(1632 S. K. m. 63)
Daire ile askeri mahkeme arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, sanığın sunduğu sağlık raporunun geçerli bir mazeret olarak kabul edilip edilmeyeceği noktasındadır.
Daire; aksi kanıtlanmadığından geçerli bir belge niteliğini koruyan sağlık raporuna istinaden beraat hükmü kurulması gerektiği sonucuna ulaşmış iken; askeri mahkeme, periyodik olarak iki ayda bir sağlık raporu alan sanığın sunduğu raporun hatıra binaen alındığını kabul ederek suçun sübuta erdiğine kanaat getirmiştir.
Bu çerçevede yapılan incelemede;
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesinden 26.1.2000 tarihinde mezun olup 28.1.2000 tarihinde askerlik kararı aldıran sanığın şevkinin, 2000/01 grup numarasıyla Ocak 2001 celbine planlandığı, bu celp döneminde Erzurum Söylemez Sağlık Ocağı tarafından. Eylül ve Kasım 2001 ile Ocak, Mart, Haziran, Ağustos ve Ekim 2002 dönemlerinde Köprüköy Merkez Sağlık Ocağı tarafından verilmiş sağlık raporlarını askerlik şubesine sunduğu, bu raporlara istinaden sanığın geçerli mazeretlerinin bulunduğunu kabul eden 15'inci Kor. K.lığı Askeri Savcılığının kovuşturmaya yer olmadığı kararları verdiği, Aralık 2002 ve Şubat 2003 celp dönemlerine katılmaması nedeniyle açılan kamu davalarının devam ettiği, en son Nisan 2003 Yd.Sb.Ad.Adayı celp döneminde 31.3.2003 tarihine kadar şevkini sağlaması gerekirken, TRT kurumu tarafından yapılan tebliğ mahiyetindeki duyurulara rağmen çağrıya icabet etmediği, gecikerek 8.4.2003 günü Pasinler Askerlik Şubesine başvurduğu rahatsız olduğuna dair sağlık raporunu sunduğu, Köprüköy Merkez Sağlık Ocağı tarafından verilmiş 25.3.2003 tarih ve 2459 sayılı. "Akut Lomber Strain" tanısı ve "on gün yatak istirahatı uygundur" kararını içeren imzalı ve mühürlü ağlık raporunun kaydının ilgili sağlık ocağında bulunduğu, ancak sanığın rapor süresince Köprüköy Sağlık Grup Başkanlığındaki görevine devam ettiği dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Anayasamızın 138/1'inci maddesi: "Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine gere hüküm verirler" hükmünü içermektedir.
353 sayılı Kanunun 163'üncÜ maddesi: "Askeri mahkeme irat ve ikame olunan delilleri, duruşmada edineceği kanıya göre değerlendirir." biçimindedir.
Bilindiği gibi, ceza yargılama hukukumuz "vicdani delil sistemi" üzerine kurulmuş ve "resen soruşturma" ilkesi benimsenmiştir. Bu kavramlar; hâkimin, herhangi bir talep olmadan, maddi vakıanın ortaya çıkarılmasına yönelik her türlü soruşturma işlemini yapmakla yükümlü olduğunu; ancak, yargılama sonunda nihai kararını verirken, sadece duruşmada ikame olunan delillere dayanabileceğini öngörmektedir. Vicdani kanaat, hâkimin duygu ve düşünceleri değil; somut, objektif, akılcı, amaca elverişli ve gerçek deliller üzerine inşa edilebilir. Hâkimin hayat tecrübesi, hukuk bilgisi, genel kültürü ve sair özellikleri elbette hükmün kurulmasında etken olacak niteliklerdir. Ancak, hukuki meselenin öncesinde halledilmesi gereken maddi meselenin çözümünde, akıl ve mantık kuralları ön plânda olduğundan, varsayımlara, genellemelere ve karinelere yer yoktur. Yargılama konusu olan her eylem diğerinden farklı olup, yargılama makamının görevi, eylemin gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırmak, gerçekleşmiş ise özelliklerini belirlemektir. Bu faaliyet de ancak, gerçek ve akılcı delillerin mantık kuralları çerçevesinde irdelenmesiyle yapılabilir. Ceza yargılamasında hukuk usulünden faklı olarak delil serbestisi bulunduğundan, maddi gerçeğin ortaya konulmasında, hukuka aykırı olmamak şartıyla her türlü delile başvurulabilir. Elbette yargılama makamını teşkil eden hâkim veya hâkimlerin, delillerin ikamesi, tartışılması ve tahlili ile hüküm kurulması aşamalarında, insan unsurunun işe dâhil olması nedeniyle bireysel katkılarının olması kaçınılmazdır. Bu katkılar ve yorumlar, aslında hukukun insana özgü bir bilim olması nedeniyle arzulanan bir durumdur. Ancak, delil değerlendirmesinde yardımcı bir unsur olarak dikkate alınabilecek ve ceza yargılama hukukunda "tecrübe kaidesi" olarak nitelenen hu kişisel bakış açısının, hiçbir zaman ve hiçbir nedenle objektif ve gerçek delillerin önüne geçemeyeceği aşikârdır. Hâkimin bu kişisel yetisinin, sadece, somut delillerin birbirine bağlanması bakımından hukuki bir değeri bulunmaktadır. Kaldı ki; bu işlem de, makul ve inandırıcı sebepler gösterilmek suretiyle gerekçeli hükümde sergilenebilmelidir.
Somut olayımızda; sevk döneminde askerlik şubesine zamanında başvurmamış olan sanığın, bir hafta sonra müracaat ederek bir sağlık raporu sunması söz konusudur. Bu raporun şekil şartlarım taşıdığı ve raporun düzenlendiği kurumda kaydının bulunduğu açıktır. Sanık, rahatsızlığı nedeniyle bu raporu aldığını öne sürmüştür. Dava dosyasında bulunan ve usulüne uygun olarak ikame olunmuş bu delillerin aksi yönünde, yani sanığın sevk tarihinde rahatsız olmadığını ve raporun gerçeği yansıtmadığını ortaya koyan herhangi bir delil mevcut değildir. Sanığın önceki celp dönemlerinde rahatsızlığına ilişkin raporlar sunmuş olması, yargılama konusu eylem bakımından ikame olunan somut ve gerçek delillerin itibar görmemesini gerektirmez. Kaldı ki, bu raporlar hukuken geçerli görülüp, sanık hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararlan verilmiştir. Hâkimin, hayatın olağan akışını nazara alarak, iki ayda bir ve belirli tarihlerde rahatsızlanmanın tesadüf olamayacağını düşünmesi çok doğal ve isabetlidir. Ancak, bu sadece bir şüpheden ibaret olup, söz konusu raporun sıhhatinin araştırılması yönünde hâkimi harekete geçirebilir. Yoksa aksine dair herhangi bir kanıt elde edilememiş iken, somut ve gerçek bir delilin yok sayılmasına sebep olamaz. Sırf şüphelere binaen ve somut deliller göz ardı edilerek hüküm kurulduğunda ise, vicdani kanaat değil, kişisel kanaat ile karar verildiği anlaşılır ki, bu da ceza yargılamasının genel prensiplerine ve hatta Anayasaya aykırıdır.
Bu itibarla; sanığın ileri sürdüğü rahatsızlığına ilişkin sahih bir rapor dava dosyasında iken, geçerli bir mazeret teşkil eden bu rapor nazara alınmaksızın mahkûmiyet hükmü kurulması yasaya aykırı bulunmuş ve askeri mahkemenin direnmek suretiyle kurduğu mahkûmiyet hükmünün sübut yönünden bozulmasına karar vermek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy