(353 S. K. m. 162)
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlığın konusu; sanık hakkında tehlikeli şekilde araç kullanmak suçundan dolayı Cumhuriyet savcılığınca verilen takipsizlik kararının askeri mahkemede görülmekte olan hizmette tekâsül sonucu askeri aracın mühimce hasarına uma sehebiyel vermek suçu bakımından kesin hüküm niteliğinde olup olmadığı noktasındadır.
Daire; sanığın işlediği eylemin TCK'nın 565 ve ASCK'nın 137'nci maddesinde yer alan suçları oluşturmasından dolayı, TCK'nın 565'inci maddesiyle ilgili olarak verilen takipsizlik kararının diğer suç hakkında hüküm verilmesine engel olamayacağını, bu nedenle de; TCK'nın 79'uncu maddesi gereğince en ağır cezayı içeren ASCK'nın 137'nci maddesinin tatbiki suretiyle mahkûmiyet kararı verilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varmış iken,
Başsavcılık, sanık hakkında tehlikeli şekilde araç kullanmak suçundan dolayı verilen takipsizlik kararının teknik anlamda kesin hüküm niteliğinde olduğunu, kesin hükmün sonuçlarını doğuran bir karara rağmen ASCK'nın 137'nci maddesiyle ilgili olarak açılan davanın askeri mahkemece reddedilmesi gerektiğini ileri sürerek, onamaya ilişkin Daire kararına itirazda bulunmuştur.
Sanığın, 15.5.2002 tarihinde şoförü olduğu 705024 plakalı Renault-19 marka askeri araçla Kırıkkale ili Delice ilçesi Hacıobası Köyü yol ayrımı civarında seyir hâlinde iken araç komutanının ikazı üzerine yanmakta olan dörtlü lambaları söndürmek için elini uzattığında aracın sol şeride geçtiği, araç komutanının ikazıyla karşıdan araç geldiğini gören sanığın bu kez direksiyonu aniden sağa doğru kırdığı, bunun sonucu olarak da hâkimiyeti kaybedilen aracın yoldan çıkarak takla atmasına sebebiyet verildiği, meydana gelen kaza sonucunda askeri araçta 4.674.583.600 TL tutarında hasar oluştuğu sabit olup, esasen bu konuda Daire ile Başsavcılık arasında herhangi bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.
Sanık, aşamalarda tespit olunan sorgu ve savunmalarında; olayın meydana geldiği ana kadar aşırı bir sürat yapmadığını, dörtlü lambaları söndürmeye çalıştığı bir esnada karşıdan aracın gelmesi nedeniyle direksiyonu sağa kırdığını beyan etmiş olup, bu husus; yargılama konusu olayın tek görgü tanığı durumundaki araç komutanı Uzm J.Çvş. M.D.'nin yeminli ifadesiyle de desteklenmiş durumdadır.
Sanığın sorgu ve savunması ile aynı doğrultudaki tanık beyanı dikkate alındığında; sanığın sürücüsü bulunduğu aracı kazanın meydana geldiği ana kadar normal hız limitlerinde kullandığının, aracın sadece hadisenin meydana geldiği zaman dilimi içerisinde önceden belirlenen sürat sınırlarını aştığının, sanığın aracın farlarını kapatmak üzere gözlerini yoldan ayırdığında dikkatinin dağılarak aracının karşı şeride geçmesine engel olamadığının, yine sanığın araç komutanının ikazıyla karşıdan araç geldiğini görerek direksiyonu sağa doğru kırdığının, bu şekilde hâkimiyeti kaybedilen aracın yoldan çıkarak takla attığının kabulü gerekmektedir..
Sanığın, sadece kazanın meydana geldiği zaman dilimi içerisinde tehlikeli şekilde araç kullanmasından dolayı, bu eylemi ile askeri aracın hasarına sebebiyet vermek eylemi arasında TCK'nın 79'uncu maddesinde belirtildiği şekliyle fikri içtima hâli bulunmaktadır. Bu şekildeki bir kabulün ise sanığın iki ayrı suç tipinden dolayı ayrı ayrı cezalandırılmasına engel teşkil edeceği açıktır.
Meselenin bu şekilde ortaya konulmasının ardından, fikri içtimaı oluşturan ihlâllerden biriyle ilgili olarak verilen takipsizlik veya kovuşturmaya yer olmadığı kararlarının, 353 sayılı Kanunun 162/son maddesinin öngördüğü biçimde davanın reddini gerektirip gerektirmeyeceğinin tartışılması gerekmektedir.
"...TCK'nın 119uncu maddesinde düzenlenen ön ödeme müessesesi, esas itibarıyla kamu davası açılmadan ve/veya yargılama yapılmadan failin cezalandırılmasına imkân veren bir kurum olup, ön ödeme talebinin yerine getirilmemesi aynı zamanda bir dava (Ceza Muhakemesi) şartıdır..." (Prof.Dr. Bahri ÖZTÜRK Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku 1994- s. 436).
İnceleme konusu olayımızda, tek bir fiil ile doğmasına sebebiyet verilen ihlâllerden ilki olan tehlikeli şekilde vasıta kullanma eylemiyle ilgili olarak, sanık hakkında Delice Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlık soruşturmasına başlanılmış ve atılı fiilin TCK'nın 119'uncu maddesi kapsamında, kaldığı belirtilerek, sanığa ön ödeme ihtaratında bulunulmuştur. Sanık İ.B. ise, ön ödeme çağrısını kabul ederek kendisinden ödenmesi istenen tutarı ilgili vergi dairesine yatırmış, bunun üzerine Delice Cumhuriyet Başsavcılığının 25.2.2003 gün ve 2002 hazırlık/96 ve 2003/23 sayılı kararı ile sanık hakkında "Kamu adına takibat icrasına mahal olmadığı" kararı verilmiştir.
Ön ödeme talebinin yerine getirilmesi sonucunda verilen takipsizlik veya kovuşturmaya yer olmadığı kararları, kolektif bir yargılama (son soruşturma) faaliyeti sonucunda tesis edilmemelerinden dolayı kesin hüküm özelliğine sahip değildir, lisasen, yargılama makamı niteliğinde olmayan Cumhuriyet başsavcılığının verdiği takipsizlik kararı dava açılmasını gerektirecek yeni delillerin ortaya çıkması hâlinde geri alınabileceğinden, dava zamanaşımı süresi içerisinde kamu davası açılmasına yasal bir engel oluşturmamaktadır (CMUK.167/2) Bu husus YCGK'nın 9.4.1984 gün ve 2-345/129 E.K sayılı kararında da açık bir biçimde belirtilmiştir. Diğer yandan, Adalet Bakanının yazılı emri doğrultusunda önceden takipsizlik kararı verilen bir eylem hakkında sonradan dava açılabilmesi kanuni imkân dahilindedir. (CMUK. 148/3)
Keza, takipsizlik ve kovuşturmaya yer olmadığı kararlarına karşı Yargıtay ve Askeri Yargıtay nezdinde temyiz veya itiraz yoluna başvurularak, kararların hukuka ve kanuna uygun olup olmadığını denetleyebilme imkânı bulunmadığından, kanuni başvuru yolları konusunda ortaya çıkan bu fark, belirtilen kararların hukuki bir kesinlik (değiştirilemezlik) kazanmasına da imkân vermemektedir.
Bu yönüyle; mahiyeti itibariyle hukuk âleminde dokunulmaz ve ilişilmez durumda olmayan ön ödeme sonucunda verilen takipsizlik ve kovuşturmaya yer olmadığı kararlarının kesin hüküm niteliğinde olmadığı ortadadır.
Ancak, aynı sanığın tek bir fiilinden doğan ihlallerden biri hakkında verilen takipsizlik kararının, bu eylemle doğrudan irtibatlı durumdaki hizmette tekâsül sonucu askeri aracın mühimce hasarına sebebiyet vermek suçu açısından da olumsuz bir dava (muhakeme) şartı niteliğinde olduğu, dolayısıyla da Cumhuriyet başsavcılığınca tehlikeli şekilde vasıta kullanmak suçundan dolayı tesis edilen ön ödemeye bağlı takipsizlik kararının, ASCK'nın 137'nci maddesinde belirtilen suçun yargılama konusu yapılmasına engel teşkil edeceği sonucuna varılarak, sanık hakkında hizmette tekâsül sonucu askeri aracın mühimce hasarına sebebiyet vermek suçundan dolayı açılan kamu davası ile ilgili olarak davanın reddine karar verilmesi yerine mahkûmiyet yönünde hükme varılması kanuna aykırı görülmüştür. Askeri Yargıtay l'inci Dairesinin 5.3.2002 gün ve 2003/203-201, 15.1.2003 gün ve 2003/62-60; 2'nci Dairenin 17.2.1993 gün ve 1993/90-85; 12.12.2001 gün ve 1027-1020, 3'üncü Dairenin
15.1.2002 gün ve 2002/42-37, 14.4.2004 gün ve 2004/410-404, 4'üncü Dairenin 27.6.2001 gün ve 2001/499-495, 1.11.2000 gün ve 2000/766-762 sayılı kararları da bu görüşü destekler mahiyettedir.
Bu itibarla; Askeri Yargıtay Başsavcılığının isabetli görülen itirazının kabulü ile onamaya ilişkin 4'üncü Daire kararının kaldırılmasına, mahkûmiyet hükmünün sanığın temyiz itirazına atfen ve resen bozulmasına karar verilmiştir.
Bir kısım Üyeler ise; YCGK'nın değişik yıllarda vermiş olduğu kararlarında belirtildiği gibi, TCK'nın 119'uncu maddesine tâbi olmadığı anlaşılan bir suçta, savcının yanılıp ön ödemeye bağlı olarak verdiği takipsizlik kararına kesin hüküm niteliği tanınamayacağını, bu sebeple unsurları itibariyle oluşan hizmette tekâsülle askeri aracın hasarına sebebiyet vermek suçundan açılmış olan davaya devam edilmesi gerektiğini kabul ederek çoğunluk görüşüne katılmamıştır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy