(647 S. K. m. 5) (6183 S. K. m. 51)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, 4786 sayılı Kanun ile 647 sayılı Kanunun 5'inci maddesinde yapılan değişiklik ile getirilen gecikme zammı uygulamasının, yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önceki suçlan da kapsayıp kapsamadığı noktasındadır.
Daire: yasa hükmünün, yayım tarihinden önceki suçlan da kapsamasının "suç ve cezaların kanuniliği" ilkesine ve TCK' nın 272'nci maddesindeki "lehe kanun tatbik ve infaz olunur" hükmüne aykırı olduğu sonucuna ulaşmış iken; Başsavcılık, değişiklik ile para cezalarının ödenmemesi hâline ilişkin bir düzenleme yapıldığı ve bunun ek bir mükellefiyet olarak değerlendirilemeyeceği düşüncesindedir.
Bu çerçevede yapılan incelemede;
20.8.1998 tarihinde son yoklamasını yaptırması gerektiği hususu 6.8.1998 tarihinde babasına tebliğ olunan sanığın, gerek çağrıldığı tarihte ve gerekse emsallerinin sevk tarihi olan 27.5.1999 tarihinde askerlik şubesine gelmediği, 3.8.2001 günü Beyoğlu Askerlik Şubesine başvurup yoklamasını yaptırdığı ve geçerli bir mazereti bulunmayan sanığın 28.5.1999-3.8.2001 tarihleri arasında yoklama kaçağı suçunu işlediği dosya kapsamından anlaşılmışın,
8.1.2003 tarih ve 4786 sayılı Kanun ile 647 sayılı Cezaların infazı Hakkında Kanunun 5'inci maddesine; "Mahkeme, ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir aylık sürenin sona erdiği veya takside bağlanıp da taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi nedeniyle geri kalan miktarının tamamının muaccel olduğu tarihten başlayarak ödenmeyen para cezasına. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunun 5l'inci maddesinde belirlenen gecikme zammı oranının yarısı oranında gecikme zammı uygulanmasına da karar verir" fıkrası eklenmiş; ayrıca, 6183 sayılı Kanunun 51'inci maddesinin 3'üncü fıkrasında esaslı bir değişiklik yapılıp, mahkemelerce hükmolunan para cezalarına gecikme zammı yürütülmemesi uygulamasına son verilerek, Gecikme zammı; 213 sayılı Vergi Usulü Kanununa göre uygulanan vergi zıyaı cezalarında bu madde uyarınca belirlenen oranda, mahkemeler tarafından verilen ve ceza mahiyetinde olan amme alacaklarında ise bu oranın yarısı ölçüsünde uygulanır hükmüne yer verilmiştir.
4786 sayılı Kanun Tasarısına ait "genel gerekçede"; "Uygulamada para cezasına hükümlü kişi uzun süre yakalanamadığında, para değerindeki düşüş nedeniyle ceza caydırıcı vasfını kaybetmekte, yakalandığında para cezasını ödeyerek hapis yatmaktan kurtulmaktadır. Tasarıyla kesinleşmiş para cezasını geç ödemek suretiyle bundan çıkar sağlayanların bu istifadelerine son vermek amacıyla, mahkemece para cezasına hükmolunduğunda ödenmeyen para cezasından yıllık %50 oranında gecikme zammı alınmasına da karar verilmesi esası getirilmektedir. Tasarıyla ayrıca 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51' inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan ceza mahiyetinde olan amme alacaklarına gecikme zammı uygulanmayacağına ilişkin hüküm de bu değişikliğe koşul olarak yeniden düzenlenmiştir." denilmiş; Hükümetin teklif ettiği metin TBMM Adalet Komisyonunda değişikliğe uğramış ve "yıllık %50 oranı" yerine "6183 sayılı Kanunun 51' inci maddesinde belirlenen oranın yarısı" hükmü benimsenmiştir.
Anayasamızın "Suç Ve Cezalara İlişkin Esaslar" başlıklı 38' inci maddesinin ilk iki fıkrası:
"Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz: kimseye suç işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
Suç ve ceza zaman asımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır." şeklindedir.
TCK' nın 2'nci maddesi:
"İşlendiği zamanın kanununa yöre cürüm veya kabahat sayılmayan fiilden dolayı kimseye ceza verilemez. İşlendikten sonra yapılan kanuna göre cürüm veya kabahat sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz. Eğer böyle bir ceza hükmolunmuş ise icrası ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar.
Bir cürüm veya kabahatin işlendiği zamanın kanunu ile sonradan neşrolunan kanunun hükümleri birbirinden farklı ise failin lehinde olan kanun tatbik ve infaz olunur." hükmünü amirdir.
"Evvelki ve sonraki kanunların lehte olanını tayin hususunda bu kanunların suç hakkında koydukları cezalara bakmak lâzımdır. Takat lehteki kanunun tayin hususunda yalnız cezaları nazara almak kâfi değildir. 2'nci maddenin son fıkrasında cezalar dan değil, "kanunun hükümleri" nden bahsedilmesi de bu lüzuma işaret eder. Ceza ehliyetine, suç unsurlarına, kanuni lütuflara (adli tevbih tecil, vs.), zaman aşımı, içtima, tekerrüre, takip şartlarına (takibi şikâyete bağlı olmak veya olmamak gibi), cezaya müessir sebeplere, cezai neticelere ait hükümleri de nazara almak lâzımdır." (Faruk EREM, TCK ŞERHİ, Genel Hükümler, Ankara 1993, Cilt l, Sayfa 36) şeklindeki görüş ışığında konu ele alındığında., gecikme zammının niteliğinin irdelenmesine ihtiyat duyulmaktadır.
Anayasamızın çerçevesini çizdiği ve Türk Ceza Kanununun içeriğini belirlediği, "kanunsuz suç ve ceza olmaz" ve "lehe kanunun uygulanması" prensiplerinin, konumuzu ilgilendiren yönü öncelikle, gecikme zammının bir "ceza" veya "mahkûmiyetin sonucu" olup olmadığıdır.
TCK' nın 11 ila 27nci maddeleri ve ASCK' nın 20 ila 35' inci maddeleri arasında "cezalar" sayılıp açıklanmıştır. Ayrıca, TCK' nın 31-43' üncü maddelerinin yer aldığı Üçüncü Babında "Ceza Mahkûmiyetinin Neticeleri ve Tarzı İcraları" düzenlenmiştir. Gerek cezaların ve gerekse mahkûmiyetin neticelerini oluşturan hukuki müesseselerin, hükümlü hakkında doğrudan tatbik kabiliyetlerinin bulunduğu ve bir ihtimal üzerine uygulanmalarının öngörülmedikleri açıktır. Mahkemelerce doğrudan hükmolunmayan ve ancak sonuç cezanın zamanında ve hükümlünün kusuru nedeniyle itiraz edilememesi üzerine tahakkuk ettirilen gecikme zammının, yukarıda değinilen düzenlemeye nazaran, "ceza" veya "mahkûmiyetin bir neticesi" olarak görülmesi mümkün değildir. Nitekim kanun koyucu, sadece 647 sayılı Kanunun 5'inci maddesine gecikme zammı kurumunu getirmekle kalmamış ve 6183 sayılı Kanuna da paralel hüküm koymak suretiyle, Kanun Tasarısının gerekçesinde açıkça sergilediği gibi, cezasını ödemekten kaçan hükümlüler bakımından ek bir tedbir almayı öngörmüştür. Esasen, infazdan kaçan hükümlünün gecikme zammına muhatap olması sağlanmak sureliyle, ceza adaleli ve infazda eşitlik temin edilmeye çalışılmıştır.
Bu itibarla, 647 sayılı Kanunun 5'inci maddesinde yapılan değişiklik ile getirilen "gecikme zammı" uygulaması, TCK' nın 2/2*nci maddesi kapsamında lehe kanun irdelemesini gerektirecek bir hukuki düzenleme olarak görülmemiş. Başsavcılığın isabetli bulunan itirazının kabulü ile Daire kararının kaldırılarak mahkûmiyet hükümlerinin onanmalarına karar vermek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy