itirazda bulunmuştur.
Askeri Gazino müdürlüğü emrinde görev yapan P.Er S.Y.'nin; 15.11.2001 tarihinde aynı birlikte görev yaptığı arkadaşı P.Er E.M.'ye ait cep telefonunu bulunduğu yerden gizlice aldığı, sanığın durumundan şüphelenilmesi üzerine sorumlusu olduğu elektrik dağıtım pano odasında arama yapıldığı, sürdürülen araştırma sonucu tahta döşemelerin belli bir kısmının sökülerek gizli bir bölüm oluşturulduğunun tespit edildiği, bölümün etraflıca tetkik edilmesiyle E.M.'ye ait cep telefonunun, P.Er S.Y. ve P.Onb.E.A.'ya ait olup da evvelce kaybolan 1 çift kösele ayakkabı ile 1 çift terliğin çanta içerisinde ele geçtiği, yapılan soruşturmada sanığın hak sahiplerinin rızaları olmaksızın bu eşyaları çaldığını tanıklar huzurunda itiraf ettiği mevcut deliller çerçevesinde sübuta ermiş olup, esasen eylemlerin sübutu konusunda Daire ile Başsavcılık arasında herhangi bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlık konusu hukuki mesele hakkında sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için; hırsızlık eylemlerinin işleniş biçimine özgü ayrıntıların objektif ve kronolojik kriterler dahilinde irdelenmesi, ortaya çıkacak sonuca göre de bu eylemler arasında düşünsel ve psikolojik bir irtibat bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Ceza Hukukunda yasadaki tarife uygun her netice, ilke olarak ayrı bir suç oluşturur ve fail kaç netice meydana getirmişse o kadar suç işlemiş sayılarak her biri nedeniyle ayrı ve bağımsız bir yaptırıma maruz kalır. Ancak bazı hâllerde değişik neticelerden dolayı faile tek bir ceza uygulanması ile yetinilir. Birden fazla neticenin meydana gelmesine karşın faile tek ceza verilmesini gerektiren hâllerden biri de müteselsil suçtur.
TCK'nın 80'inci maddesinde müteselsil suç; "Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün birkaç defa ihlâl edilmesi muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Bu yasal tanımlamadan anlaşılacağı üzere müteselsil suçun varlığı için; Birden fazla suçun bulunması, bu suçların kanunun aynı hükmünü ihlâl etmeleri, birden fazla suçun aynı suç işleme kararına bağlı olarak işlenmesi zorunludur.
Somut olayda yasanın aynı hükmünün birden fazla ihlâl edildiği konusunda bir uyuşmazlık bulunmadığından, öğretide müteselsil suçun sübjektif koşulu olarak adlandırılan "Aynı suç işleme kararı" üzerinde durmak gerekmektedir.
Ceza Kanununun 80'inci maddesi 6.6.1941 tarih ve 4055 sayılı Yasa ile değiştirilmiş ve maddedeki "Aynı kastı cürmü" sözcükleri çıkartılarak yerine "Aynı suç işleme kararı" sözcükleri konulmuştur.
"Suç işleme kararından, Kanunun aynı hükmünü müteaddit defalar ihlâl etmek hususunda önceden kurulan bir plân, genel bir niyet anlaşılır. Fail önceden böyle bir plân veya niyeti tespit etmiş, bunu bir defada gerçekleştirecek yerde, kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmüş ve bu plâna göre hareket ettiği içindir ki, müteaddit kısımlar, tek bir müteselsil suç meydana getirmiştir. Çeşitli suçlar arasında az veya çok bir zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararının etkisi altında istendiğini, her zaman belirtmez." (Dönmezer/Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku. I.Cilt, 8 Basım S.459)
Yargıtay Kararlarında ise, suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yerler, işlenme zamanı, fiiller arasında geçen zaman süresi, suçun mağdurları, ihlâl edilen değer ve yarar ve korunan değer ve hak, olayın gelişim ve oluşumu ile tüm özellikleri değerlendirilerek, aynı suç işleme kararının varlığı veya yokluğunun belirlenmesi gerektiğine işaret olunmuştur.
Yargıtay CGK.'nın 20.4.1999 gün ve 5/61-74 tarih ve sayılı kararında "Aynı suç işleme kararından yasanın aynı hükmünü birçok kez ihlâl etme hususunda önceden kurulan bir plân, genel bir niyet anlaşılmalıdır. Fail suçu işlemeden önce bir plân yapmalı veya suça niyet etmeli fakat fiili bir defada yapmak yerine, kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmelidir. Öngörülen ve gerçekleştirmeye yönelik olan suç alanı çerçevesinde hareket etmelidir. Failin hareketi önceki hareketinin devamı olmalı ve tüm hareketleri arasında sübjektif bir bağlantı bulunmalıdır", denilmek suretiyle sübjektif unsurun kriterleri belirtilmiştir.
Hırsızlığı kendisine meslek edinmiş bir kimsenin birçok hırsızlık suçunu işleyerek hayatını meşru olmayan yollardan kazanmak istemesi gibi genel bir saik birliğine gitmemek kaydıyla, müteselsil suçları oluşturan hareketlerin aynı gayeye yönelik olması hâlinde suç işleme kararında birlikten bahsedilebileceği, arada makul sayılabilecek bir zaman fasılasının bulunmasının veya eylemlerden birine başka bir şahsın katılmasının müteselsil suç vasfına engel olamayacağı doktrin ve uygulama tarafından benimsenmiştir.
Yine öğretide ve yargısal kararlarda suçların işlenme tarihleri arasında az veya çok bir zaman aralığının bulunması ve suç mağdurlarının birden fazla olması hâllerinde teselsülü reddetmenin adalet ve hakkaniyete uygun düşmeyeceği kabul edilmiştir.
Konuya bu açıklamalar kapsamında bakıldığında;
Sanık; son soruşturma safhasında kabul etmediği hazırlık ifadesinde, 15.11.2001 tarihinde çaldığı cep telefonu dışındaki eşyaları ne zaman ve ne suretle çaldığı konusunda herhangi bir açıklama yapmamıştır.
Mağdur P.Er S.Y. hazırlık beyanlarıyla uyum gösteren son soruşturma ifadesinde, sanığın çantasında ele geçen kösele ayakkabıyı bu tarihten yaklaşık bir hafta önce kaybettiğini beyan etmiş olup gerek eylemin işleniş biçimine gerekse işlenme tarihine ışık tutacak net bir beyanda bulunmamıştır.
Diğer mağdur P.Onb.E.A. ise yeminli ifadesinde; terliği kullanması için verdiği arkadaşı H.Ö.'nün yanına gelerek terliğin kaybolduğunu kendisine söylediğini belirtmekle yetinerek, bu terliğin hangi tarihte, nereden ve ne şekilde çalındığına ilişkin herhangi bir açıklama yapmamıştır.
Bu mağdurların hak sahibi oldukları eşyaların çalındığı yönünde resim bir şikâyet ya da başvuruda bulunmamalarından ötürü, ayakkabı ve terliklerin hangi tarihte çalındıkları belirlenememiştir. Bu eşyaların çalınma tarihleri konusunda ortaya çıkan bu belirsizliğin şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince sanık yararına hukuki sonuç doğuracak biçimde yorumlanması ve bunun sonucu olarak da aramada ele geçen ayakkabı ve terliğin (E.M.'ye ait cep telefonunun çalındığı) 15.11.2001 tarihinde bulundukları yerden alındıklarının kabulü gerekmektedir.
Diğer yandan, sanığın gündelik ihtiyaçlarını karşılamaya imkân verecek nitelikteki malzemeleri çalmayı müteakiben aynı yerde muhafaza etmesi ve bu eşyaları müşterek itimadın egemen olduğu koğuşlar bölgesinden birbirine benzer biçimde çalması eylemler arasındaki düşünsel irtibatın varlığını ortaya koymaktadır.
Bu itibarla; suçların işleniş tarihlerine yönelik ayrıntıların belirlenememiş olmasını sanık lehine yorumlayarak, eylemlerin dış âleme yansıyan müşterek özelliklerini dosya muhteviyatına uygun biçiminde değerlendiren ve bunun sonucu olarak da fiiller arasında sübjektif bir irtibat bulunduğu kanaatine varan askeri mahkemenin; atılı eylemleri müteselsil suç kapsamında değerlendirerek mahkûmiyet kararı vermesinde herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden Başsavcılığın Daire kararına yönelik itirazının reddine karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy