(1632 S. K. m. 132)
Daire ile askeri mahkeme arasındaki uyuşmazlık; atılı arkadaşının bir şeyini çalmak suçunun sübuta erip ermediğinin tespiti bakımından noksan soruşturma bulunup bulunmadığıdır.
Daire; eylem tarihinden önce gelirini aşacak şekilde harcama yaparak cep telefonu satın alan sanığın, söz konusu cep telefonuna borç karşılığında mı, yoksa peşin para ödeyerek mi sahip olduğunun araştırılmasının ardından, elde edilecek olan kanaate göre hüküm kurulması gerektiğini kabul ederken,
Askeri mahkeme; bu doğrultuda yapılacak bir araştırmanın, eylemin sübutu açısından herhangi bir önem taşımayacağını ileri sürerek, eski hükümde direnmek suretiyle sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Sanık J.Er M.Ö., şüpheli sıfatıyla alınan 21.4.2003 tarihli birlik ifadesinde, J.Er R.S.'ye ait olup içerisinde 55.000.000 TL para bulunan cüzdanı gizlice çaldığını, içerisinde bulunan parayı aldıktan sonra cüzdanı kalorifer dairesinin arkasına attığını beyan etmiş iken,
Askeri mahkeme huzurunda tespit olunan sorgu ve savunmalarında, hakkındaki iddiaların aksine böyle bir suçu işlemediğini, karakol komutanının tehdit ve müessir fiili sonucunda eylemi üstlenmek zorunda kaldığını beyan etmiştir. Sanığın eylemini ikrar ettiği birlik komutanlığı ifadesini alan Maden J.Karakol Komutanı J.Bçvş. O.K.ile Karakol Komutan Yardımcısı J.Astsb.Kd. Çvş. A.K., tanık sıfatı ile huzurda tespit edilen yeminli ifadelerinde, sanığa herhangi bir baskı veya tehdit uygulamadıklarını, suçunu itiraf ettiği takdirde kendisine yardımcı olacaklarını söylemelerinin ardından, sanığın suçunu ikrar ettiğini beyan etmişlerdir.
Tanıklar J.Er Ö.T. ve J.Er R.S., huzurda tespit edilen yeminli anlatımlarında, sanığın A.K. astsubayın yanında parayı kendisinin çaldığını söylediği esnada yüzünde korku dolu bir ifade bulunduğunu beyan etmişlerdir.
Mağdur J.Er R.S.'ye ait cüzdan kilitli bir dolaptan çalınmıştır. Şırnak İl Merkez Jandarma Komutanlığının 23.9.2003 tarihli cevabi yazısında da açıklandığı üzere, askerlere ait soyunma dolaplarının aynı tip olmasından dolayı, bu dolaplara ait anahtarlardan herhangi biri diğer dolapların kilidini rahatlıkla açabilmektedir. Bu bilgi, mağdur R.S.'nin cüzdanının bölükte görevli diğer askerlerden herhangi biri tarafından çalınmış olma ihtimalini de ortaya koymaktadır. Olaydan hemen sonra herhangi bir arama yapılmadığından, çalındığı iddia edilen para ve paranın içerisinde bulunduğu cüzdan sanığın üzerinde veya eşyaları arasında ele geçmiş de değildir.
Tanık J.Astsb.Kd.Çvş. A.K.. yeminli ifadesinde, sanığın çaldığı cüzdanı önce kaloriferhanenin arkasına attığını söylediğini, burada yapılan araştırmada cüzdanın bulunamaması üzerine sanığın bu kez cüzdanı banyonun arkasına attığını ileri sürdüğünü, ancak burada yaptıkları arama sonucunda da cüzdanı bulamadıklarını beyan etmiştir.
Hür iradesiyle ifade veren bir kişinin, birkaç gün evvel işlediği ve itiraf ettiği eyleminin tamamlayıcı unsurlarından olan "çaldığı cüzdanı nereye koyduğunu hatırlayamaması" hayatın olağan akışına uygun düşmediği gibi, bu husus açıklamaların ikrar olarak kabulü konusunda da şüpheye neden olmaktadır.
Sanığın, atılı arkadaşının eşyasını çalmak suçunu işlediğini gören herhangi bir tanık bulunmadığı gibi, mağdur R.S.'ye ait cüzdanın sanığın egemenlik sahasına girip girmediği kesin delillerle ortaya konmuş değildir.
Sanığın askeri savcı tarafından alınmış hazırlık ifadesi bulunmadığından, birlik komutanlığındaki ifadesinin kamu davası açmaya yetkili makam huzurunda tekrarlandığını söylemeye de imkân yoktur.
Anayasamızın 138/1'inci maddesine göre; "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler." Bu genel hükümde değinilen "vicdani kanaat" ancak hukuk tarafından şekillendirilebilir ve sınırlandırılabilir. Hukukun kurallarını belirlediği yargılama usulü içerisinde, hâkim hiçbir etki altında kalmadan tamamen vicdani kanaati doğrultusunda kararını verir.
Ceza yargılaması hukukunda, medeni yargılama usulündeki "kesin delil" sistemi değil, "vicdani delil sistemi" geçerlidir. Bu medeni yargılama usulündeki "taleple bağlılık sistemi" yerine, "resen araştırma ilkesinin" benimsenmiş olmasının bir sonucudur. Bu sistemde her türlü delil aracı, kural olarak, maddi gerçeğin ortaya konulmasında kullanılabilir. Delillerin değerlendirmesinde, hâkimi bağlayan ve sübutun hangi aşamada ve hangi delillerle gerçekleştiğinin kabulünü öngören herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak, "üstün hukuki değerlerin" zedelenmesini önlemeyi amaçlayan kimi usul hükümleri, hâkimin bu geniş takdir yetkisini bir ölçüde sınırlayabilmektedir.
Vicdani kanaat, hâkimin duygu ve düşünceleri ile değil; somut, objektif, akılcı, amaca elverişli ve gerçek deliller üzerine inşa edilebilir. Hâkimin hayat tecrübesi, hukuk bilgisi, genel kültürü ve sair özellikleri elbette hükmün kurulmasında etken olacak niteliklerdir. Ancak, hukuki meselenin öncesinde halledilmesi gereken maddi meselenin çözümünde, akıl ve mantık kuralları ön plânda olduğundan, varsayımlara, genellemelere ve karinelere yer yoktur. Yargılama makamını oluşturan hâkim veya hâkimlerin, delillerin ikamesi, tartışılması ve tahlili ile hüküm kurulması aşamalarında, insan unsurunun işe dâhil olması nedeniyle bireysel katkılarının olması kaçınılmazdır. Bu katkılar ve yorumlar, aslında hukukun insana özgü bir bilim olması nedeniyle arzulanan bir durumdur. Ancak, delil değerlendirmesinde yardımcı bir unsur olarak dikkate alınabilecek ve ceza yargılama hukukunda "tecrübe kaidesi" olarak nitelenen bu kişisel bakış açısının, hiçbir zaman ve hiçbir nedenle objektif ve gerçek delillerin önüne geçemeyeceği aşikârdır.
353 sayılı Kanunun 96/3'üncü maddesi: "Sanık suçunu itiraf etse bile, öz vakıanın soruşturulması gerekir" hükmünü amirdir.
353 sayılı Kanunun 156/1 'inci maddesi: "Sanığın, askeri savcı tarafından düzenlenen tutanaktaki ifadesi ikrarına delil olmak üzere okunabilir" hükmünü içermektedir.
Yine aynı kanunun 163'üncü maddesi: "Askeri mahkeme irat ve ikame olunan delilleri, duruşmada edineceği kanıya göre değerlendirir. Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez." şeklindedir.
Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere, asıl olan, duruşmada ikame olunan ve yasaya uygun olarak elde edilen delillere göre vicdani kanaatin oluşturulmasıdır. Sanık suçunu itiraf etse dahi, eylemin gerçekleşip gerçekleşmediğine dair her türlü araştırma yine yapılacaktır. İkrarın, hâkim nezdinde delil değeri kazanabilmesi için, askeri savcı huzurunda yapılmış olması gereklidir. Ancak, başta yapılan açıklamalarda değinildiği gibi, ceza yargılamasında vicdani delil sistemi geçerli olduğundan, ikrarın tek başına varlığı, hâkimin eylemi sabit görmesini gerektirmeyebilir. Hazırlık ifadesinde suçunu ikrar etmiş olan sanığın, itirafı isnat edilen suçu imlediğine dair maddi delillerin varlığı ile desteklenmesi hâlinde, bu hazırlık ifadesi de sübut delilleri arasında değerlendirilebilir. Her ceza yargılaması faaliyeti kendi içerisinde bir bütünlük arz ettiğinden, usul hükümlerinin koruduğu hukuki değerler ile yargılama konusuna dair maddi bulgular birlikte değerlendirilmek suretiyle, yargılamanın hukuka uygunluğu konusunda belirleme yapılmalıdır. Ancak, usul yasasının mutlak surette yasakladığı hususlar ilk plânda nazara alınmalı, "yasaya aykırı olarak elde edilmiş bulgular" ve yasal usullerle yapılmış sorgular veya temin edilmiş ifadeler delil değerlendirmesinde kesinlikle dahil edilmemelidir.
Askeri Yargılayın yerleşik uygulamasında kabul gördüğü üzere; "'yasak sorgu yöntemleri" konusunda, 353 sayılı Kanunda hiçbir düzenleme bulunmadığından, CMUK'un 135/a maddesi askeri mahkemeler tarafından da kıyasen uygulanır.
CMUK'un 135/a maddesi: "İfade verenin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, zorla ilâç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedeni veya ruhi müdahaleler yapılamaz.
Kanuna aykırı bir menfaat vaat edilemez.
Yukarıdaki fıkralarda belirtilen yasak yöntemlerle elde edilen ifadeler rıza olsa dahi, delil olarak değerlendirilemez." hükmünü içermektedir.
Bu açıklamalardan sonra, dava dosyasındaki delil ve belgeler ele alındığında;
Arkadaşının parasını çalmak iddiasıyla hakkında soruşturmaya başlanılan sanığın; kendisi ile ilgili isnatların (Birlik Komutanlığınca) ailesine telefon açılarak duyurulduğunu öğrenmiş olmanın yarattığı üzüntü ve şaşkınlığın etkisi ile; üst ve amirlerinin suçunu itiraf ettiği takdirde kendisine yardım edileceği yönündeki şarta bağlı vaatlerine itibar ederek, kendisine önerilen yardımı; hakkında yasal işlem yapılmayacağı şeklinde yorumlayabileceği, bu psikolojinin tesiri ile de gerçekte işlemediği bir suçu kabul etmiş olabileceği imkân ve ihtimal dahilindedir.
Diğer yandan, askeri birlik içerisinde cep telefonu bulundurulması hizmete ilişkin emirlerle yasaklandığından; sanığa cep telefonu sattığı ileri sürülen J.Er N.S.'nin kendisi hakkında emre itaatsizlikle ısrar suçundan dolayı cezai işlem yapılmasına imkân verilebilecek nitelikte bir beyanda bulunmaktan ve sanığa cep telefonu sattığını açıklamaktan kaçınabileceği gözden uzak tutulmamalıdır. Esasen J.Er N.S., yukarıda açıklanan durumundan ötürü CMUK'un 50nci maddesi gereğince tanıklıktan çekinme hakkına da sahiptir. Sanığın olay tarihinde gelirinin üstünde harcama yapmasının sebebinin arkadaşının parasını çalmak eyleminden kaynaklandığını söylemek ise, hiçbir delil ile ispatlanmayan bir varsayımdan ibarettir. Bu nedenle, Dairenin eylem bütünü içerisinde noksan soruşturma bulunduğuna ilişkin tespit ve değerlendirmelerinde isabet görülmemiştir.
Ancak; son soruşturma sürecinden başlayarak, üzerine atılı suçu işlemediği yönünde istikrarlı açıklamalarda bulunan sanığın, bu beyanlarının aksinin mahkûmiyete yetecek, kesin ve her türlü şüpheden arınmış delillerle ortaya konamamış olması sebebiyle, eylemin sübutu konusunda giderilemeyen şüphenin sanık lehine yorumlanması ve bunun sonucu olarak da atılı suçla ilgili olarak beraat kararı verilmesi gerekirken, mahkûmiyet yönünde hükme varılması kanuna aykırı görülmüş ve direnmeye ilişkin mahkûmiyet kararının sübut (esas) yönünden bozulmasına karar verilmiştir
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy